Dene

04.00 – 05.00

Uykunun bölündüğü bir sabaha dönüş. Saat dört civarı, ama başlangıç daha da erken. Üç buçuk desem yeri. Suçu bu sabahki dolunaya atabilirim -kafamı çıkardım ama göremedim, kar da yok, hafif grimsi bir don örtüsü- ya da dün gece yediğim bol körili -kari kariii- hint yemeklerine vurabilirim -biraz hararetlendimle kan ter içindeyim arası salındım ve başucumdaki suyu lıklıklık bitirdim- içki içtim de cine bağladım desem pek sayılmaz, bir kadeh meyveli kokteyl, üstüne de bol su -meyvenin adı çarkıfelek ama İngilizcesine baksan bir tutku bir tutku*, belki yanıp da uyanmanın bir başka sorumlusu-. O ya da bu, masa başında parmaklarımla tıpırdıyorum, saatin triktraklarını bedenime veriyorum. Uyusun da büyüsün ninnisi.

“Dene” okumaya devam et

Geveze

Geceyarısına beş var. Yatmadan iki satır karalayabilir miyim?

Solumdaki küçük hoparlörde yaylı sazlar ve vokaller, yan duvarındaki kalorifer borularında çat-çut-çatlamalar, sağımdaki küçük yeşil mumlukta fıtır fıtır can çekişen ölgün mum fitili, laptopun ısınıp uçuşa geçen havalandırma sesi, yukarıda hala topuklu terlikleriyle dolaşan komşu, içeride hıthıthıt içini çekerek uyuyan Coffee.

Masamın üstü dağınık. Çalışılmış hissi, kokusu, dağınıklığı.

Çalışan insanın masasında neler olur mesela? “Geveze” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: