Black Swan: Natalie’den Nina’ya

“Kendi kendinin önündeki tek engel sensin. Bırak kendini.” dedi koreograf Thomas baş balerin Nina’ya.

“Mükemmellik sadece kontrolden ve işin tekniğini keskin bir şekilde uygulamaktan ibaret değil. Yeri geldiğinde kontrolü bırakabilmek ve kendi kendini şaşırtmaktan geçer.”

Mitoloji, Sinema ve Hikaye Anlatımı derslerinin bugün katıldığım üçüncüsü için Black Swan’ı (dokuz sene sonra yeniden) ödev olarak izledim. Tam da dün gece Akrep dönemine girmişken böylesi vurucu ve yıkıcı bir dönüşüm hikayesini seyretmek zamanın ruhuyla titreşmek babında derinden temas etti. Daha önce seyretmiş olmama rağmen filmin sonunda göğsümden yükselen yumrular gözlerimden yaş olarak fışkırdı. Of işte, o en derin yoğun hisler. Hepimizin içindeki Akrep’e değen eller. “Black Swan: Natalie’den Nina’ya” okumaya devam et

Arife

Hem geçmişten geleni yeniden bulma hem de şimdinin çürümüşünü artık geçmişe gömme zamanı. Çarklar mı yer değiştiriyor biz mi değişiyoruz? Değişiyorsak iyi ki demenin bir yolu bu. “Arife” okumaya devam et

Yeniay Kova’da: Yenilikçi İnsan, Tutkulu Mücadele

Topluluklarla ilişkiniz nasıldır? Grup içinde uyumlanarak yer almayı mı yoksa kendi özgün fikrinizi ortaya koyarak mı varolmayı seçersiniz? Herkesin demokratik eşitliğini gözetir misiniz, unvan, vasıf ve özelliklerine göre mi davranırsınız? Takım ruhu herkesin kendi bireyliğini özgürce ifade etmesi mi demektir, yoksa tek bir vücut gibi hareket etmek mi?

Grup ve topluluk ilişkileri Kova’nın habitatıdır. Bir grubu, topluluğu, toplumu neyse o yapan Kova’yken onu yıkıp yerine yenisini getirme dürtüsünü taşıyan da bu arketiptir. İnsanlık adına insan bağlarına, sosyalliğe, geleceğin bilgisine ve paylaşımına, işbirliğine, cemiyete önem verir. Statükonun, köhneleşmenin, eşitsizliğin olduğu yerde isyan bayrağını çekip o birlikteliği yenisinin oluşması için yıkabilir.
“Yeniay Kova’da: Yenilikçi İnsan, Tutkulu Mücadele” okumaya devam et

Yeniay Akrep’te: Bırak Gitsin, Kök Devam Etsin

Bugün bir kısım saçımdan kurtuldum. Birkaç hafta önce katıldığım sonbahara uyumlanma meditasyon çalışmasında üstümüzdeki kurumuş yaprakları aşağı süpürmemiz, hışır hışır yerlere döküldüğünü hayal etmemiz gibi saçlarımın birer birer yere düşüşünü izledim.

Düştükçe öldüler, öldükçe dağıldılar. Kupkuru, cansızdılar. Çürümeye hazır. Halbuki aynadaki ben hafiflemiş, aydınlanmıştım. Derim sanki bir katman sıyrılmış, cildim arınmış, yüzüm parlamıştı. Yerdeki saçlar biraz önce omuzlarımdaydı. Şimdiyse gerisin geri çıkmamak üzere ayaklarımın altında.

Mevsimsel olarak Akrep dönemi doğanın solup yapraklarını dökmeye başladığı zamanı ifade eder. Yapraklar çürür, ölür, ama toprak altında, derinlerde yaşam sürer. Akrep arketipi de işte o yeraltındaki derin gerçekliği bulup ortaya çıkarma derdindedir. Buna ulaşabilmekse ancak çürüyüp ölmek, arınarak yeniden doğmakla mümkündür. “Yeniay Akrep’te: Bırak Gitsin, Kök Devam Etsin” okumaya devam et

Başkalaşım

Bu yazılım bu programı okumak üzere programlanmamıştır. Sorun tanınmamaktadır.”

Mekanik bir ses. Duygu yok. İçgörü yok. Sezgisellik yok. Düz bir mantık, iki artı iki eşittir dört.

Dünya sadece gözle görülen, bizzat yaşanandan mı ibaret? Bizim tanımladığımız, tanımladığımızı sandığımız, bize tanımlanan, nesillerce tanımlanagelen, mutlakiyet içeren “o gerçek”?

Bilim kurgu filmlerinde insanlaşan robotların başkaldırısı, robotlar da hissedebilir ütopyaları insanın kendi kendine, birbirine karşı geliştirmeyi başaramayıp daha zeki bir varlıktan, üst zekadan yansıttığı bir ayna mı? “Başkalaşım” okumaya devam et