Evdeki huzur

Saat geceyarısını geçmiş.

Üst kat komşudan gülüşmeler, konuşmalar, topuklu ayakkabı sesleri duyuluyor.

Dışarıda polis sirenleri, kedi mırnavlamaları, köprünün uğultusu.

Şehir uyanık, sesli.

Bizim ev sessiz.

Klavyemden çıkan yumuşak tıpırdamalar, genleşen mutfak tahtasından taktuklamalar, arada bir Coffee’den derin iç çekişler…

O kadar.

Ev sanki çoluk, çocuk, arkadaş, köpek, sucu, çöpçü, kurye, ben, sen, o ile geçirdiği bütün bir günün hareketini tatlı bir huzur ve sükunete bırakmış, uykuya dalmak üzere.

Bense bu uyku içindeki uyanıklığı seviyorum.

Seslerin ve sessizliğin farkındalığını.

Kafamda sessizlik çınlıyor.

Ve ben onu dinlemeye doyamıyorum.

Heyecanlıyım…

…çünkü ne zamandır yapmak istediğim birşey için ilk adımı attım. Bir blog adresi aldım ve yazmaya başladım. Burdan dünyaya ilk defa sesleniyorum. Ses ver dünya!

Bir gündemim yok, kategorim yok, etiketim yok – henüz. Zamana bırakıyorum. Şu an elimdeki en önemli, en gani değer bu. Zaman. 15 sene durmadan, aralıksız çalışırken bulamadığım, yaratamadığım zaman şimdi ve burada, tamamen benim avucumda.

İşi bırakalı ne kadar oldu? Yaklaşık 6 ay. Bu sürede neler yaptım? Hmmm…Oldukça etkisinde kalınan uzun bir Afrika seyahati, yoga ve meditasyon, hayvan barınaklarına yardım ve bu sayede sahiplendiğimiz köpeğimiz Coffee, gece hayatına dönüş, gündüz hayatına dönüş, güzel uyku, güzel beslenme, müze, sergi, etkinlik babında geçmişte kaçan balıkların acısını çıkarma, ev, eş, aile, arkadaşlar, çocuklar, köpekler, kedilerle keyifli kahkahalı günler geceler sohbetler yemeler içmeler, işten ayrılmamla mesleğim reklamcılığı bırakmaya karar verişim, başka neler yapabilirim arayışları, bunun kaşıntıları, beyin fırtınaları…Süreci devam ettiriyorum. Henüz çok erken. Yapacak, düşünecek, belki de yazacak  çok şey var.

İşte bu yüzden heyecanlıyım, bu yüzden burdayım…