Mind

Ayrılmıştık. Ayrılığın kendisinden ziyade fikrini anlamaya çalışıyordum. Kafamda çözemediklerimi gerçek algılayamama gibi bir kavramsallık. Kendimi bilgisayar oyununa kaptırmıştım. Civilization. Sürekli yeni şehirler kurup başka şehirlere savaşa gidiyordum. Su kenarı olsun, barakaları olsun, amfisi olsun, ibadethanesi olsun, halkı refah içinde olsun. Elçi yolluyor, elçi ağırlıyordum. Fazla vıdı zıdı olursa kılıçlar, kalkanlar, harş hurş ah uh, filler ve çimenler. “Mind” okumaya devam et

Vakit

Hem o vazgeçip bırakma hissi hem de tamamlama isteği. Gerçek bir istek mi, kodlanan görev mi? Bitirememenin verdiği burukluk ve sıkıntı, üstesinden gelememenin getirdiği daraltı.

Bunun için mi buradayız? Ayrılığı görmek?  “Vakit” okumaya devam et

Kaç Zaman

Zamansız ayrılığa nasıl hazırlanılır? Geleceği planlarken içindekilerden ne kadarı kayıpları barındırır? Öğretiler bizi şimdinin farkındalığına davet ederken, anın gerçekliği değişiverince insan nerede kalır?

Ölüm.

En hazırlıksız yakalanılan ayrılığın değişmez bir numarası. Öncesi, sonrası yok. Varolan sadece ölümün mutlakiyeti. Şu an varsın, birden yoksun. Nokta. Boşluk. Karanlık. Son. “Kaç Zaman” okumaya devam et

Dul

Okuduğum kitabı başka kitaplarla aldatmaya devam ediyorum. Aldattığım kitap değişti, aldatma baki. Şimdi mazeretim gündem. Ölüm, kayıp, ayrılık, çaresizlik, yas, matemle dolmuşken kafamı romantik hayaller, tumturaklı betimlemeler, yüzyıl öncesinin polemiklerine veremiyorum. Noktalı virgül ihtiyacı.

…Çok tuhaf, insanlar büyük bir mutsuzluk yaşayanlara mutluluktan bahsedemiyor. Anlamıyorum. Aslında tam da büyük bir mutsuzluk halinde mutluluk dileklerine ihtiyaç vardır, halihazırda mutlu olanların ihtiyacı yoktur. Mutsuz olduğunuzda, sanki herkes öyle kalmanızı diliyor. Sonsuza kadar. s16

Mutsuzluk mutsuzluğu, mutluluk mutluluğu mu çekiyor hakikaten? Karşıtların birbirini çekmesi, aynıların birbirini itmesi gerekirken uyumlanmayla denge mi bozuluyor? Hani ameliyat olmuş birine geçmiş olsuna gidip de kendi başından geçen başka ameliyatları, sağlık sorunlarını anlatıp beterin beteri varla karşındakini iyi hissettirme/aldatma yanılsaması gibi. Mutsuzluğa mutsuzlukla karşılık verince çivi çiviyi sökmüyor, o anlayış ya da empati olmuyor, üstüne misliyle yük bindiriyor sanki. Öte yandan ölüm, kayıp, yas söz konusu olduğunda akan hayat, rutinler, gündelikler de duruyor, donup kalıyor insan. Kim çekip alacak seni ordan? “Dul” okumaya devam et

Karınca Adası’nda Dolunay – Girit

Başka bir sesle geri dönme vaadi vermiştim. O sesi Karınca Adası’nda buldum.

Karınca Adası sembol oldu, Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikayesi dörtlüsünün ikincisine başladığım için. Diğer yandan gerçekten bir adadayım. Karınca değilse de keçi adası diyebilirim yine kitaba gönderme yaparak. Mavi değil keçiler, ama bal rengi, kızıl, kara, paçalı, sakallı ve çook girişken ruhlar.

Girit’teyim. Üzerinden uçtukça bunun neresi ada canım, bildiğin koskoca bir kara dediğim ‘ada’nın en küçük, basit, sakin yerleşkelerinden birkaçında olmayı tercih ettik. Sfakia ilçesinde küçük koylar arası dolaşıyoruz. Loutro, Chora Sfakion, Glyka Nera, bugün Aghia Roumeli. Belki de Girit içindeki Karınca Adası’nı böyle bulmuşuzdur.

Kısa bir seyahat bizimki. Kafa tatili, beden dinlenmesi. Dolunay teslimiyeti. İyi ki.. “Karınca Adası’nda Dolunay – Girit” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: