Güven

Hayatta babana bile güvenmeyeceksin demişler.

Ben de öyle dedim Coffee’ye. Bana güvenip de sokak köpeklerine lolo molo yapma. Her seferinde kurtaramam seni. Bu da can. Yoruluyor.

Hava güneşli, nasıl güzel. Kemikler -oh- ısınıyor. Coffee’yle sabah yürüyüşümüz için bizim malum yokuştan aşağı salınıyoruz. Mahalleye yeni sığınmış sarılı kahveli bir Sokkö bey yokuştaki kaldırımın kenarında, çalıların arasına konuşlanıp yayılmış, güneş banyosu yapıyor. Farketmiyoruz. Önünden geçeyazıyoruz. Mıntıka sınırına girmemizle Sokkö bey yattığı yerden fırlıyor, diş göstererek havlıyor.

“Güven” okumaya devam et

Terapi Niyetine #1: Yedi

Bugün yogada ağladım. İçimden hüngür hüngür boşalmak geliyordu. Yaşadığımsa titreyen dudaklar, sulanan gözlerle içeri akan birkaç damlaydı. Gözyaşı pınarlarım kurumamıştı, şükran doluydum, ama gürül gürül coşup çağlamıyordu. Halbuki damlaların etkisi çölde susuz kalıp yağmura yakalanmak gibiydi. İçim usul usul yıkandı.

Pazar gününü çok tatsız geçirdim. Konuşmak, yazışmak, dışarı çıkmak, okumak, yazmak, izlemek, dinlemek, bunlardan hiçbirine ne tahammülüm ne halim vardı. Kendi içime dönebilecek durumda da değildim. Nefesim de bedenim de benden uzaktı. Hepimiz ayrı bir mağaraya çekilmiş, matem halindeydik. Üstüne yatıp uyumak, Pazartesi sabahları stüdyoda yaptığım yin yoga dersine gitmek kendime koyabildiğim tek ve yegane hedefti. Sadece önümdeki yirmidört saati düşünebilirdim.
“Terapi Niyetine #1: Yedi” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: