Gün

Gece

Coffee’ye bakınca yavaşlayabiliyorum. Yerdeki şiltesinde uyuyor. Az önce yağmurda yürüdük. Başı ve patileri ıslandı, odam ıslak köpek kokuyor. Islak köpek kokusunu bilir misiniz?

Bir gün teknolojinin bulunduğumuz ortamdaki kokuları da kaydedip gönderebilmesini diliyorum. Tam da bunu aklımdan geçirdiğim bir gün bir arkadaşım diyor ki, bari kokular kaydedilip gönderilmesin, bari o gerçek deneyime kalsın. Hak veriyorum. Ama insan hayal etmeden duramıyor. “Gün” okumaya devam et

Yağmur

‘Seni sevmediğimden değil. Mızmızlığa tahammülüm yok, çünkü şu an ben de mızmızım’ dedim Coffee’ye.

Yağmurlu hava altında yaptığımız kısa akşam yürüyüşümüzden yeni dönmüş, ıslanmıştık. Ekim’i atlayıp doğrudan Kasım’a ışınlandığımız bu sevimsiz havanın ruhuna uygun, eve döner dönmez mavi yumuşak battaniyemin altına girivermiş, az önce kaynattığım suya bitki çayımı sallandırmıştım. Coffee’yse yürüyüşten dönmenin mutluluğu, benim onu çıkarmış olmamın şükran ve teşekkürüyle nemli başı, ıslak patileriyle yanıma çıkmak istiyor, kanepenin yanında vızvız vızırdanıyordu. “Yağmur” okumaya devam et

Eylül Bir

Güle güle yaz fotoğrafları dönüyor sosyal medyada. Aslında yaz daha tam bitmedi, ama mevsim değişiyor ekinoksa dek. O zaman resmen sonbahar. Şimdiyse hasat.

Bu yaz iyi tatil yaptım. Haziran ve Temmuz aylarının rüzgarlı havası, serin denizi sonrası Ağustos güneşi, çıkmamacasına kendimi kollarına bırakabildiğim deniziyle pillerimi doldurdum. Yokluğumda tüylü oğlumuz Coffee denizci oldu. Yani, olduğu kadar. Ama emeğini, uyumunu takdir etmeli. Kocaman kemik madalyaları haketti. Kendisi hayatında ilk defa yelkenliyle seyahate çıktı. Bu, Bey’le ortak hayallerimizden biriydi. Coffee’yle denizlere yelken açmak. “Eylül Bir” okumaya devam et

Guru

Meditasyon için gerekli hazırlığımı yaptım. Şiltemi ve sırt yastığımı yerleştirdim, yanına şalımı ve hırkamı koydum. Lambanın başını ışığı loş olacak şekilde dışarı doğru çevirdim, tülü üstüne çektim. Vasistası açtım. Odamın kapısını evdeki tüylü çoluk çocuğun olası girişimlerine kapadım. Kokulu mumu yaktım. Çalma listemdeki gong banyosu başladı. Odaya şöyle bir göz gezdirip bir bardak su içtikten sonra şilteme oturdum. Derin bir nefes alıp verdim. Buluştuk. Evet, şimdi burdaydım. “Guru” okumaya devam et

Özlem

İstanbul’u özlememişim. Dönerken içten içe hissediyordum hissetmesine de Sabiha Gökçen üstü 3. köprüden şehre dönüşle yaşadığım şok ve yabancılık (çirkinlik) hissi beni benden aldı, götürdü, daha da getiremedi. Şehir, binalar, kıyafetler, ayakkabılar, beton, asfalt, bina bina bina, inşaat, yarım inşaat, başlanmamış inşaat, hafriyat, kamyon, betonyer, kamyon, damperli kamyon, gecekondu, çatılar, evler, çatısız evler, demir filizler, filizler filizler filizler…

İstanbul artık bu mu? Varoş, yarım bir inşaat alanı? “Özlem” okumaya devam et