mesaj dolu köpek Coffee

Coffeeseverler, Coffee’den size mesaj var!

köpekler ve insanları

Haftasonu için ormandaki kulübemize kaçtık. Burda şehrin keşmekeşinden uzak, basit ve sade bir hayat yaşıyoruz. Kuş sesleri, derelerin şırıltısı, rüzgarda ağaçların hışırtısı. O kadar. En fazla etraftaki hareketlenmeyle havlayan Coffee, bazen de komşu arkadaşlarımızın köpeği Leon. Doğaya dönmek çok iyi geliyor. Burada enerji topladıktan sonra şehre dönmek de.

Coffee de başka bir mutluluğa bürünüyor. Bir kere buraya gelmek için en sevdiği ikinci yatağı arabanın bagajında seyahat ediyor. Evet, Coffee seyahat etmeyi çok seviyor. Bagajı da seyahatteki kulübesi yerine koyuyor. Buraya geldikten sonra birlikte yürüyüş yapmamızı dört gözle bekliyor. Hani tasmasız ve serbest diye alıp başını gitmek, kendi kendine işini görmek yok. Şehirdeki düzenimiz neyse onu farklı düzen, yine de benzer rutin içinde bizden bekliyor. Bir de artık kendi kulübesi olmasını istiyor belli ki. Ormanda en sevdiği dinlenme veya araştırma mekanı kulübenin altı. Hem sürekli koklayıp artık evin altında ne türlü canlı varsa onları kovalıyor, hem de güneşten, yağmurdan, rüzgardan korunmak…

View original post 598 kelime daha

Bugün Eve Dönüyoruz – Kamp Yazıları III

Bugün eve dönüyoruz. Sanıyordum. Sanıyorduk. Gün içinde Bey’in uğraştığı tesisat işleri, benim tepetaklak verdiğim yardım-destek ünitesi hizmetleri uzadıkça uzadı. Derken akşam üstü burdaki köyden komşumuz, karısı ve 1,5 yaşındaki oğluyla çıkageldi. Her geldiğinde kendisi bir tek viski atmazsa olmuyor. Biraz da bunun için geliyor. İstanbul’a kendisinden telefon geldiğinde ya ‘sizin arazideki otları biçtim, para gönder’ diyor. Biz ondan böyle birşey istiyor muyuz? Hayır. Eğer istersek yapıyor mu? Yoo. Neden? Hiiç. Tembellikten. İş yaptırıp para vereceğiz diye biz peşinde koşuyoruz kendisinin, ama işte, onun işine gelirse. Anca kendi istediğinde çalışıp faturayı kesiyor. Neyse, işte ya böyle durumlarda arıyor ya da ‘Bir viski içseydik yau. Gelmiyor musunuz?’ diyor. Buranın köylüsü Boşnak göçmeni. Hem içki sigara var, hem namaz niyaz. Aileleriyle aynı evde yaşayan yeni nesil genç çiftler, ana-babalarının yanında içmeye çekinince bizler onlar için iyi bir kaçamak fırsatı oluyoruz.

Biz genç komşuları aslında dün bekliyorduk, zira hava nefisti. Bugünse oldukça kapalı, serin. Ammavelakin gece neden gelmediklerini tahmin ettik. Köyde düğün vardı. Havanın kararmasıyla biz gökteki yıldızları seyretmek üzere dışarda battaniye altına geçmiştik. Birden kapkaranlık gökyüzünde sanki flaşlar çaktı. Yağmur mu geliyor yoksa? Yoo, hava pırıl pırıl. Yildızlar patlama durumunda. Çıplak gözle sayılabilecek milyonlarca adet var. E peki bu ne bu derken, arkadan tak tak tak tak. Tam 16 kere silah attılar. Saydım. Hafiften dıngıdı dıngıdı bir müzikler duyuluyor, eş zamanlı ezan başlıyor, hepsi birbirine karışıyor. Bu sesler bayağı uzaktan geliyor, dolayısıyla pek ayırdına varılmıyor. Aynı şekilde ışıkların, patlamaların da. Davulların dum dum dum, duma duma dumlarını net duyuyorduk gerçi. Coffee de yattığı tepeden hafiften bof, buf, hof, hüf kontrol ayarları çekti. Neyse ki kısa sürdü ya da biz duymaz olduk.

Bugünkü ziyaretle önce çay, arkadan viski ve armut ikramı (ikram edecek birşey kalmamış, rezalet, dönüyoruz diye silip süpürmüşüz) yaptık. Viskiyle muhabbet uzadı tabi. Ben kendimi 1,5 yaşındaki oğlanı armutla besleme, Coffee’yi sevdirme ve Coffee’nin maceralarını velede anlatma işine verdim. Oğlancık gözümün içine bakarak kahkahalar, cilvelerle yerlerde Coffee’yi yakalamaya çalıştı. Yetişemediği zaman dört ayağının altına girip kuyruğunu çekiştirdi, hatta en komiği Coffee’nin kıçına bir iki kere toss diye kafa attı! Kikiki kokoko şeklinde kendinden geçti komik toraman. Hareketli oğlundan huzursuzlanan gelin kocasına bir iki ‘biraz da oğlunla sen ilgilensene!’ tribi çektikten sonra baktı adamın muhabbet ve viskiden kopacağı yok, ayaklandı, oğlanı da kucağına attı, ‘hadi kalk gidelim’ dedi. Adam bir iki görmezden, duymazdan geldi, muhabbeti devam ettirdi. Sonunda ayaklanıp bu sefer o karısına ‘kalk gidelim’ dedi. Toparlandılar, arabalarına yolcu ettik. Küçük oğlan Coffee’ye gel gel yaptı, Coffee arabanın etrafında bir tur atıp biz de gidiyor muyuz diye bize baktı.

Komşuları yolladıktan sonra baktık ortam bize kalmış, güneş gitmiş, akşamı etmişiz. Bari geceyi geçirelim, akşam trafiğini atlatalım, sabah erken yola koyulalım dedik.

Bizim bugün eve dönüyoruz repliği yalan oldu, yarına kaldı. Kısmet.

…..


Bugün Eve Dönüyoruz

Sevgili Okuyucu,

Bugün eve dönüyoruz.

Mutluyum.

Özledim.

Eşimi, köpeğimi, dostlarımı, ailemi.

Sonra yatağımı, yastığımı, laptopumu, müziğimi, evimi.

Bugün eve dönüyoruz.

Hüzünlüyüm.

Geride bırakıyorum.

Akdeniz’i, Torosları, leylakları, dereyi, tepeyi.

Sonra kampı, sakinliği, ağır akan zamanı, hayatı.

Bugün eve dönüyoruz.

Düşünüyorum.

Bir sonraki seferi, paylaşımı, hissettiklerimi.

Bugün eve dönüyoruz.

İyiyim.

Biliyorum.

İyi ki geldim diyorum,

Dönmek, sonra yine gelmek, sonra yine gitmek, yine gelmek üzere.

Sevgili Okuyucu,

Bugün eve dönüyoruz.

Dönüyorum.

Kendime, gerçeğime, özlemle.

…..

Yoga kampındaki yazılar serimizin sonuna geldik. Tahmin edeceğiniz gibi son yazımızın konusu ‘Bugün Eve Dönüyoruz’du. İlk yazdığım gerçek zamanlı dün ve bugünden. Altındakiyse kamptaki son sabahtan. Aradaki yedi farkı bulan?

…..

Son

Bu Sabah Uyandım – Kamp Yazıları II

Dün gece uzun zamandır uyumadığım kadar deliksiz, kesintisiz uyudum. Astroloji notlarımı okudum, çalıştım, bloguma baktım, ritmimin düşmesine izin verdim. Sonra da şehirdeki saatime göre erken yattım. Sabah uyandığımda Bey çoktan işçi tulumunu giymiş marangozluk işlerine başlamıştı. Bense yalnız kaldığım yatakta biraz daha yayıldım, yuvarlandım, gözlerimi sıkı sıkı kapadım, uyumaya çalıştım. Baktım dışarıda cikleyen kuşlara, güneşin aydınlığına daha fazla karşı koyamıyorum, kalktım.

Kalkar kalkmaz pijamalarımın üstüne uzun lastik çizmelerimi geçirdim, dışarı çıkıp seslendim.

‘Coffee, nerdesin? Koş gel, gidiyoruz!’

Coffee kulübenin altından fırlayarak çıktı, çağırmamı beklermiş gibi. Hoplaya zıplaya önüme geçti, koştu koştu, durdu. Dönüp bana baktı geliyor muyum diye.

‘Aferin oğlum, aferin sana. Yürü bakalım, yürü, kokla. Bak bakalım kimler gelmiş geçmiş buralardan’

Dört ayak öne arkaya ine kalka, hoppidi hoppidi hoppidi bizimki sıçramalarda.

Sabah yürüyüşümüzü yaptık. Coffee girdiği her sudan içti, burnunu soktuğu her otu, çiçeği tek bacak havada işaretledi, her koşmanın arkasından ötede oturup beni bekledi.

Coffee mutlu, hem de çoook mutlu.

Ben huzurlu, hem de mis kokulu huzurlu.

Birbirimize bu sabah böyle günaydın dedik.

Derelere gire çıka eve dönüşe geçtik.

…..

Yoga kampının ikinci günü bize verilen yazı başlığı ‘Bu Sabah Uyandım’dı. Yine bir gün önceki gibi yoga dersi sonrası çadırda yere oturup başlığın arkasından serbest akış yazdık. Aynı başlık altında yukarıdaki bugün yaşadığım, aşağıdaki kampta ikinci sabahım.

…..

Bu Sabah Uyandım

Bu sabah uyandım.

Boğazım kuru, kupkuru.

Dün gece sürekli çalışan klimadan olsa gerek.

Oda sıcak, yatağım sımsıcak.

Oh.

İlk gecenin buz gibi klimasız, sobasız tecrübesi sonrası her tarafım ısınmış, gevşemiş.

Soğuğu sevmiyorum.

Daha doğrusu üşümeyi.

Ve nasıl bir kış çocuğuyum anlamıyorum.

Kara kışın ortasında doğmuşum, Ocak’ın sonunda.

Bol karlı, karanlık bir İstanbul akşamında.

Akşamı, geceyi ve uykuyu, çok uykuyu sevmem bundan olsa gerek.

Ama kış kısmına hala akıl sır erdiremedim.

İnsan kendinde eksik olanı arar, ona koşar ya,

Benim de sıcağa, ışığa, güneşe olan tutkum bundan herhalde.

Hala yataktayım, hala sıcak,

Yorganın altı tatlı, yumuşak.

Şöyle bir küçük gerinme ve esnemeyle kafamı çevirip oda arkadaşıma bakıyorum.

Sonra da perdeden sızan aydınlığı görüp önce sıcağa, sonra bugüne şükrediyorum.

Artık kalkmaya hazırım.

Günaydın.

…..

Devam edecek

Çıkar-çıkmaz-çocuk-çeken-köpek Coffee

Coffee’nin maceraları devam ediyor.

Bu defa çocuklarla..

köpekler ve insanları

Çocuklar ve köpekler.

Hem birbirlerine meraklı, hem birbirlerinden gizli saklı.

Ne zaman karşı karşıya gelseler, önce içten gelen bir heyecan fırtınası,

Arkasından duruma göre atlayıp hoplama veya kapanıp durma seansı.

Bizim Coffee çocuklara oldum olası meyilli.

Hele ilkokul öncesi yaşlara ayrı bir hayran halli.

Örneğin yürüyüşteyiz.

Karşıdan gelen birtakım bastıbacaklar gördü mü kuyruk dikilir, sallanmaya başlar. Kulaklar hafif dikleşip kare olur, kafa bir sağa bir sola küçük hareketlerle sallanır, karşıdaki tartılmaya çalışılır. Ben de gelenlerin ilgisine, rahatlık seviyesine göre bazen Coffee’yi oturtur, sevmelerine teşvik ederim. Baktım, genel bir çekinme hali var (özellikle ebeveynlerde), o zaman uzaktan selamlaşır, devam ettiririm.

Başka bir örnek.

Eve çocuklu arkadaşlarımız gelecek.

Kapı çalınır.

Coffee hemen kapıya koşar.

Biz de hemen girişteki yerine oturtur bekletiriz.

Böyle bir ritüelimiz var.

Geç yerine, otur, bekle.

Kapıyı açınca karşısında bir çocuk varsa, ilk hamle gidip koklamak ister. Bakar ki çocuk pek pas vermiyor, hiç ısrar etmez. Bırakır, gidip öteye…

View original post 638 kelime daha

Avuç İçi Kafası

Döndüğümüzden beri geceleri dışardayım.

Önce yakın bir arkadaşımın doğumgünü kutlaması, ertesi akşam bir tiyatro gösterisi, bu akşam da klasik müzik konseri.

Haliyle Coffee’ye özlem birikti.

Eve dönüşe geçince ‘napıyor bizim ballı börek, sütlü çörek?’ diyorum.

Çünkü her eve dönüş Coffee’nin karşılamasıyla ballı börek tadında oluyor.

Zaten böyle diyoruz Coffee’ye.

Ballı börek.

.

Biraz önce döner dönmez ev rutinine girdim.

Üstündekileri çıkar, makyajını temizle, sonra yarınki temizlik için iki parça kaldır, ortalığı toparla, perdeleri çek.

Bir yandan bir başağrısı var ki bugün bende, çatlıyor hem de ne çatlıyor içten içe.

Bir baktım bizimki yerde, gözler çizgi halinde.

Sözde uyuyor ama iç gözüyle gözlemde.

Uzandım ben de yanına yere,

Başını okşadım, biraz konuştum kendisiyle.

Tek elimi koydum başının altına,

Diğeriyle okşadım, okşadım uzun uzun, kana kana.

Hop.

Tek bir hareketle o küçücük kafa,

Oturdu mu beyefendinin yerleşimiyle iyice avucuma.

Meğer yerleştirememişim ben tam yerine,

Coffee avucumun kalıbını buldu, yerleştirdi kafasını bildiğince.

Sonra iki patisini attı bana, gerindi bir yukarı bir aşağıya.

Iki saniye içinde geçti hırıl hırıl uykuya, rüyaya.

Hmpp-fff-rrr.

Hır-hır-hır-hır-hır.

Hmpp-fff-rrr.

Hır-hır-hır-hır-hır.

.

Avuç içi kafası.

Kafa üstü el uykusu.

Başağrım gitti.

Yerde Coffee’yle içim geçti.

%d blogcu bunu beğendi: