Güneşine sağlık Jüpiterim: Amerikana

Yakın zamanda dinlediğim bir astrolog, haftanın iki gününü Güneş’inize ayırın, demişti. Yani haftanın her günü Güneş’inizle kahramanın yolculuğunda olmak için debelenmeyin ya da başka başka işler güçler angaryalarla uğraşıp Güneş’inizi de unutmayın gibi bir önerme.

Parantez aç. Güneş kalbimiz, ruhumuz, özümüz, varlık sebebimiz, hani burç diye bildiğimiz (sadece ondan ibaret olmasak da varlık sebebimizin merkezi, çekirdeği), arketipsel yolculuğumuz, bilincimiz. Parantez kapa.
“Güneşine sağlık Jüpiterim: Amerikana” okumaya devam et

Aleyküm Selam – Zanzibar III

Döndük kürkçü dükkanına. Çok şükür. Koskoca, canım Boğaz’a bakmayalı beri küçülüp daralmış mı bana mı öyle geliyor?

İnsanın gözü uçsuz bucaksız okyanusa bakmaya alışmayagörsün, hele bir de sular günde üç posta çekilip gerisin geri sahili doldursun, olacağı bu. Şehre gelip sıkışma hissi. Her tarafımız ne kadar da dolu Allahım? Bina bina bina, araba araba araba, beton beton beton, dar dar dar, yüksek yüksek yüksek, sıkışık sıkışık sıkışık, gök uzak, toprak görünmez.

Bu bir söylenme değil. Medeniyeti özledim esasen. Memlekete dönmek iyi geldi, son gün dönüşü iple çektim. Yine de gözümün otofokusunda bir ayarsızlık var. Odaklanamıyor önündekine bir türlü. Gördüklerimin ortasına iki elimi kavuşturup yavaşça indirmek, kollarımı aynı anda sağa ve sola doğru açıp ufkumu temizlemek istiyorum. Alan ihtiyacı diyelim.

“Aleyküm Selam – Zanzibar III” okumaya devam et

Hakuna Matata – Zanzibar II

Burda en çok duyduğumuz ifadelerden biri bu.

Hakuna matata.

Her şey yolunda. Sorun yok. Tamamdır. Canın sağolsun.

Hepsi için kullanılabilir.

Yolda yürürken biri yanaşıp size bir dalış turu, baharat turu veya tekneyle günbatım turu vs satmak isteyebilir. Siz de sağol almayayım ya da herşeyim ayarlı, bir dahakine gibi cevaplar verebilirsiniz. Bu seçeneklerin hepsine hakuna matata cevabı gülümseyerek geliyor misal.

Canın sağolsun dostum, herşey yolunda, dert değil. “Hakuna Matata – Zanzibar II” okumaya devam et

Karibu Sana: Zanzibar I

Efil efil, püfür püfür esen rüzgar. Foşur foşur, çapır çupur kıyıya vuran dalgalar. Gözün alabildiğine yeşil, turkuaz, kızıl, sarı, gri, mavi, yine yeşil, yine turkuaz, yine mavi, sonunda laci mi laci sular. Dokundun mu dağılan, ayağa yapışıp tırnakları açıkta bırakan, üstünde taklalar atan apak yengeçlerin yuvalarını delerek inşa ettiği yumuşacık, kremalı kumlar.

Burası Tanzanya, Zanzibar.

Kutuplara gitmeyi çok istedim bu sene. Çok isteyip de soğuklardan cesaret edemedim. Aksi yönde Ekvator’a yakın, tropik bir rota seçtim. İçten içe gidip geldim. Beyaz kumlar, yemyeşil sular fotoğraflardan beni heyecanlandırsa da ya iki güne o heyecanım geçerse? “Karibu Sana: Zanzibar I” okumaya devam et

Ocak

Bir

Dün gece güzeldi. Eski dostlar, sıcak sohbetler, leziz yemekler, her telden müzikler, hala kıvırabilen vücutlar, ritimle uyumlanabilen ayaklar. Bugünse battaniye altı yatay pozisyon. Bitmişiz. Sabah şöyle bir ayaklanıp yine devrilmişiz. Yanıma su dolu sürahi, bitki çayı, akide şekeri ve kitabımı almışım. Yılbaşı ertesi sözde kür hazırlamışım. On dakika sonra kendimden geçip kitap kucağımda uyuklamaya başlamışım. En sevdiğim sızma modeli bu. TV karşısında, kitap altında, kanepede, börek misali battaniyeye sarılı. Sahi, benim Yeniay dileğim neydi?

“Ocak” okumaya devam et