Gece kuşu

Sağa döndüm sola döndüm, bir saati buldum, sonunda kalktım. Ne ettin sen dolunay?

03.40. Gece kuşu geri döndü.

Bir kadehi geçtim mi uykuları yukarı yolluyorum. İçip içeceğim alt tarafı iki kadeh kırmızı şarap. Gecenin bir yarısı gözler açık, zihin cin.

“Gece kuşu” okumaya devam et

Güven

Hayatta babana bile güvenmeyeceksin demişler.

Ben de öyle dedim Coffee’ye. Bana güvenip de sokak köpeklerine lolo molo yapma. Her seferinde kurtaramam seni. Bu da can. Yoruluyor.

Hava güneşli, nasıl güzel. Kemikler -oh- ısınıyor. Coffee’yle sabah yürüyüşümüz için bizim malum yokuştan aşağı salınıyoruz. Mahalleye yeni sığınmış sarılı kahveli bir Sokkö bey yokuştaki kaldırımın kenarında, çalıların arasına konuşlanıp yayılmış, güneş banyosu yapıyor. Farketmiyoruz. Önünden geçeyazıyoruz. Mıntıka sınırına girmemizle Sokkö bey yattığı yerden fırlıyor, diş göstererek havlıyor.

“Güven” okumaya devam et

Yetiyor

Meditasyona oturamayınca meditasyona oturmuş adamı boyuyorum. Hem belki de kadındır. Hatta o benimdir.

Elizabeth Gilbert Big Magic kitabında (Türkçe’ye Büyük Sihir olarak çevrildi) yazma sürecine oturmayı bir ritüele çevirmekten bahsediyordu. İlham için ortamı hazırlamak, kokuları sürünmek, ışığı ayarlamak, renkleri giyinmek, senin ilhamı değil ilhamın seni bulmasını sağlamak.. “Yetiyor” okumaya devam et

Blop

Ne oldu şimdi?

Bütün o koşa koşa gidilen, ışığa kapılmış kanatlılar gibi göz kamaştıran yükselmelerin altında başını su yüzeyine çıkarıp sana blop diyeceğini bildiğin ses bu. Soruyor.

Neredesin? “Blop” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: