Çivit

Pancar sebzelerin en keskinidir. Soğanın sayfaları, gerçi Savaş ve Barış’ın sayfalarından fazladır, her biri de güçlü kuvvetli bir insanı ağlatacak kadar acıklıdır, ama soğanın o fildişi parşömenleri olsun, acı yeşil sayfa işareti kartı olsun, mide sularının ve bağırsak bakterilerinin etkisine kendini pek çabuk kaptırıp kahverengiye dönüşmektedir. Ancak pancar, vücudu, ona girdiği renkte terkeder.

Akşam yemeğinde yenilen pancar sabahleyin tuvalette hala kıpkırmızıdır. Bu da pancarın güçlü sindirim asitlerine ve mikroplara karşı ne büyük bağışıklığı olduğunun kanıtıdır. En kırmızı biber bile, en turuncu havuç, en sarı kabak bile, o zamana kadar çoktan iğrenç bir kahverengiye dönüşmüştür çünkü.

Doğduğumuz zaman yuvarlak, keskin, saf bir yüzümüz vardır. İçimizde evren bilincinin kırmızı ateşi yanar durur. Ama yavaş yavaş, bizi, ana babalar yer, okullar yutar, sosyal kuruluşlar emer, kötü alışkanlıklar kemirir, yaş ise tüketir. Sindirildiğimiz zaman, tıpkı ineklerdeki gibi altı mideden geçtiğimiz zaman, pis bir kahverengi tonunda çıkarız.

Pancardan almamız gereken esas ders şudur: İnsan, yanağındaki ilahi renge, içindeki doğal pembeliğe sarılmalı; yoksa kahverengiye dönüşür. Kahverengi olmak da, insanın masmavi kesildiğinin resmidir. Çivit kadar mavi. Onun da ne anlama geldiğini bilirsiniz:

Çivit.

Çivitiyor.

Çivitti.

Parfümün Dansı, Tom Robbins

“Çivit” okumaya devam et

Yarı Açık

Ön balkonun sağ köşesinden sesleniyorum. Masa altındaki Coffee yarı uyur vaziyette hırıldıyor. Kendisini biraz yorup uyutmak maksadıyla önce aşağıdaki koruya, ardından sahile yürüyüşe götürdüm. Orman yeşilini ama en çok Boğaz mavisini ne özlemişiz. Gemileri, karabatakları, martıları, karşı kıyıları içimize içimize çekip döndük. Hem ne bilelim? Akşamına yasak, sabahına paydos bayram. Bence haftasonu sahilimiz balıkçısı, mangalcısı, yürüyüşçüsü, sosyal mesafe(siz)cisiyle patlar. “Yarı Açık” okumaya devam et

Günlerden Exit

Yerde matımın üstündeyim. Yin yoga sonrası sırtüstü savasanaya hazırlık. Sol yanımda Coffee uzun ve derin uykusunda. Derste rahat bırakmayıp sürekli patilediği odamın kapısından içeri kendini aldırıyor. Girer girmez masa altı şiltesinde. Anında rüyalar alemi. Bende her zamanki gıpta.

Derin dinlenme pozuna girerken onun nefesleriyle hizalanıyorum. Elimi uzatıp başını okşuyorum, hazır kol mesafesinde aynı düzlemde yatmışken. Hocanın çaldığı tatlı, ninnimsi ziller çıkırdıyor yumuşak yumuşak. Ezan sesi yükseliyor dışarıdan. Cuma, namaz vakti. Birkaç caminin sesi aynı anda yankılanıyor, eko yapan mahalle vadilerinde. Cemaate akıl, covide hayır konuşmaları başlıyor peşisıra. Odamdaki mantra ve zillerin üstüne Cuma hutbesi remixlenmiş yeni nesil bir rap senfonisine dönüyor. I have a dream.

Sesli navigasyon zihnimde konuşuyor. Köprüden önce son çıkış. “Günlerden Exit” okumaya devam et

Günlerden Rapor

Başlıyorum.

Ara

Verdim. Çünkü dışarısı birden içeri doluştu. Her şey çok fazla geldi. Online gruplar, görüntülü görüşmeler, her gün yazılar, yayınlar, feeding-seeding-connecting. Üstelik alışık olmadığım bir düzende, sevmediğim ve beni fiziksel olarak hemen hasta edebilen ev işi -temizlik, bulaşık, çamaşır, yemek- eşliğinde. Halbuki ne yapacaktım? İçeride kalıp içerimle dışarımı (bedenimi, psikolojimi, zihnimi) sağlıklı, dengede ve teslimiyette tutacaktım. Birden iflas ettim. Hasta gibi hisler üşüştü boğazıma, vücuduma, başıma. Hastalanmaktan çok hastalanmanın fikri ürküttü. Her şeyi kestim. “Günlerden Rapor” okumaya devam et

Günlerden Cuma: Çernobil

Bugün Cuma. Ayın onüçü.

Bizim kültürümüzde kötücül bir ‘Friday the 13th’ durumu yok, anca okuduğumuz fantastik romanlar, izlediğimiz gerilim filmlerinde. Ve lakin dönem fantastik mi distopik mi tartışılır.

Düşünüyorum da felaket zamanlarında yaşamak, kurmaca olarak hayal edilmiş de yazılmışı okumaktan daha bir fantastik gibi geliyor. Gerçeklik algımız mı bükülüyor nedir? Gerçek Oğlak, büyük bükücü Plüto, ama sadece değil. Oğlak’taki Satürn’ün Jüpiter’e el verip büyük bükücü Plüto’yu muhafazadan genleşmeye giden yolda başrole itmesi, bir de Mars’ın bu üçlüye savaş, sertlik, kakıçlar, sopalarla eklenmesi?

Ama bugün astroloji yazmak istemiyorum. “Günlerden Cuma: Çernobil” okumaya devam et