Dharma

23 mart

Uykuyla uyanıklık arasındaki o ince çizgide en saf ve yaratıcı saatlerimizin yattığı söyleniyor. Yazarlar o hali yakalamak için sabahın dördünde kalkıp yazmaya koyuluyorlar mı? Bir meditasyon, bir ritüel gibi o eşsiz anla buluşmak için yataktan kalkmak.

Benim kalkmalarım uykunun kaçmasıyla yakalanan anlardan. Yani o zamanı yakalamak için kalkmıyorum da uykum kaçtığı için yakalıyorum. Şu anda sabah dört de değil, altı buçuk. Bir önceki akşam yoğun bir çalışma yaptıysam -uzun süren bir seans gibi, gece katıldığım online bir ders gibi- fişim çekiliyor, yorulup -kendimce- erken yatıyorum ve sabaha karşı bir vakit birden o bir önceki gecenin uyarılmasıyla gözlerimi açıyorum. Bazen ertesi günün yapılacaklarının stresi de zihnime yük bindiriyor. O taahhüt beni uyku içinde bile bir başöğretmen gibi diri tutuyor. Uyanır uyanmaz zihnim yapılacakları bir bir diziyor o bu şu diye.

“Dharma” okumaya devam et

Travma

Kilitleniyorum.

Beni aşan, büyük bir travma, afet, saldırı, kayıp olduğu zaman kendim olamıyor, kendime gelemiyorum. Şeyleri otomatik hallediyorum, günü geçiriyorum, görevlerimi yerine getiriyorum, ama üstüne düşünmediğim zamanlarda bile altta hep o yanan gerçek yatıyor, hissediyor yanıyorum. Çaresizlik, öfke, acı, hiddet, hemen bir şeyler yapmaya davranmakla her şeyi durdurup hepsinden mesafelenmek, bir durmak, sadece durmak.

Paylaşmak bazen iyi geliyor, bazen gelmiyor. Çok seslilik bazen birlik getiriyor bazen sadece kakafoni ve daha fazla öfke, acı, bıkkınlık. Kaçıp başka şeylere sığınmak akıl ve ruh sağlığı için kısa süreli bir denge getirse de acı gerçeği değiştirmiyor.

“Travma” okumaya devam et

Bedenin Aklı

Fabrika ayarlarımı bulmak, oraya dönmek istedim. Ayarlarını aradığım fabrikaysa değişip gitmişti. Tabii ben de.

Mayıs’tan beri üstüne çıkmadığım matıma oturdum. Yin yogayla hafif ve derin bir seriyi tamamladım. Her poza girer, içinde kalırken gözlerim doldu. Acıdı(m). Canımdan çok içim, kalbim.

Ne tuhaf. Bedenim tüm senenin yükünü çöpünü üstünde taşıyordu. Yoksa o gözyaşları niye?

Çok hoşuma giden bir alıntı okumuştum, şöyle bir şeydi:

Acı var, acı var. Bir zarar veren, bir iyileştiren.

“Bedenin Aklı” okumaya devam et

Bitmedi

Kaldığım yerden devam ediyorum.

Psikolojiden yüz (rakamla 100) almış, eğitim modülünü zirve yaparak bitirmiştim. Sen misin?

Rüyamda Murat Gülsoy’dan sıfırı (rakamla 0) çektim. Otur sıfır. Böyle demiyordu tabii, ama saman kağıdının üstündeki içi boş yuvarlak ve üstüne çizilmiş, sıfırın sınırlarını aşan tuhaf artı şeklini (sanki boş bir doğum haritasına evrilmiş içi boş rakamı) tutuyordu yüzüme. En tepeden en dibe. Rüyada da kendime bunu diyordum. Önce kanatlanıp sonra çakılmak. Demek ki böyle bir kutupsallık. Ya zirve ya yeraltı. Öğrenmede ya siyah ya beyaz. Jüpiter Akrep’te. “Bitmedi” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: