Diyaloglar: Kadın, Adam, Kedi, Köpek

Saat sekizi geçmiş, hava karanlık mı karanlıkmış. Kadın ve köpeği birlikte dışarı, akşam yürüyüşüne çıkmışlar. Kadın köpeğini apartmanın bahçesine salmış. O sırada mahallenin tatlı beyaz sokak köpeği yan bahçenin çalılıkları arasından fırlamış. Ev köpeğiyle sokak köpeği havada öpüşerek kavuşmuşlar. Ne kadar da mutlularmış. Bütün bahçe akşam kuytusunda, kış saatinde sadece onlarınmış. O çayır senin bu bayır benim koşturmuş, sağa sola fiske atmışlar. “Diyaloglar: Kadın, Adam, Kedi, Köpek” öğesini okumaya devam et

Yaşamak

Kaldığım yerden devam ettim. Boyadım. Çiçek yapraklarını hardal sarısıyla kontürledim, insan figürüne etten candan gül pembesi ten rengi verdim. Ağaç pozunu seçmişim, farkında değilim. Bana en sevdiğin yoga pozuna gir, kal desen işte bunu yaparım. Hem de sol ayağımın üstünde. Tam böyle. “Yaşamak” öğesini okumaya devam et

Diyaloglar: Barınak ve Bu

Coffee’yle sabah yürüyüşü. Çıkmaz sokağa dönen köşedeki meyve ağacı neyi var neyi yoksa dökmüş, yerler ezilmiş çürümüş yemişlerden likör gibi kokuyor. Başında bir kadın, ağacın dalından koparıp koparıp şapır şupur yiyor. Coffee kadına hamle yapmaya yeltenirken hafif bir kayışı çekme hareketiyle uygun adım geçiyoruz. Arkadan kadının sesi yetişiyor.

  • Bir şey sorabilir miyim?

“Diyaloglar: Barınak ve Bu” öğesini okumaya devam et

Çöpçü

Coffee bu ara çöpçülük peşinde. Ne zaman önümüzdeki çayıra serbestçe dolaşmaya çıksak ok gibi fırlıyor. Apartmanın köpeği Fındık’ın oraya buraya tıktığı kemikleri, ilikleri, sokak köpeklerine bırakılan küflü ekmekleri, sulanmış nohutları, mayalanmış fasulyeleri bulup hapur hupur yiyor. O kadar ki, bazen çok sıkışmış olmasına rağmen, dışarı adımını atar atmaz koca bir kemiği kapıp Fındık gelmeden, kimse görmeden, hiçbirimiz müdahale etmeden bir an evvel eve dönmek için koşarak apartmanın kapısına geliyor, kuyruk sallıyor, içeri girmeyi bekliyor.

Ben ne yapıyorum? Kül yutmuyorum tabii. Anında müdahale.

34 Coffee 11 sağa çek, 34 Coffee 11 sağa çek. “Çöpçü” öğesini okumaya devam et

Terapi Niyetine #3: Tüylü

Yemekten kalktık, sofrayı topluyorum. Salonla mutfak arasında gidip geldiğim bir rutin. Tabakları taşıyorum, bulaşık makinesine yerleştiriyorum, artmış yemekleri buzdolabına koyuyorum. Gayri ihtiyari arkamı dönüp açık mutfak kapısına bakıyorum. Coffee kapının eşiğinde dimdik oturuyor. Bana bakıyor. Gözler boncuk, burun ıslak. Her zamanki şarlo ifadesiyle lord pozunda beklerken gıkı çıkmıyor. Coffee beni bekliyor, ama sadece değil. Bitiremediğim tavuk göğsünden payına bir şey düşer mi bu gece, nefes bile almadan orada öylece duruyor. Göğsü kabarık, kulakları inik, sırtı dik.

Arkamı dönüp tezgaha doğru kapanıyorum. Ne yaptığımı görmesini engelliyorum. Minik bir parça eti koparıp avcumun içine saklıyorum. Mutfaktan dışarı çıkarken hareketli bir göz hapsinde olduğumu biliyorum. Nefesini içine derin ve içli çekişini duyuyorum. Arkamı dönüp bakıyorum. Dört ayak üstüne kalkmış, kuyruk sallıyor. Ah sen var ya sen, senden hiçbir şey kaçmıyor.
“Terapi Niyetine #3: Tüylü” öğesini okumaya devam et