Duruyorum

Uzun bir aradan sonra masama oturup bir tütsü yaktım (adı healing), müziği açtım (Ibrahim Maalouf), defterimi çekmeceden çıkardım (kendi yeşil, kırmızı beyaz sicimle kapağından bağlı), kalemi elime alıp yazmaya başladım (ince uçlu, metalik kırmızı kapaklı).

Durdum.

Bu ara istemediğiniz şeylere kendinizi zorlamayın manasında bir yazı çıktı karşıma. O mecbur hissetme halime bir göz kırpar gibi.

“Duruyorum” okumaya devam et

Ne istiyorsun?

Heyecanla stresin elele olduğu hissi bilir misin?

İngilizcedeki excited ile nervous birlikteliği diyebilirim. İkisinde de çarpıntılanırsın, ama bir tanesi ağzını kulaklarını vardırır, gözlerinden kalpler fışkırır, bir nevi aşklanma olur. Diğerinde kalp sıkışıklığı, sıkıntı, korku, gerginlik içini şişirir, karartır.

Bir şeyi yürekten ve çok istedim mi evren yolunu bulup kapıları pencereleri açar, onu ayağıma getirir. Bu benim hayatımda çokça başıma gelmiştir, ama bu pek bana özel bir şey değil. Eminim sen de benzerlerini yaşamışsındır. Bana özel olan kısım şu: “Ne istiyorsun?” okumaya devam et

Yeniay’a Sordum, Hizmet Dedi

İkizler döneminin sonuna yaklaşır, dün 25 derece İkizler’de gerçekleşen Yeniay’ın tetiklediği çok yönlü düşünsellik ekseninde huzursuz ayak sendromuyla sallanıp dururken yaklaşık bir ay kadar önce aldığım bir meditasyon çalışmasında gündemime gelen temayı hatırlıyorum.

Şimdi senin hizmetine ihtiyaç var.

Hizmet ifadesinden ne çıkarıyorsunuz?

a. Başkasının faydasına çalışmak

b. Karşılık beklemeden kendi emeğini, iş gücünü sunmak

c. Kendi dışında bir dava için varlık göstermek

d. Süreklilik içinde vermek “Yeniay’a Sordum, Hizmet Dedi” okumaya devam et

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört – İki Bin On Dört

Gündemin getirdikleriyle yazmak istediklerim arasında ikilemdeyim. İçimdeki sıkıntı beni aşağıya çekiyor (Ay Akrep’te ilerlediğinde bendeki etkileri hep böyle oluyor), dışa vurumuysa müzikle, romanla, sinemayla, tiyatroyla hayal alemine dalmak oluyor.

Cennette cehennemin kitabını okudum. Zanzibar’da Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü bitirdim. Ordayken kendimi sorguladım başka kitap bulamadın mı getirmek için diye. İçimin karardığı, kitabı yatağa vurup of yeter dediğim oldu. Orda olduğum için rahatça okuyup bitirebildim. Gündemin dışında durabildiğim, gözlemci pozisyonuna geçebildiğim için. Günümüzün gerçekliği değilmiş, ikibinondörtlere yansıyan hiçbir şey yokmuş gibi davranmak, gündemin dışında kalmak mümkün mü burda? “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört – İki Bin On Dört” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: