Ay Günlüğü | 12

Ara kahve niyetine ara yazı.

Çünkü döndük ve o iki saat fark uyku ritmini -yine- bozdu.

Tam Berlin saatine alışıyordum ki tekrar yaz saatli kış İstanbul’undayım. Yatarken uyku destekleyici almama rağmen sabah dörtte gözlerimi açtım. Ama hangi dört?

Masa başına gelmem beş on beş. Bir saatten fazla dayanıp dönmüşüm. Şimdi sırtımda battaniye ekran başında Berlin’den geçme faslındayım. Masa saatinin trik trakları sakin, karşılayıcı. Hoş geldim.

“Ay Günlüğü | 12” okumaya devam et

Sonuç

Artık döndüm.

Bienaliyle festivaliyle, metrosuyla köprüsüyle, akın akın insanı, turisti, manevralı taksisi, üstüne yürüyen kalabalığıyla şehirde, şehir kafasındayım.

Birden yığılan sosyal programlara haftasonu ara verip mini ev inzivama sığındım. Öncesinde inziva kafası vardı tabii, döndükten sonra bir beş gün kadar üstümden atamadığım. İçine yayıla yayıla yerleşmiştim. Bey’in yokluğunda Coffee’yle şehrin güneyli sayfiyesindeki anababa evine kaçtık da şehri anca kaldırdım. Yoksa bizim kuzeyli denizler ormanlar hep rüzgarlı.

“Sonuç” okumaya devam et

Çözül

Dönmeden bir daha yazamadım tabii. Arkadaşlarımızın gelmesiyle hayat hızlandı. On günde girmediğim tempoya üç günde girip bir de hazır onlar yanımdayken dönüşte yardım alırım diye Coffee’yle kavimler göçümüzü iki gün erken sonlandırmaya karar verince günler kısaldı. Rahat rahat, uzun uzun, yaya yaya geçirdiğim on iki günün üstüne son üç gün hızlandırılmış yoğun bir program gibi altın vuruş tadındaydı. Hem çok tatlı hem nakavt edici.

“Çözül” okumaya devam et

Disco Inferno

Slow burn tatil şöyle bir şey mi?

Ilık ılık, tatlı tatlı gevşiyor, içinin gülümsediğini, bedeninin rahatladığını hissediyor, zihnine, kalbine, midene, bağırsaklarına, gözlerine, kulaklarına, burnuna, dudaklarına, saçına, tenine, eline, ayağına ama en bi’ fikir ve duygularına dalga dalga yayılan tatili depoluyorsun. O depo seni ısıtıyor. Dönüyorsun hayatının gerçeklerine, düzenine. Depo hala sıcak. Sanki içten yanmalı bir ateş oradayken seni tatile alıştırıyor da geri dönüp şimdiden oraya baktığında kazan gürlüyor, ateş coşuyor, bütün o ‘burn’ dediğim ılıklık ‘slowly slowly’ çıtırdayıp alev alıyor. Bir tek alevden bütün bir fırın nasıl yanar? Astroloji bilenlere Vesta el sallıyor.

“Disco Inferno” okumaya devam et

Bayram Kapısı

Run for your life!*

Böyle bağırırarak uyandım. Galiba Amerika’daydım, uyardığım kadın zenciydi, camların ardında bir ofisteydi, birbirine bitişik iki camın arasındaki incecik aralığa dudaklarımı yapıştırıp böyle seslendim ona.

Run for your life.

Ona değil de kendime diyordum sanki. Karışık odalardan, kalabalık insanlardan, nereden kimin çıktığı belli olmayan perdelerden, üste çıkarken yerin dibine inen merdivenlerden geçiyordum.

İşte bayram kapısı böyle kapandı, şehir kapısı açıldı.

“Bayram Kapısı” okumaya devam et
%d blogcu bunu beğendi: