Balık’ta Güneş Tutulması – Kabullenmek mi Vazgeçmek mi?

Kaybettin, dedi.

O zaman ben de giderim, diye cevap verdi.

Bir tomar anahtarı aldı, boş dolaplara baktı, çıktı.

Bu bir kabulleniş miydi, kaçış mı?

Öfkeli bir çıkış mıydı, özgürleşme mi?

Ne istiyordu?

Zincirlerini mi kırmak, yoksa vaz mı geçmek? “Balık’ta Güneş Tutulması – Kabullenmek mi Vazgeçmek mi?” okumaya devam et

Balık’ta Tutulma, Pruvam Neta

Gözümü kapadım. Denizdeyim. Su durgun, içim çalkantılı. Sene bindokuzyüzdoksanyedi. Birleşmekle ayrılmak arası bir gelgit. İçim dalga dalga, taşanların yankıları iç organlarımı ıslatmakta. Farkında mıyım bir başlangıç arifesinde olduğumun? Tam değil. İçimde bir huzursuzluk. Gelişen olaylar. Rüyalara dalışlar.

…..

Her Güneş Tutulması önemli başlangıç ve bitiş temasına işaret eder. Etkisi uzun süreye yayılacak bir Yeniay dönemidir. Hayatın bir evresi tamamlanır, yenisine adım atılır. Bazen tutulma döngüleri ondokuz senede bir tekrarlanır. Yarın, 9 Mart 2016 sabaha karşı 04.00 civarı Balık’ta gerçekleşecek Yeniay ve Güneş Tutulması’nın tam ondokuz sene önce aynı burçta çok yakın derecelerde gerçekleşmiş olması gibi. “Balık’ta Tutulma, Pruvam Neta” okumaya devam et

Titreşim

Her bitiş bir başlangıç. Her başlangıç bir bitiş. Bitiş artık bazı şeylerin eskisi gibi olmayacağının habercisi. Başlangıç yeninin inşası.

Değiştin denir ya. Bunu ne zaman duyarız? Birşeyleri farklı bir şekilde yapmaya başladığımızda, birine her zamankinden başka şekilde karşılık verdiğimizde, hayatımıza yeni birşey eklendiğinde ya da aksine hepten gittiğinde. Başlangıç ve bitiş iyi ya da kötü değil, değişimin kendisidir. Değişim içte, dışta, zihinde, duyguda benliği kaplasa da yeri gelir, beden herşeyi hatırlar. Beden değişimi taşır.

Gözümü açtığımda etraf karanlıktı. Acaba saat kaçtı? Sabaha karşı dört mü beş mi? Bakışlarımı yukarı diktim. Yüksek tavan, solda odanın kapısı, içerden sızan hafif ışık, sağ yanımda yorgan içine gömük yatan oda arkadaşım.

Birden şapşup bir ağız şapırtısı, köpek esnemesi. Donk. Yatağa vurulan kafatası sesi. Otelde değil, evdeyim. Coffee yerde, bey yanımda. Ya bedenimin zihni? Hala haftasonunun etkisinde, Kapadokya’da, oteldeki yatağımda. Gözümü kapadım, uykuya dalmışım. “Titreşim” okumaya devam et

Bir

Üç boyutluyuz, üçüncü boyutta yaşıyoruz. Bedenimizin eni, boyu, yüksekliği, varlığımızın bir hacmi var. Bulunduğumuz ortamda yer kaplıyoruz, belli bir koordinat ve zamanda bulunuyoruz. Aynı doğum anımız gibi. Dünya üstünde belli bir enlem ve boylamın kesiştiği noktada, belli bir zaman diliminde ana karnından çıkıp gözümüzü dünyanın gerçekliğine açıyoruz. Bizim algımıza göre başlangıç noktamız o doğum anı. Kağıt üstünde bir nokta, uzayda akla-hayale-sığmayacak-mikroskobik-boyutta bir hacim.

Fiziksel bedenin, yaşadığımız dünyanın bir başlangıç, bir de bitiş noktası oluyor. Düz bir çizgi üstünde iki nokta arası bir yol. Ya da belki bir çemberin herhangi bir noktasından ötekine sürekli devinen bir döngü.

Başlangıç ve bitişlere iki nokta arası zamanla tanımlanmış, miyadı dolan bir yolculuk olarak süreli mi bakıyoruz yoksa her başlangıcın bir bitişin arkası, her bitişin bir başlangıcın önü olduğu dairesel devinimin sürekliliğiyle mi?
“Bir” okumaya devam et

Üçyüzaltmışdördüncü Gün

Çok kalın bir kitabın sonuna geldiğinizde ne yaparsınız?

Ben ilk sayfasını açar, yeniden okurum. Giriş aklımda hala taze mi değil mi bakar, nasıl başlamış da buralara gelmiştik hatırlamaya çalışırım.

İkibinondördün üçyüzaltmışdördüncü gününde de işte böyle hissediyorum. Kalın bir kitabın sondan bir önceki sayfasında.
“Üçyüzaltmışdördüncü Gün” okumaya devam et