Son

O halı gibi sarı postuna, koca dev patisine minicik minicik iğneleri batırdılar. Halı kanadı. Nasıl oldu anlamadı. Bir daha bir daha batırdılar. İğneler mini minnacıktı, uçları incecik, küçücük. Halı post kalın, sık, kısa; pati kocaman, yuvarlak, yumuşaktı. Kanadı. Koyu, kıvamlı, vişne kırmızısı. Bakmadan yapamadı, görmeden duramadı, halı postu tanıyamadı. Gözleri kilitlendi, izledi. Ama ya, istemedi! Sessiz sessiz başını çeviremedi. İğneyi hiçbir zaman sevmedi. Halbuki kaç kere, kaç kere kendini iğneledi, iğneletti. Hep kanadı. “Son” okumaya devam et

Mahrem

Neden blog yazmaya başladım hatırlamıyorum.

Görünmeyen yanımı göstermek mi istedim? İçinde olduğum değişime kanal açmak mı? Kendi sesimi bulmak mı? İç dünyamı somutlaştırıp kendime ayna tutmak mı?

Cevabım yok. Sorular geriye döndüğümde çalışan zihinsel çarklar.

Neden yazmak istedim?

İstedim.

Yola çıktım.

Herhangi bir gün değildi isteğin gelme zamanı. Basit de değildi. Bir kırılma ve kriz dönemi, kilometretaşı, milat, son ve baştı. “Mahrem” okumaya devam et

Dolunay Boğa’da – Nedir Senin Değerin?

24 Ekim 2014’te Akrep’teki Yeniay ve Güneş Tutulması‘yla gelen yeni dönem, uzun soluklu bir dönüşüm sürecini getirdi. Çarklar dönmeye başladı. Sizler Yeniay’a nasıl girdiniz, Güneş Tutulması’nı nasıl karşıladınız?

Ben geçen hafta kaleme aldığım üç inziva yazısının (I, II, III) çıktığı yoga ve meditasyon kampındaydım. Yedi kişilik bir gruptuk. Hepimiz kendi gündemimizle, beri yandan ortak değerlerle bir süreci yaşamak üzere ordaydık. Ortak değerler = Akrep.

Bu geceyarısından sonra, 7 Kasım 2014 Cuma sabah 00.24 sularında işte bu uzun soluklu, güçlü Yeniay’ın ilk sonuçlarını alacağımız Dolunay’ı Boğa’da karşılıyoruz. Atılan tohum ilk meyvesini veriyor. Biz bu meyveden memnun muyuz? “Dolunay Boğa’da – Nedir Senin Değerin?” okumaya devam et

Koç’ta Ay Tutulması’yla Ben-Biz Arasında

Bugün, 8 Ekim 2014, İstanbul saatiyle 13.51’te Koç’ta Dolunay ve Ay Tutulması gerçekleşti. Biz bu sırada ormandan, inzivadan şehir gerçeğine dönmenin eşiğindeydik. İnziva dememin sebebi şehir hayatı ve dünyayla aramıza dağlar, ağaçlar, dereler, kuşlar ve diğer canlıların girmesiydi. Öyle bir benlik-bizlik içindeydik.

Her şehre dönüş yoluna çıkış radyoda ‘ajansı dinlemek’le bizi yeniden dünyaya bağlıyor. Bugünkü haberler de dünün protesto eylemleri, sınırdaki hareketlilik, ekonominin iyimser paketleri etrafında cereyan ediyordu. Bir yanda ürkütücü bir karışıklık söz konusuydu, öte yanda dünyanın üçüncü büyük insani yardım yapan ülkesi haline gelmiş ekonomisiyle paralel iyimserlik timsali. “Koç’ta Ay Tutulması’yla Ben-Biz Arasında” okumaya devam et

Yeniay Yengeç’te: Şifalı Beslenme

Araftayım geçen haftadan beri hasta olup olmama arasında. Yorgun bir bünye üstüne bir sıcak bir soğuk havayı yiyip aktivitelere pek de ara vermeyince olacağı bu. Yaz gelmişken uzun kollu uzun paçalı giysilerle battaniye altında serilme.

Göz ardı ettiğim bedeni dinlememek, kafamdaki bilgiye göre hareket etmek. Zihnim önce geliyor hep, bedenim sonra. Yanlış. Başlangıç noktası beden. Beden sağlıklı olmadan ne zihin ne ruh yeterli ve tam.

Kendi kendimizi beslemek, ihtiyaçlarımızı dinlemek dişil yanımızla irtibata geçmemiz anlamına geliyor. Meli malılar dünyasından kendi iç dünyamızla irtibat halinde olduğumuz, sezgilerimiz doğrultusunda hareket ettiğimiz zamana. “Yeniay Yengeç’te: Şifalı Beslenme” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: