Son

O halı gibi sarı postuna, koca dev patisine minicik minicik iğneleri batırdılar. Halı kanadı. Nasıl oldu anlamadı. Bir daha bir daha batırdılar. İğneler mini minnacıktı, uçları incecik, küçücük. Halı post kalın, sık, kısa; pati kocaman, yuvarlak, yumuşaktı. Kanadı. Koyu, kıvamlı, vişne kırmızısı. Bakmadan yapamadı, görmeden duramadı, halı postu tanıyamadı. Gözleri kilitlendi, izledi. Ama ya, istemedi! Sessiz sessiz başını çeviremedi. İğneyi hiçbir zaman sevmedi. Halbuki kaç kere, kaç kere kendini iğneledi, iğneletti. Hep kanadı. “Son” okumaya devam et

Giden*

Şimdi bir bak bana. Yolda kendi ritmimde, sakin sakin yürüyorum. Ya da belki hızlı hızlı. Nasılsa öyle. Sonra birden adımımı öne atamadığımı farkediyorum. Bir şey geri çekiyor. Duruyorum. Yavaşça bir ayağımı geri atıyorum, sonra diğerini, sonra öbürünü, sonra ötekini. Böyle böyle geri geri yürümeye başlıyorum. Sen de on adım, ben diyeyim onbeş. Hadi gün hesabına vuralım. Her gün bir adım geri gitsem şöyle üç haftadan yirmibir gün geri giderim. Yirmibirinci güne ulaştığımda bir bakıyorum ayağım daha geri gitmiyor. “Giden*” okumaya devam et

Schadenfreude, Şefkat, Kısmet

Çok malzeme birikti. Merkür de Balık’a geçti. Denecekleri tane tane ayıklayıp analitik konuşmak zor. O zaman ne yapıyoruz? Geldiği gibi akıtıyoruz.

Geçenlerde okuduğum bir blogda karşıma sarva mangalam çıktı. Herkesin mutluluğunu, iyiliğini dileyen bir Budist görüşüymüş. Sympathetic joy da deniyormuş. Başkalarının iyiliğine sevinmeyi yüceltiyormuş.

Benim aklımaysa hemen Almanca’daki schadenfreude geldi. Ben bu ifadeyi edebiyat ve kitaplar sayesinde öğrendim. Edebiyatseverler bu güzide sözcüğe aşinadırlar sanırım. Başkalarının mutsuzluğundan mutlu olmak demek. “Schadenfreude, Şefkat, Kısmet” okumaya devam et

Ederlezi

Hıdırellez’e çok var, ama Mars artık Koç’ta olunca o ham, dürtüsel, hızlı mı hızlı ateş alma hali insanın içini nasıl da hareketlendiriyor. Uyu uyuyabilirsen. Ederlezi ederlezi.

Önce aşağıdaki çalma tuşuna basalım. Bastınız mı? Devam o zaman.

“Ederlezi” okumaya devam et

Deneyim Konuşuyor

Yumuşak sınır

Yin yogada çok kullanılıyor. Pozun içine girdiğimizde o son sınır değil, onun bir gerisindeki yumuşak sınırda kalmak.

Dün seneyi kapama ve yeni yıla yeni niyetlerle girme ekseninde katıldığım Yin Yoga ve Ses Banyosu atölyesinde şunu farkettim.

O yumuşak sınırda kalabildiğin zaman sınır zaten yumuşuyor, açılıyor. Yumuşakça sınırla, sınırları yumuşat. Böyle bir geçişkenlik. Bu sınırsızlaşmak değil. Aksine ihtiyacın olan bedeninin, çatının, kalıbının içinde akabilmek, oynayabilmek, hareket kabiliyeti kazanmak. Sınırlar bizi koruyor, yeter ki onlara saygı ve sevgiyle dokunabilelim, gerektiğinde orada bekleyebilelim. “Deneyim Konuşuyor” okumaya devam et