Nasılsın

Merhaba. Bugün nasılsın?

Sabah kalkar kalkmaz çalışma odama geçiyor, battaniye, yastık, defter ve kalemimi kapıp meditasyona oturuyor, kendime bu soruyu soruyorum. Merhaba, nasılım.

Her gün sözlü sözsüz bir cevap geliyor.

İyi. Kötü. Dingin. Sıkışık. Hafif. Uykulu. Boşlukta. Hüzünlü.

Bazen gong ve çanaklarla ses banyosu bana eşlik ediyor, bazen kayıttan dinlediğim sesle yönlendirmeli bir rehberlik akıyor. Bazense dış uyaranlara tahammülsüz, sadece nefesimle, sessizlikte kalıyorum. Kalabilirsem.

“Nasılsın” okumaya devam et

Türkiye Hikayelerini Anlatıyor

Küçük bir kız çocuğu. Avaz avaz ağlıyor. Elinde naylon poşet, içinde kağıt mendiller. Sokak satıcısı. Yaşı kimbilir kaç. İlkokul öncesi. Yoldan geçen iki kadının bacaklarına saldırıyor, sarılıyor korkuyla çünkü polisler gelmiş, emniyete götürecekler. Nerede çocuğun ana babası diye soruyor polisler. Ortalıkta kimsecikler yok.

Polisten, üniformadan, resmi görevlilerden ödü kopan, köşe bucak kaçıp kuytuluklara sığınan bu çocuğa etraftan bir adam el uzatıyor, üzülmesin, korkmasın diye onunla konuşuyor, yüzünü okşamaya çalışıyor. Çalışıyor, ama görüntü o kadar sakil ki. Koca bir adam eli, minik bir yanak üstünde yukarı aşağı titrek titrek dokunup kalkıyor. Parmaklar açık, el ve kol cansız, adeta protez. Eğilip bükülmeden, uzak atış seviyor kız çocuğunu. Kızcağızın iç parçalayıcı korkusu ve ağlaması bir yana, yardım elini ‘şefkatle’ uzatan adamın elindeki donukluk, katılık, nasıl seveceğini bilmezlik görüntüsü aklıma düşüyor. Yazdan başka bir ana ışınlanıyorum.
“Türkiye Hikayelerini Anlatıyor” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: