Yeniay Aslan’da: Cesur Yürek Sahneye

Yeni başlangıçlar arifesinde nasıl hissedersiniz?

Benim önce yüreğim pırpırlanır, yaşadığımı hissederim. Öte yandan içim sıkışır, sonrasının bilinmezliği endişelendirir. Bu bir adım atma zamanıdır. Cesaret etme, insiyatif alma, sahneye çıkma.

Yeniay zamanları böylesi niyetlerde bulunmak, başlangıç yapmak için uygun atmosfere işaret eder. Güneş ve Ay birlikte, kavuşum halindedir, gökyüzü karanlıktır, tohum atma zamanıdır.

Bugün,14 Ağustos 2015 saat 17.53’te Aslan’da oluşan Yeniay’la birlikte hayatımızda gerçek aşk ve sevgiyi, yaratıcılığı ve keyfi bulduğumuz alanlarda başlangıç yapma, içimizdeki yaratıcı çocuğu devreye alıp sahneye adım atma zamanındayız. “Yeniay Aslan’da: Cesur Yürek Sahneye” okumaya devam et

Büyübozumu

Belki de yazarlık kursuna gitmemeliydim.

Olur mu canım? Bitiyor diye hüzünlenirken neden böyle bir serzeniş?

İçime kapandım.

Çalakalem, geldiği gibi yazarken işin içine kuram girdi, büyü bozuldu.

Büyüyü yaşatmak mümkün mü? “Büyübozumu” okumaya devam et

Aşk Meşk Sevgi

İnsan aşkı hayal eder, arzular, ulaşmak için yanar tutuşur. Umuttur aşk insan için. Yaşı, zamanı, ortamı yoktur. Hesapsızdır. Sürprizlidir. Hem acıtır hem uçurur.

Sevgiyi de böyle hayal eder mi peki? Sevgiyi hissetmeyi, sevgi vermeyi, sevgi almayı, kendini sevmeyi, sevginin vücut bulmuş hali olmayı?

Sanki sevgi hep vardır, el altındadır da aşk ulaşılmazdır. O yüzden mi biri sakin liman, biri fırtınalı deniz hisleri geçirir? Kaçan balık büyük olur misali aşk peşine düşülür, kovalanır da kovalanır. Ulaşılamadıkça aşk insanın gözünde büyür. Ulaşıldığındaysa boyut atlatır, büyüler adamı. Ya da aksine yerin dibine vurdurur, ölümlerden ölüm beğendirir, acıların çocuğuna bağlatır. Melankolik, depresif, safi hüzün abidesi bir ruh haline.

“Aşk Meşk Sevgi” okumaya devam et

Kum Kitabı

Jorge Francisco Isidoro Luis Borges. Kısaca JLB.

Adını ilk Murat Gülsoy sayesinde duydum. Notumu alarak kendisini tanışılacak yazarlar arasına koydum. Geçenlerde Remzi Kitabevi’ni ziyaretimde raflarda gezinirken karşıma öykülerinden oluşan Kum Kitabı çıkınca zaman şimdidir diyerek aldım.

O gün güney yarımküreden yazarlara sevdalandım. Biri Arjantin’den sepete atılan JLB idi. Diğerleri de Peru’dan Mario Vargos Llosa ve Güney Afrika’dan Nadine Gordimer. Gordimer ve Llosa’yı mini kitap kulübümüz için değerlendiririz diyerek JLB’ye el attım.

Kitaba adını veren öykü Kum Kitabı tam da anlattığı gibi başı sonu olmayan bir kitabı bu kitaptaki öykülerin gerçekliğinde temsil ediyor olabilir miydi?
“Kum Kitabı” okumaya devam et

Dolmak – İnziva Yazıları III

Geçen haftasonu yin yoga ve meditasyon kampında, Büyükada’daydım. Şehre bir o kadar yakın, bir o kadar uzak. Gri yağmur bulutlarının altındaki İstanbul, beton gofretlerden oluşan apokaliptik bir edadaydı uzaktan. Oysa ada martıların çığlıkları, salyangozların fışırtıları, atların tıkıdık tıkıdık geçişleri, kedilerin, köpeklerin mavhavlarıyla capcanlıydı. Sakindi, yaşam vardı.

Aslında adayı çok yaşadığım söylenemez. Kaldığımız mekana Cuma öğleden sonra girdim, Pazar öğleden sonra çıktım. Arada adada kahvaltı dükkanı olan arkadaşıma tek başıma yürüdüm. Yalnız gidiş iyi geldi. Ada da ben de öyle doluyduk ki.. Köpüklü Türk kahvesini içip o gün denenmiş tiramisudan dilimleri çatalladım. Kısa ve telvesi bol bir sohbetti bizimkisi. Acelesiz, telaşsız, koşuşturmadan uzak, samimi. Bu kısacık sosyalleşme yaptığım çalışmadan şöyle bir dışarı çıkardı beni. Devamındaysa daha derinlemesine içine aldı.

Ne niyetle gittim? Ne edinimle çıktım?

“Dolmak – İnziva Yazıları III” okumaya devam et