Yeniay Kova’da: Yenilikçi İnsan, Tutkulu Mücadele

Topluluklarla ilişkiniz nasıldır? Grup içinde uyumlanarak yer almayı mı yoksa kendi özgün fikrinizi ortaya koyarak mı varolmayı seçersiniz? Herkesin demokratik eşitliğini gözetir misiniz, unvan, vasıf ve özelliklerine göre mi davranırsınız? Takım ruhu herkesin kendi bireyliğini özgürce ifade etmesi mi demektir, yoksa tek bir vücut gibi hareket etmek mi?

Grup ve topluluk ilişkileri Kova’nın habitatıdır. Bir grubu, topluluğu, toplumu neyse o yapan Kova’yken onu yıkıp yerine yenisini getirme dürtüsünü taşıyan da bu arketiptir. İnsanlık adına insan bağlarına, sosyalliğe, geleceğin bilgisine ve paylaşımına, işbirliğine, cemiyete önem verir. Statükonun, köhneleşmenin, eşitsizliğin olduğu yerde isyan bayrağını çekip o birlikteliği yenisinin oluşması için yıkabilir.
“Yeniay Kova’da: Yenilikçi İnsan, Tutkulu Mücadele” okumaya devam et

Yeniay Akrep’te: Bırak Gitsin, Kök Devam Etsin

Bugün bir kısım saçımdan kurtuldum. Birkaç hafta önce katıldığım sonbahara uyumlanma meditasyon çalışmasında üstümüzdeki kurumuş yaprakları aşağı süpürmemiz, hışır hışır yerlere döküldüğünü hayal etmemiz gibi saçlarımın birer birer yere düşüşünü izledim.

Düştükçe öldüler, öldükçe dağıldılar. Kupkuru, cansızdılar. Çürümeye hazır. Halbuki aynadaki ben hafiflemiş, aydınlanmıştım. Derim sanki bir katman sıyrılmış, cildim arınmış, yüzüm parlamıştı. Yerdeki saçlar biraz önce omuzlarımdaydı. Şimdiyse gerisin geri çıkmamak üzere ayaklarımın altında.

Mevsimsel olarak Akrep dönemi doğanın solup yapraklarını dökmeye başladığı zamanı ifade eder. Yapraklar çürür, ölür, ama toprak altında, derinlerde yaşam sürer. Akrep arketipi de işte o yeraltındaki derin gerçekliği bulup ortaya çıkarma derdindedir. Buna ulaşabilmekse ancak çürüyüp ölmek, arınarak yeniden doğmakla mümkündür. “Yeniay Akrep’te: Bırak Gitsin, Kök Devam Etsin” okumaya devam et

Başkalaşım

Bu yazılım bu programı okumak üzere programlanmamıştır. Sorun tanınmamaktadır.”

Mekanik bir ses. Duygu yok. İçgörü yok. Sezgisellik yok. Düz bir mantık, iki artı iki eşittir dört.

Dünya sadece gözle görülen, bizzat yaşanandan mı ibaret? Bizim tanımladığımız, tanımladığımızı sandığımız, bize tanımlanan, nesillerce tanımlanagelen, mutlakiyet içeren “o gerçek”?

Bilim kurgu filmlerinde insanlaşan robotların başkaldırısı, robotlar da hissedebilir ütopyaları insanın kendi kendine, birbirine karşı geliştirmeyi başaramayıp daha zeki bir varlıktan, üst zekadan yansıttığı bir ayna mı? “Başkalaşım” okumaya devam et

Dolunay Kerameti

Mahrem’den devam.

İnsan kurmaca metne nasıl meyil ediyor? Mahrem olanın ortaya çıkma arzusuyla kendi gerçekliğini ifşa etme korkusu arasında gidip gelen yazıcı hikayeyi kendinden özgürleştirip bir başka karaktere mi giydiriyor? Üstüne bir dünya mı inşa ediyor? Kişisel bir hikaye edebi bir metne, öyküye böyle böyle mi dönüşüyor? Sorular sorular..

Ahmet Hamdi Tanpınar şöyle birşey demiş: Bizim yazarımız ailem bunu okursa ne der kaygısıyla yazamaz. Toplum, cemaat, aile baskısı Türk yazarın ensesinde ılık nefesini ıslak ıslak hissettirirmiş. “Dolunay Kerameti” okumaya devam et