Çabasız

Çabasız çaba ne demek?

Bu sabahki meditasyonun sorularından biri bu. Daha az şeyle daha çok şey yapmak.

Birden evdeki eşyalar üstüme üşüşüyor. Daha az olabilir mi tartıyorum. Bizden daha kalabalık, çok parçalı, dolu dolu evleri mekanları düşünüyorum. İçim sıkışıyor, hemen zihnimden silip gönderiyorum. Minimalist, geniş mekanları getiriyorum gözümün önüne, sadece boşluk hissini değil, ruhu ve sıcaklığı da beraberinde taşıyanları özellikle. Bir bitki, bir tül, bir gün ışığı, bir zarif rüzgar zili. Şimdi balkon kapısındaki tüle vurmuş hafif güneş ışığı o dingin yumuşaklığı veriyor. Halbuki dışarıda çöp kamyonu. Sabah yedi servisinde ağır metalik tangırdamalar gürültülü motor ve teker sürtmesiyle çarpışıyor. Çünkü burası büyükşehir. Çok şeylerimizi tüketip attığımız çöplerimizi topluyor bağıra bağıra, siz yerken iyiydi biz mi susacağız arkanızı temizlerken der gibi.

“Çabasız” okumaya devam et

Seyirci

Sürekli gözlem ve analiz insana ne verir? Seyirci olabilmek? Bilgi? Anlam? Bütünlük? Detaycılık? Huzursuzluk? Kabullenicilik?

Yoga ve meditasyonda bulunduğumuz anda kalarak kendimizi gözlemleriz. Düşünceler gelir geçer, duygular başını yeryüzüne çıkarır, bazıları yumuşak bazıları sert zeminlidir. Geçiştirmek, savmak ya da yapışıp tutunmak yerine onları oldukları gibi görmek, gözlem ve araştırma içinde kalmayı deneyimler, bu çaba içinde çabasızlığı keşfetme yolunda kalırız.

Günlük hayatın içinde koştururken, karşımdakinin gözlerinin içine bakıp onu dinler, kendimi ifade etmek için sözlü yazılı kelimeleri itinayla seçerken böyle bir ‘hal’ içinde buluyorum kendimi. Sanki gözlerim bir yönetmenin kamerası, bedensiz bir varlık olarak kendimi izleme, seyretme halindeyim. “Seyirci” okumaya devam et

Aşk Meşk Sevgi

İnsan aşkı hayal eder, arzular, ulaşmak için yanar tutuşur. Umuttur aşk insan için. Yaşı, zamanı, ortamı yoktur. Hesapsızdır. Sürprizlidir. Hem acıtır hem uçurur.

Sevgiyi de böyle hayal eder mi peki? Sevgiyi hissetmeyi, sevgi vermeyi, sevgi almayı, kendini sevmeyi, sevginin vücut bulmuş hali olmayı?

Sanki sevgi hep vardır, el altındadır da aşk ulaşılmazdır. O yüzden mi biri sakin liman, biri fırtınalı deniz hisleri geçirir? Kaçan balık büyük olur misali aşk peşine düşülür, kovalanır da kovalanır. Ulaşılamadıkça aşk insanın gözünde büyür. Ulaşıldığındaysa boyut atlatır, büyüler adamı. Ya da aksine yerin dibine vurdurur, ölümlerden ölüm beğendirir, acıların çocuğuna bağlatır. Melankolik, depresif, safi hüzün abidesi bir ruh haline.

“Aşk Meşk Sevgi” okumaya devam et