Yalan

Nisan görünümlü Ocak havası tuhaf bir melankoli yaratıyor içimde. Yalancısın deyip sarsmak istiyorum gökyüzünü. Gökyüzü nasıl tutulup da sarsılır? Sıcak hava terbiyecisi Asyalıların güneşi kırbaçlaması gibi (gerçi Adanamızda da aynı sıcak güneşe ateş edenler yok mu, var) gökyüzünü sarsıp kendine gel demenin bir yolu vardır elbet. Gökyüzünün kolları bulutlar olsa, birkaçını topla-topla-toplayarak sıkıştırıp tutsak, omuzlarından şöyle bir silkelesek?

Niyetimi bilmiş de duymuş gibi lodostan kuvvet alıp duvarlara duvarlara çarpıyor yandaki zakkumları yer gök hazretleri. Göktekiler yerlere bir dolu ağaç dalı çalmıştı sabahtan. Sahil yolu bunlarla dolu, araba tekerlerinin arasına kaçan incelerle sokaklar kilitti. Şimdi yerdekilerin yukarıya uzanıp cevap verme saati. Al işte, gökyüzünün rengi değişti. Ağaçların yaprakları bulutları kendiyle boyadı mı, seyreyle çam kokulu, iğne dokulu kışı.

“Yalan” okumaya devam et

Plan

Buralara kadar taşımamın hatrına dönüşe geçmeden önceki son gece bilgisayarımı sırt çantamdan çıkarıp açtım. Bu sayede takvimin ayın on birini gösterdiğini farkettim. Tek tek saydım, iki elim yetmedi, birini cebime attım. Yeni yıldan on bir gün çalmışım.

Ne zamandır okuyamadığım bloglara uğradım, yeni gelen bildirimleri taradım, yazılar arası dolandım. Bazılarına yorum bırakmak, bazılarına beğen tuşu koyup basmak istedim. İstediklerimle yapabildiklerim birbirini tutmadı. Az kaldı Mars dedim, gerisin gerin bitince yine buluşacağız. Mars mars.

Ekranımın sağ üst köşesindeki dijital göstergenin hareketini göz ucuyla yakaladım. Saat gece onu vurdu. Digigong.

“Plan” okumaya devam et

Çözül

Dönmeden bir daha yazamadım tabii. Arkadaşlarımızın gelmesiyle hayat hızlandı. On günde girmediğim tempoya üç günde girip bir de hazır onlar yanımdayken dönüşte yardım alırım diye Coffee’yle kavimler göçümüzü iki gün erken sonlandırmaya karar verince günler kısaldı. Rahat rahat, uzun uzun, yaya yaya geçirdiğim on iki günün üstüne son üç gün hızlandırılmış yoğun bir program gibi altın vuruş tadındaydı. Hem çok tatlı hem nakavt edici.

“Çözül” okumaya devam et

Sürer

Yan taraftaki evde Abba’dan Chiquitita çalıyor. Geçen sabahlara göre hafif ve tatlı. Genelde bu saatler -on on bir civarı- bağırarak şarkı söyleyen kadın şarkıcıların gırtlağına maruz kaldığımız bir rutindeyiz. Ya temizlik yapılıyor ve o gazla dışarı müzik yayını veriliyor ya da genel alışkanlık ve beğeni.

Sabahları bir müddet pijamam geceliğimle ortalıkta salınmayı seviyorum. Günün koşuşturmasına girmeden o uyku halinden uyanıklık haline geçişi zihinsel olduğu kadar bedenen de yumuşak tutuyor pijamalar gecelikler. Tabii bu idealim. Gerçeğim Coffee bey. Dur durabiliyorsan hağv höğv diye çıkalım diye tutturduğunda. Ha pijamalı sokağa fırladığım olmadı mı? Oldu. Kış olunca daha da giyinmeye mecbursun. Bir kalın palto, bot, bere koştur koştur ve beyimiz şır ve pırt. Yazı o yüzden seviyorum işte. Hafiflik ve olduğun gibilik.

“Sürer” okumaya devam et

Başla

Zaman alıyor yerleşmek. Sonra zaman sana geri veriyor. Her yere kitabım, defterim, kalemim, kulaklığım, telefonumla taşına taşına sadece taşı(n)mış oluyorum. Taşıdıklarımı kullanmam zaman alıyor. Sanki o harala gürele koşuşturma, yeme içme alışveriş, o eksik kalmasın bu fazla olmasınların ardından bir durulup süzülüyor zaman. İşte ‘o zaman’ ya da büyük harfle Zaman sana geri vermeye başlıyor o nasıl akıp gittiğini, kaçıp durduğunu tutamadıklarını.

“Başla” okumaya devam et
%d blogcu bunu beğendi: