Bayram Kapısı

Run for your life!*

Böyle bağırırarak uyandım. Galiba Amerika’daydım, uyardığım kadın zenciydi, camların ardında bir ofisteydi, birbirine bitişik iki camın arasındaki incecik aralığa dudaklarımı yapıştırıp böyle seslendim ona.

Run for your life.

Ona değil de kendime diyordum sanki. Karışık odalardan, kalabalık insanlardan, nereden kimin çıktığı belli olmayan perdelerden, üste çıkarken yerin dibine inen merdivenlerden geçiyordum.

İşte bayram kapısı böyle kapandı, şehir kapısı açıldı.

“Bayram Kapısı” okumaya devam et

Ben Geldim

Evim de evim, rutinim de rutinim diye tutturup döndüm işte şehre.

Selam kürkçü dükkanı. Kim kimi daha çok özledi?

Sanki hayatı yeniden düzene koymam gerekiyormuş, bir şeyler elimden uçup gidiyormuş gibi bir his kaplıyor içimi. Daha çok eskisini yerli yerinde bulamamaktan kaynaklı bir huzursuzluk. Bazı şeyler artık yerli yerinde değil. Halbuki ev aynı ev, koltuk aynı koltuk, masa aynı masa. Bey, Coffee, ben..görüntüde aynıyız. İçeride nasıl bilinmez. Dış dünyada o kadar büyük bir kaos, yıkım, gümbür gümbür değişim rüzgarı var ki alışkanlıkların belirgin koruyuculuğuyla bilindiklerin sıkıp boğması iki ayrı uca çekiyor. Sığındım şeyle sıkışıyorum. Ev, rutin, düzen.

“Ben Geldim” okumaya devam et

Leke

Zaman geçiyor. Sonra geçmişte bir yere bağlanıp kendini tekrar ediyor. Atlı karınca misali. İleri gittiğimizi sanarken bir çemberin içinde dönüp duruyoruz sanki.

Dün rastgele açtığım Sabian sembolü de (5 derece Başak) öyle diyordu:

BİR ATLI KARINCA

Bu sembol sanki bir “Atlı Karınca” üstündeymiş gibi hiçbir gelişme kaydetmeden sürekli aynı yere dönüp durduğumuz durumları ifade eder. Tam paçayı kurtardığımızı ya da artık bu döngünün dışına çıktığımızı düşündüğümüzde kendimizi yine başa dönmüş bulabiliriz. Aslında her seferinde etrafımıza bakınır, olanları farkeder ve hayatın olasılıklarıyla ilgili daha da çok şey öğrenme fırsatını yakalayarak bir şekilde gelişir, ilerleriz. Burada bir karar vermemiz gerekir: aynı şekilde dönüp durmaya devam etmek istiyor muyuz yoksa hayırlı olanın gerçekleşeceğine güvenerek “Atlı Karınca”dan inmeye ve gerçek gelişime adım atmaya hazır mıyız?

“Leke” okumaya devam et

Kaybolmak

Perşembe öğleden sonra

Hafıza nankör. Bazen kayıp. Evde yok.

Okumamın üstünden sadece altı sene geçmiş romanın merkezini unutmuşum. Kalan tortuysa sağlam. Duygusu. Kapılıp tutunduğum sadeliğin gücü.

Eve Dönmenin Yolları’nı yeniden okudum. İkinci defa okuduğum için mi bazı detayları sanki sıfırdanmış gibi yakaladım, yoksa geçen altı senede yaşadıklarımla başka bir gözle mi baktım?

“Kaybolmak” okumaya devam et

Dönmek

Rüyamda havaalanında, check-in deskindeyim. Desk arkasındaki kadın görevliler maskeli. Lacivert üniformaları içinde işlemlerimi yapıyorlar. Ben de siyah çantamda lacivert maskemi bulmaya debeleniyorum. Karanlık renkli bir kumaş içinde başka bir karanlık kumaş aramak. Zor! Hem oraya kadar nasıl maskesiz girmişim? Bir utanç bir sıkıntı bir çarpıntı. Görevliler bana (Türk) havayollarıyla ilgili (pandemi kapsamındaki) deneyimimi soruyorlar. Gayet iyi diyorum, her şey olması gerektiği gibi. Daha ötesi olamaz. Ama tabii Amerika’ya gitmeye bayılmıyorum. Hele bu zamanda! İş mecbur etmese şuradan şuraya kıpırdamam.

Şehre döner dönmez insanın rüyaları da şırak diye değişiyor mu? Nerede kaldı o güzelim mavi deniz, pırıltılı yıldızlı gökler, baygın yaz kokuları, tatlı meltem esintileri? Anında üniforma, havaalanı, çanta. Hayatımda üç kez Amerika’ya gittim, üçü de iş içindi. Amerika kodlamam iş. “Dönmek” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: