Pamuk

Cuma

Yogaya döndüm. Senelerin pilatesi, animal flow’u, bedeni fiziksel olarak güçlendirip sağlamlaştıran bireysel ve birebir çalışmaları sonrası bir toplulukla birlikte, stüdyoda ellerim, ayaklarım, sırtım ve karnımın üstünde gidip gelmeye döndüm. Grupla, topluca nefes alıp vermeyi, inleyip ahlamayı özledim. Göz kapaklarımdan kulak memelerime, görünen tüm uzuvlarımdan görünmeyen iç organlarıma kadar şıp şıp terledim. Matımın ıslandığına ilk kez şahit oldum, eve dönünce koltuğuma asıp kurumaya bıraktım.

Çalışmanın üstünden iki gün geçti, üstümdeki hafif kırıklığı ancak atıyorum. Bu akşam tekrar niyetliyim ama dolunayı doğuracağım bir Boğaz yürüyüşünü de istiyorum. Hepsi olmuyor, hem yoga hem yürüyüş, artık enerjim yetmiyor. Bu kalp sıkıştıran, insanı yerinde oturtmayan koca süper dolunayın gözünün içine bakacağım, Satürn’ü şöyle elimle kenara iteceğim. Hava bulutlandı, biliyor da kaçıyor sanki namussuz. Öyle diyesim geldi bugün, dede ay mı, sister moon mu, namussuz. Bu kadar sıkışıklık kime, niye?

“Pamuk” okumaya devam et

Karacı Denizci Karpuzcu

Karpuz suya düştü.

Büyük şükür.

Mavi sular, pembe gökler, sarı yıldızlar, turuncu ay.

Merkür gerilerken geçen sene bu vakitler bulunduğumuz yere geri döndük. Bir dolu -tatlı- sürpriz yol yaptı, bizi buldu. Biz de kollarımızı açıp sarıldık, ayağımıza gelen ganimetleri kucakladık. Bu zamanda en büyük hazine arkadaşlık, dostluk.

“Karacı Denizci Karpuzcu” okumaya devam et

Dene

04.00 – 05.00

Uykunun bölündüğü bir sabaha dönüş. Saat dört civarı, ama başlangıç daha da erken. Üç buçuk desem yeri. Suçu bu sabahki dolunaya atabilirim -kafamı çıkardım ama göremedim, kar da yok, hafif grimsi bir don örtüsü- ya da dün gece yediğim bol körili -kari kariii- hint yemeklerine vurabilirim -biraz hararetlendimle kan ter içindeyim arası salındım ve başucumdaki suyu lıklıklık bitirdim- içki içtim de cine bağladım desem pek sayılmaz, bir kadeh meyveli kokteyl, üstüne de bol su -meyvenin adı çarkıfelek ama İngilizcesine baksan bir tutku bir tutku*, belki yanıp da uyanmanın bir başka sorumlusu-. O ya da bu, masa başında parmaklarımla tıpırdıyorum, saatin triktraklarını bedenime veriyorum. Uyusun da büyüsün ninnisi.

“Dene” okumaya devam et

Tutmuyor

Bu sefer direndim, kalkmadım. Kalksam yazarım dedim. Bu ara kalkarsam güzel yazarım. En güzel ara bu. Sabah üç-dört-beş. Yine uykusuz bir dolunay gecesi, kaçan uykunun peşinde ev dolaşmaları, ekran karşısında iyice uyarılacak zihin, sabahına yorgun beden.

Kalkmadım, gözümü kapadım. Açılıp kapanan kapılar hayal ettim filmdeki gibi. Sanki yataktan kalkıp içeri gitmişim, masamın başına oturup sırtıma battaniyemi çekmişim, yazıyorum.

Hiçbir şey yazmanın yerini tutmuyor.

“Tutmuyor” okumaya devam et

Çabasız

Çabasız çaba ne demek?

Bu sabahki meditasyonun sorularından biri bu. Daha az şeyle daha çok şey yapmak.

Birden evdeki eşyalar üstüme üşüşüyor. Daha az olabilir mi tartıyorum. Bizden daha kalabalık, çok parçalı, dolu dolu evleri mekanları düşünüyorum. İçim sıkışıyor, hemen zihnimden silip gönderiyorum. Minimalist, geniş mekanları getiriyorum gözümün önüne, sadece boşluk hissini değil, ruhu ve sıcaklığı da beraberinde taşıyanları özellikle. Bir bitki, bir tül, bir gün ışığı, bir zarif rüzgar zili. Şimdi balkon kapısındaki tüle vurmuş hafif güneş ışığı o dingin yumuşaklığı veriyor. Halbuki dışarıda çöp kamyonu. Sabah yedi servisinde ağır metalik tangırdamalar gürültülü motor ve teker sürtmesiyle çarpışıyor. Çünkü burası büyükşehir. Çok şeylerimizi tüketip attığımız çöplerimizi topluyor bağıra bağıra, siz yerken iyiydi biz mi susacağız arkanızı temizlerken der gibi.

“Çabasız” okumaya devam et
%d blogcu bunu beğendi: