‘O Ses’ 1985 Whitney Houston. Sen de mi?

Bir yıldız daha kaydı.

Whitney Houston.

Ortaokul yıllarımda ‘Dance with somebody’ ile coşup ‘Saving all my love for you’yla romantik, platonik takıldığım dönemin hatrı sayılır şarkıcılardan.

O zamanlar bir Whitney mi, Mariah mı sorusu vardı. Doğru ya doğru, ben Mariah Carey’ciydim. (Biraz BS Gallactica Apollo-Starbuck sendromu sanırım.) Hatta kaset döneminden CD dönemine geçişte ilk aldığım CD albüm Mariah Carey Vision of Love’dı. Şimdi düşündüm ve arşivime baktım da Whitney’nin hiç albümünü almamışım, ama çok daha fazla parçasını sözleri, dansları, filmleriyle bildim, söyledim.

90’larda Bodyguard filmiyle birçok ergen genç kız akranım gibi ben de hem Whitney’ye, hem de Kevin Costner’a bir kapılıp gittim. O gidiş kısa oldu allahtan, çabuk toparlandım, ama I will always love you parçasını vıcık vıcık dinledim, radyoda her çalındığında sesini açtım, bir iç titremesi hissettim. Kadın öyle söylüyordu hakikaten. İnsanın içini titrete titrete, o kalın dudakları gere gere, gırtlağını konuştura konuştura. Ve bu gırtlağa sahip çikolata renkli, kadife sesli birçok etli butlu, kalçalı salçalı, gergin mi gergin meslektaşının aksine incecik, bir içim su, taş mı taş, fıstık bir hatundu. Bodyguard filmini seyrettikten sonra niye bu kadına başrol verdiklerini kendimce çok net anlamlandırmıştım.

Yaş ilerleyip müzik zevkleri geliştikçe Whitney ve benzerlerinden hem kulak zevki hem popüler kültür anlamında ayrı düşmeye başladım ama magazinden ara sıra takip ettim. Güzel dilimizde ‘kadın adamı rezil de eder vezir de’ lafı vardır ya, bunun adam versiyonunun Whitney’nin kocası Boby Brown için geçerli olduğunu içten içe hissettim. Hayatta yaptığımız seçimler, eşler, dostlar, işler, güçler bizleri ileriye taşıdığı gibi dipsiz bir kuyunun içine de sürükleyebiliyor. Whitney’yi Whitney yapan kendisiydi, yeteneğiydi. Onu Whitney’likten çıkaransa kocası Bobby. Yorumum derinlemesine tartılmış, araştırılmış, incelenmiş ve başkasının göremeyeceği türden değil elbet. Görünen köy ve kılavuz meselesi ve bir tane daha ‘yazık’ hikayesi sadece.

Bu kısacık, 48 senelik hayata uzaktan bakınca Whitney’nin doğru bir yerde yaşadığını düşünüyorum. Doğum tarihine baktım, 9 Ağustos. Whitney bir Aslan. İlk yıllardaki azgın, kabarık saçlar aslanın yelesiyle kendini ele veriyor. Sahnelerde olması, oynaması, kendini ortaya koyması onu güneşine yaklaştırıyor. Seviliyor, takdir görüyor, ödüllendiriliyor, sırtı sıvazlanıyor, gururu okşanıyor. Bir yandan bir numaralı ‘drama queen’ oluyor. Bu kadar şaşaa yanında onu tamamıyla gölgesine düşüren bir koca, enerjisini bitiren bir evlilik, kariyerini sonlandıran bir ilişki ve sonunda güneşinin sönmesiyle dramatik bir ölüm.

Fani dünyamıza bir güneş gibi doğan Whitney.

Nur içinde yat, nurlar içinde yine ışık saç.

Ben seni öyle hatırlayacağım.

It’s not right and it’s not OK..

Beth Hirsch ve Air

Beth Hirsch’i keşfim Air ile oldu. Pardon, kendisinin Beth Hirsch olduğuna aymam Air ile oldu diyelim.

‘Female vocal’, tabiri caizse kadın vokallerin seslendirdiği müzik merakım dolayısıyla Beth Hirsch’le tanışma şerefine Titles & Idols albümüyle nail oldum. Hatta diğer bir olmazsa olmazım Beady Belle’i de biraz bu sayede keşfettim. Yine bir ‘intra-agency music trade’ olayı. Bu seferki ajansdaşımsa Sezgi Olgaç. Kendisi de çok özel bir ‘female vocal’. Takip etmek isteyenler için bakınız sitesine lütfen. Orient Expressions’la seslendirdiği SOS parçası özellikle tavsiye.

Neyse, Beth ablaya dönecek olursak; bir gün Air’in pek de sevdiğim Moon Safari albümünü dinlerken All I Need’deki kadın vokalin sesini çok tanıdık bulup CD kapağını kaptım. Bir de ne göreyim? Beth Hirsch!

Sesini pürüzsüz ve kristal netlikte bulduğum bu kadın, solo albümlerdense farklı gruplarla yaptığı ‘collaboration’ adı altındaki performanslarda daha iyi sanırım. 3 albüm sonrası sesini pek duyamadık.

Demin radyoda yakaladım, hatırlayasım geldi.

Önce Beth Hirsch abladan bir kuple – Our song

Sonra da bahsi geçen Air feat. Beth Hirsch – All I Need

Enjoy!

Dolmanın Meditasyonla Ne Alakası Var?

Beş yıl sonra ilk defa, hayatımda da ikinci defa (hadi unutkan hafızama verelim, üçüncü olsun) biber dolması yaptım. Olaya girişim çok istekli olmadı, genelde olduğu gibi. Sonra maydanozları kıyarken, biberlerin kafalarını itinayla keserken ve dolma içini biberlerin içine tıkarken kendimi bir ritme kaptırdım gitti. Tencereye dizerkenki görüntüyse beni benden aldı. Hepsi dizi dizi, yeşil yeşil, asker gibi duruyorlardı. Dipdiri, kütür kütür, kafaları dik biberlerin bana bakışını sevdim. Yine de araya bir renk katmak istedim. Zaten dolma içi de artmıştı. Kırmızıdan bir domates dolması attırıverdim ortaya. Kızların içinde kızılcık bebek oldu, tam hedeften vurdu. Tutamadım kendimi, çekiverdim resimlerini, az ama öz yaptığım eserimin çıkardım estetik keyfini. “Dolmanın Meditasyonla Ne Alakası Var?” öğesini okumaya devam et

The ‘Cape’abilities of Africa – Vol III

Day 11

Today we’re leaving Cape Town and passing onto Hermanus for southern right whale watching. Another opportunity to see some biggies. Jupiter is certainly with us. What more could I ever want?

But first, we’ll do the bays and beaches.

We head directly to Cliftons Bay, and then respectively to Camps Bay, Hout Bay, Chapmans Peak, NoordHoek. The bays are a scenery with high rising mountains behind and the ocean beating the rocks right in front.

Now, one by one.

Cliftons Bay.

Nice. Been there. Done that. That’s all.

Next.

Hout Bay.

Looks like a fisherman’s town on the shore, but then we realize the residential settlement is kind of inward, towards the skirts of the mountains. Looks like a green, mountainous suburban district. Thought balloon: I think we could live here. (We like considering the idea whether we could settle at a place we travel if we enjoy the atmosphere there that much)

Chapmans Peak.

Great view. An amazing scenic lookout. Gives a great panoramic picture, whether you have such a camera or not. No words to describe it. This spot was one of the waypoints I definitely wanted to see in our trip. Unfortunately the weather was still cloudy, grey and very windy. Yet, was still worth it.

Camps Bay.

Very LA or Miami Ocean Drive kind of look and feel. There’s a ‘dolce vita’ mood all around with the fancy cars driving along the shore, girls sashaying with their booties, sun shades, LV bags, and pumped up, cardio-gym-type guys with their tight t-shirts hanging around the cafes and all. There’s a show off going around, looks posh, sweet and light. The beach is fine white sand and the ocean’s just brrrrrr – ice cold! We stop by at Cafe Caprice and order the famous mo-ji-to! Yumm. Of course, we run into some of our own. Wherever there’s dolce vita, there are Turks right on spot.

Heading to Hermanus from the highway, we get stuck in Friday traffic. We literally turn off the engine. And it’s only 4 pm. Do people stop working in the afternoon here? We wonder.


We reach Hermanus around the evening. And just as soon, we see the whales turning and whirling on the shore right by our hotel. Am-ma-zinng!

Our hotel is by the street that stretches along the shore. Sitting at the balcony and drinking our happy-hour beer, we can watch the whales move at a slow pace, splashing water, diving, turning their back and showing their tummy. Oh yes, we’re all good.

Hermanus has a small center. Walking around the square and the streets behind it almost does the central tour. Feeling hungry, we’re attracted to the aura of Fisherman’s Cottage from outside with its small, cosy atmosphere, candle lit tables. C’est tres sympa! We have good fish, good wine and a ‘killer’ malva pudding. Malva pudding is to be noted as a local dessert, especially served with vanilla ice cream. I’ll come back to this later on.

We end the day at Tapas Food & Wine Bar. There’s live music by a boys-band-look-alike group, but they’re cool. We roll the Jacks once, then once again. I stop, my husband orders another. -and for how much? Just nothing. This is certainly the cheapest destination I had Jack Daniel’s at.

And not only.

TBC

Lord Cry Cry – SaltburnRedcar

Yeni bir keşif:

Lord Cry Cry.

Bu hafif uzaylı tınılar ve pıtı pıtı ritimler bu yağmurlu güne uydu, ruhsal astrolojiyle demlenirken bana pek iyi geldi.

Enjoy!