Diyaloglar: Barınak ve Bu

Coffee’yle sabah yürüyüşü. Çıkmaz sokağa dönen köşedeki meyve ağacı neyi var neyi yoksa dökmüş, yerler ezilmiş çürümüş yemişlerden likör gibi kokuyor. Başında bir kadın, ağacın dalından koparıp koparıp şapır şupur yiyor. Coffee kadına hamle yapmaya yeltenirken hafif bir kayışı çekme hareketiyle uygun adım geçiyoruz. Arkadan kadının sesi yetişiyor.

  • Bir şey sorabilir miyim?

“Diyaloglar: Barınak ve Bu” okumaya devam et

Çöpçü

Coffee bu ara çöpçülük peşinde. Ne zaman önümüzdeki çayıra serbestçe dolaşmaya çıksak ok gibi fırlıyor. Apartmanın köpeği Fındık’ın oraya buraya tıktığı kemikleri, ilikleri, sokak köpeklerine bırakılan küflü ekmekleri, sulanmış nohutları, mayalanmış fasulyeleri bulup hapur hupur yiyor. O kadar ki, bazen çok sıkışmış olmasına rağmen, dışarı adımını atar atmaz koca bir kemiği kapıp Fındık gelmeden, kimse görmeden, hiçbirimiz müdahale etmeden bir an evvel eve dönmek için koşarak apartmanın kapısına geliyor, kuyruk sallıyor, içeri girmeyi bekliyor.

Ben ne yapıyorum? Kül yutmuyorum tabii. Anında müdahale.

34 Coffee 11 sağa çek, 34 Coffee 11 sağa çek. “Çöpçü” okumaya devam et

Terapi Niyetine #3: Tüylü

Yemekten kalktık, sofrayı topluyorum. Salonla mutfak arasında gidip geldiğim bir rutin. Tabakları taşıyorum, bulaşık makinesine yerleştiriyorum, artmış yemekleri buzdolabına koyuyorum. Gayri ihtiyari arkamı dönüp açık mutfak kapısına bakıyorum. Coffee kapının eşiğinde dimdik oturuyor. Bana bakıyor. Gözler boncuk, burun ıslak. Her zamanki şarlo ifadesiyle lord pozunda beklerken gıkı çıkmıyor. Coffee beni bekliyor, ama sadece değil. Bitiremediğim tavuk göğsünden payına bir şey düşer mi bu gece, nefes bile almadan orada öylece duruyor. Göğsü kabarık, kulakları inik, sırtı dik.

Arkamı dönüp tezgaha doğru kapanıyorum. Ne yaptığımı görmesini engelliyorum. Minik bir parça eti koparıp avcumun içine saklıyorum. Mutfaktan dışarı çıkarken hareketli bir göz hapsinde olduğumu biliyorum. Nefesini içine derin ve içli çekişini duyuyorum. Arkamı dönüp bakıyorum. Dört ayak üstüne kalkmış, kuyruk sallıyor. Ah sen var ya sen, senden hiçbir şey kaçmıyor.
“Terapi Niyetine #3: Tüylü” okumaya devam et

Diyaloglar: Çocuk ve Köpek

Coffee’yle bu sabah baharın habercisi sıcak güneşin, ılık rüzgarın tatlı miskinliğiyle Pazar yürüyüşüne çıktık. Bayırda baharlar açmış, kuru otlar yerini yeşillenmeye, çiçeklenmeye bırakmış. Martılar, kargalar tepede fır dönmede, deniz ve toprak kokusu rüzgarla süzülmekte.  “Diyaloglar: Çocuk ve Köpek” okumaya devam et

Yurdun İçi, Yurdun Dışı, Evin İçi, Yeniayın Dışı

Salı gecesi Atatürk Havalimanı’nda gerçekleştirilen saldırıda yurtdışındaydık. Facebook’ta güvendeyim butonuna tıkladım. Daha mı güvendeydim, yoksa değil miydim bilmiyordum, ama hayattaydım. Terörün yarattığı terörize insanlardandım. Tek düşünebildiğim eve dönüp Coffee’ye sarılmaktı. Bey’le dönüşümüzü bir iki gün erteleyip ertelememeyi konuştuk. Dönmek istiyordum, güvenli ya da güvensiz, evimde, İstanbul’da olmak.

Beden neredeyse ruh ve zihin de taşıyıcısının sınırlarını kabullenmeye mecbur, ama bu ikili dur dediğin yerde duruyor mu? Kendi yurdundan kaçan, kaçmak zorunda kalan bir sürü insan gibi ruh ve zihnin yurdu beden de bu ikilinin entegrasyonunu kendi sınırları içinde tutmakta zorlanıyor. İçerideyken dışarıda, dışarıdayken içeride olma çelişkisi. “Yurdun İçi, Yurdun Dışı, Evin İçi, Yeniayın Dışı” okumaya devam et