Dolunay İkizler’de – Anlamlı Bütün, Mantıklı Sorgulamalar

Kafamdaki düşüncelere mi odaklansam bütünün anlamını mı yorumlasam? Yolculukta kalıp kendime mi inansam, aklın getirdiği sorgulamalar, sebep sonuçla bilgiyi detaylandırıp duygusal ihtiyaçlara mı baksam?

İkizler’de bugün, 6 Aralık 2014 saat 14.26’da oluşan Dolunay’da işte böyle bir ikilem içinde bulabiliriz kendimizi. İnandıklarımızla düşündüklerimiz, anlamla bilgi, içgörüyle mantık arasında bir gelgit.

Yay döneminde olduğumuz şu zamanlar olayları bütünsel olarak algılamaya, olanlara anlam katmaya müsait olduğumuz, serüvenimizi ne kadar uzağa taşıyabilirsek vizyonumuzu o kadar genişlettiğimiz, iyimser ve inançlı olduğumuz bir dönemden bahsedebiliriz. 22 Kasım 2014’te bu konular özelinde bir başlangıç yapmak üzere Yay’da Yeniay oluşmuştu. Siz bu dönemi nasıl değerlendirdiniz? Kendinizi aşmak, kişisel yolculuğunuzu uzaklara götürmek, genişlemek, ilerlemek anlamında somut adımlarınız oldu mu? Duygusal ve ruhsal olarak kendinizi üst benliğinize taşıma babında ne deneyimler yaşadınız, yaşamaktasınız? Farkındalıkla ya da farkında olmadan böylesi başlangıçlar yapmış olabilirsiniz. Farkına varma, attığınız tohumun meyvesinin olgunlaştığını görme zamanı şimdi.
“Dolunay İkizler’de – Anlamlı Bütün, Mantıklı Sorgulamalar” okumaya devam et

Koç’ta Ay Tutulması’yla Ben-Biz Arasında

Bugün, 8 Ekim 2014, İstanbul saatiyle 13.51’te Koç’ta Dolunay ve Ay Tutulması gerçekleşti. Biz bu sırada ormandan, inzivadan şehir gerçeğine dönmenin eşiğindeydik. İnziva dememin sebebi şehir hayatı ve dünyayla aramıza dağlar, ağaçlar, dereler, kuşlar ve diğer canlıların girmesiydi. Öyle bir benlik-bizlik içindeydik.

Her şehre dönüş yoluna çıkış radyoda ‘ajansı dinlemek’le bizi yeniden dünyaya bağlıyor. Bugünkü haberler de dünün protesto eylemleri, sınırdaki hareketlilik, ekonominin iyimser paketleri etrafında cereyan ediyordu. Bir yanda ürkütücü bir karışıklık söz konusuydu, öte yanda dünyanın üçüncü büyük insani yardım yapan ülkesi haline gelmiş ekonomisiyle paralel iyimserlik timsali. “Koç’ta Ay Tutulması’yla Ben-Biz Arasında” okumaya devam et

Faydalı-Bir-Şeyler: Dolunay Başak’ta

Bu bir astrolojik analiz değil. Dolunay üstü kişisel akış. Herkesinki farklı, belki de değil. Bilincimiz bir, duygularımızsa titiz. Hangi dilden konuşuyorsun dostum derseniz, buyrun birlikte yürüyelim isterseniz.

Dün iç dünyamın karanlıklarından çıkıp yeniden dış dünyaya dönme cesaretini gösterdim. Cesaret, evet. Bir kuyunun dibine inip korku ve acıyla yüzleşince dışarı çıkmak daha korkunç, ürkünç, hatta imkansız gelebiliyor. Ordan çıkabilmek için gerçek hayatta dışarı çıktım. Evimden, arabamdan, mahallemden. Yabancı bir dostumuzla yemek yedik Beyoğlu’nda. Ona anlatmaya çalıştık olan biteni. Çalıştık dedim çünkü yabancı birisine kendi sübjektifliğimizi aktarırken, bir de bunu anadilimiz dışında bir dilde ifade ederken olanlara, fikirlere, duygulara ne kadar yabancılaştığımı farkettim. Başka konular, başka insanlar, başkalarının hayatı gibi geldi birden.

Yemek sonrası İstiklal’de yürüdük. Caddenin her daim kıpır kıpır, gürültülü, uğultulu hali bir teslimiyet, sessizlik içindeydi adeta. Ağırlaşmış, içine dönmüş bir kabulleniş. O ruhu hissetmek, içimdekiyle ordakinin birleştiğini, bir olduğunu görmek yatıştırdı beni. Şifalıydı. “Faydalı-Bir-Şeyler: Dolunay Başak’ta” okumaya devam et

Bu Dolunay Stephan Micus’la Dünyanın Merkezine

Şu kırk yaş yolculuğuna takılmış durumdayım. Belki bir zamandır manevi bir yolculukta olduğumdan, benzer beklentilerin gelgitindeyim. Zamanlama itibarıyla kararsızım. Dolunay var bu akşam. Saat 17.15’te Boğa’da oluştu. Her Dolunay’da olduğu gibi farkındalık, yoğun hisler zamanı. Bu Dolunay Boğa-Akrep aksında. Haliyle gelgitler dış dünyayla iç dünya, bilinen ve bilinmeyenlerin arasında.

Bir iki gün önce bloglar arası dolanırken inziva yolculuğuna hazırlanan bir yogiye denk geldim. Senelerdir bu yolculukları yaptığını, yolculuklarının uzak bir diyarı ziyaretten öte, her zaman iç dünyaya yönelik olduğunu söylüyordu. Hımm, bir ampül yandı. Aradığım (evet, bir arayıştayım bu yolculukla ilgili) böylesi bir inziva değil, zira yalnız çıkmak, tek başına gitmek noktasında değilim. Anlamlı, derinlikli bir deneyim olsun, hayatımdaki yerini doğal olarak bulsun istiyorum. Görüyorsunuz, beklenti yüksek, anlam yüklemesi büyük.

“Bu Dolunay Stephan Micus’la Dünyanın Merkezine” okumaya devam et

Dolunay Yengeç’te, Ben Nerede?

2 gün önceki duygusal patlamam üstüne düşündüm. Dolunay Yengeç burcunda dedim, bu dolup taşmayı buna bağladım. Ay dediğin gelgitli durumların timsali. Bir gün aşk, bir gün suçluluk ve vicdan. Niye mi?

Evde en ufak bir ayaklanma, hazırlanma, giyinme faslı başladı mı Coffee ve misafir kuzen Gandalf doooooğru arka odaya yanımıza geliyorlar. Olur ya, belki onlar da bizimle çıkacak, nasiplenecekler, kimbilir nerelere gidecekler. Bir hareketli bir o kadar endişeli bekleyişler. Kuyruklar yuvarlak, dairesel dönüşlerdeyse heyecan büyük, bir şekilde bizimle geleceklerini anladılar. Kısa kısa, sağa sola sallanıp duruyorsa emin olamama durumu var. Bunlar gidiyor ama bunun bize bir faydası var mı acep?

Bugün öğlen evde hazırlanıyorum, dışarı çıkacağım. Pat, kapı açıldı. Gandalf bey. Koca burnunu geldi gözüme soktu, hadi sev diyor. Sevmemek elde değil bu yakışıklı alev topunu. Evimizin küçük atı Gandalf beyle koca patili bastıbacak Coffee bey arasında mizaç farkı var.

Evvelki gün Coffee’nin huyundan biraz bahsettim. Coffee orta enerjide, olgun mizaçlı bir sevgi köpeği. Sürekli hadi sev beni deyip kucağına yatıp yılışmıyor, tepene çıkmıyor. İlgin varsa seninle, yoksa kendi aleminde. Çok sıkıştırırsan da (bkz. bendeniz şekil 1A) yolunu bulup arazi oluyor. Gandalf’ın kendi de sevgisi de büyük. Dolayısıyla sevgiyi alma, isteme konusunda daha iştahlı, talepkar, hatta ısrarcı.  Başını, sırtını sevmeye başladığın anda kendini yere koyvermeler, koca bacakları tepelere dikmeler, ya da uzun burnunu bacak arasına sokup (kadın erkek farketmiyor, olayı ya arkadan popoyu ya da önden burnu yaslayıp kendini sevdirmek) orda öyle durma, başı okşatma durumu.

Efendime söyleyeyim, makyaj masasında oturuyorum, saç baş yüz göze çeki düzen verme uğraşındayım.

Pat.

Tam sol bileğimin altına girip bir burun atmaca.

Hadi sev.

2 kulak tutulur, kaşınır, 2 göz arasından öpülür, sevilir. Hadi bakalım otur, ben şimdi hazırlanıyorum denir.

O bakışlar, o bakışlar. Ben makyaja devam.

Pat pat.

Bir daha kol altından daha güçlü bir vuruş gelir. Yahu oğlum, bir dur, hazırlanamıyorum ayol!

Yok, bu sefer arka arka yanaşılır, popo dayanır, kuyruktan sevdirilir, arkaya romantik bakışlar atılır.

Baktım olacak gibi değil, koca kulaklardan kafayı 2 elimin arasına alıp yakın temas başladım nutuğa.

‘Bak Gandalf. Ben seni çok seviyorum. Çok tatlısın, çok yakışıklısın, bizim ilk göz ağrımızsın. Ama seni her senin istediğin dakikada sürekli sevemem. Şimdi işim var tamam mı? Hadi yat aşağı bekle bakalım!’

Küçük Emrah’ın (artık küçüğü kalmadı gerçi ama) Boynu Bükükler diye bir şarkısı vardı hatırlar mısınız? Hah, durum tam o! Yanımda ayakta, ama boynu aşağı doğru bükük, bildiğin eğik ve bükük duran bir tip. Burun yere değdi değecek. Arada göz kapakları altından bakışlar, gözler sağa sola sağa sola kaymada.

Neyse dedim, en azından mesajı aldı, bekliyor. Ben süslenmeye devam.

Bu arada evde temizlik var ve içeride elektrik süpürgesi çalıştığı için içeri giren çıkan oluyor farkında değilim, öyle de bir gürültü. Bir ara ayağımın altında birşey hissettim. Bir baktım Coffee.

‘Aaaah, Coffeecimmm, sen burda mıydın? Canım benimmm, gel bakimm seveyim bir seni, gel gel gel’

Coffee aldı pası, başladı benim elimi yalamaya, ayakları, çorapları hafiften ısırmaya derken..

Birden sola keskin bir dönüş ve bizim boynu bükük hala aynı pozisyonda yanıbaşımda! Boynu bükükleeerrr diye sessizce çığırıyor türküyü resmen.

Başımdan aşağı kaynar sular foş. Bir suçluluk, bir vicdan, anında çark.

‘Ahh Gandalfcım, gel gel, sen de burdaydın di mi? (Yalan) Seni de seveyim, bir tanesin sen. (Suçluluk) Coffee gelmiş duymamışım. (Vicdan) İkinizi de çok seviyorum, ikiniz de birtanesiniz. (Gerçek)

Ayın gelgitleriyle duygusal çalkalanmalar bende devam. Tabi bu oğlanlarla böyle çalkantılara can kurban.

%d blogcu bunu beğendi: