Balık Dönemi ve Başak’taki Dolunay

19 Şubat 2016 sabahı Balık dönemi başladı. Balık’la gündemimizi bir ay meşgul edecek temaları düşünerek içimden şunları geçirdim:

Şefkatli, merhametli, sevgiyle sarmalayan, birleştiren, affedebilen, kendimiz dışındaki bütüne ait olduğumuzu hissettiren bir ay diliyorum. Şiirle, şarkıyla, maneviyatla, sanatla..

Duramadım, bir iki platformda yukarıdakileri yazılı olarak paylaştım. Dileğimin tam da memleketin kalbinden tekrar vurulduğu, acıyla sarsıldığı elim olay üstüne denk gelmesi ‘tutunacak iyi birşeyler beklentisi’nin söze dökülmüş hali gibiydi. Yazdıklarımı beğenen, üstüne yorum yapanlarda bunu sezdim. Kendim dahil. Sonuçta yazarak dileğimi bireyselliğimden çıkarmış, bütüne teslim etmiştim.
“Balık Dönemi ve Başak’taki Dolunay” okumaya devam et

İzin Ver

Öfkeye ilk nasıl tepki verirsiniz?

Bende hemen bir mesafelenme devreye girer. Soğutma operasyonu. Karşımdaki alevlenip ateş aldıkça onu söndürüp sakinleştirme isteği içimde pırpırlanır. Kanat çırpmak da bir nevi hava akımı yaratır. Öfkenin şiddeti yüksek, sakinleşme ışığı kesikse soğutma donma noktasına ulaşabilir. Kutup dairesinde dondurup hissizleştirmeye.

Peki ya üzüntüye tepkiniz? “İzin Ver” okumaya devam et

Dolunay’ın Karanlığı, Aydınlığı

İki gece evvel rüyalarım hareketlendi. Karanlık ve boğucuydu gördüklerim. Geçmişin öcüleri hortlamıştı. Böğürtülerimi duyan Bey uyandırdı. Sayıklıyormuşum. Kan ter içindeydim. Soluklandım. Hemen uykuya dalmamak için dayandım ki aynı karanlığa geri dönmeyeyim.

Sabah kalkar kalkmaz Ay’ın konumuna baktım. Akrep’e geçmişti. Anlamlıydı. Rüyalarımızda her bilindışıyla (Ay’ımızla) temasta iç dünyamıza dair mesajlar alıyorduk. O gördüğüm öcüler benim bir parçamdı. Zamanlama manidardı. Akrep’teki Dolunay’a bir gün kala derinlerde gömülü, bastırılmış hikayelerin zihnimin gün yüzüne fırlaması normaldi.
“Dolunay’ın Karanlığı, Aydınlığı” okumaya devam et

Sevgi, Aşk ve Öbür Cinler, Tüm Çocuklar


Sevgi nasıl bir kavramdır? Nötr mü? Olumlu mu? Olumsuz tarafı var mı? Herkesin sevgi anlayışı kendine has ve eşsizken, tüm bu kişisel yorumların üstünde anlamı tam olarak ne barındırır?

Dün romanlar, kitaplar, felsefe, din, sanat, resim, astroloji, mitoloji üstüne bol tartışmalı, çok konuşmalı, zevkten dört köşe olmalı bir arkadaş toplantısında insanın hayatta tutunduğu, ihtiyaç duyduğu bazı kavramlar üstüne konuşurken kendimizi sevgi üstüne farklı görüşleri savunur, bakış açımız doğrultusunda savlar üretir, örneklemeler verir bulduk. Mars Terazi’de iyi anlamda çalıştıkça çalıştı, susmadı, iradesini ortaya koydurdu bize. Kavga etmeden, ilişkiyi koparmadan, tartışarak, ilişkide mücadeleyi göstererek, gerektiğinde ayağa kalkıp fizikselleşerek, yeri geldiğinde yerine mıhlanıp kıpırdamadan, sözü sakınmadan, sürekli devam ederek. Herkesin Mars’ı kendi ekseninden çarpıştı tabii. Öyle bir noktaya geldik ki karşılıklı olarak bir ikna sürecine girip iki tarafın da birbirini ikna edemeyeceği, ancak kulak kabartıp dinleyebileceği ve inandığı şekilde yoluna devam edebileceği bir noktada bıraktık.

O noktayı koymak beni kesmedi. Taraflar üstü AYM’ye başvurur gibi Türkçe sözlüğe dönüp bakma ihtiyacı hissettim.

“Sevgi, Aşk ve Öbür Cinler, Tüm Çocuklar” okumaya devam et

Faydalı-Bir-Şeyler: Dolunay Başak’ta

Bu bir astrolojik analiz değil. Dolunay üstü kişisel akış. Herkesinki farklı, belki de değil. Bilincimiz bir, duygularımızsa titiz. Hangi dilden konuşuyorsun dostum derseniz, buyrun birlikte yürüyelim isterseniz.

Dün iç dünyamın karanlıklarından çıkıp yeniden dış dünyaya dönme cesaretini gösterdim. Cesaret, evet. Bir kuyunun dibine inip korku ve acıyla yüzleşince dışarı çıkmak daha korkunç, ürkünç, hatta imkansız gelebiliyor. Ordan çıkabilmek için gerçek hayatta dışarı çıktım. Evimden, arabamdan, mahallemden. Yabancı bir dostumuzla yemek yedik Beyoğlu’nda. Ona anlatmaya çalıştık olan biteni. Çalıştık dedim çünkü yabancı birisine kendi sübjektifliğimizi aktarırken, bir de bunu anadilimiz dışında bir dilde ifade ederken olanlara, fikirlere, duygulara ne kadar yabancılaştığımı farkettim. Başka konular, başka insanlar, başkalarının hayatı gibi geldi birden.

Yemek sonrası İstiklal’de yürüdük. Caddenin her daim kıpır kıpır, gürültülü, uğultulu hali bir teslimiyet, sessizlik içindeydi adeta. Ağırlaşmış, içine dönmüş bir kabulleniş. O ruhu hissetmek, içimdekiyle ordakinin birleştiğini, bir olduğunu görmek yatıştırdı beni. Şifalıydı. “Faydalı-Bir-Şeyler: Dolunay Başak’ta” okumaya devam et