Aramızda

Ana kraliçe gibi karşıma oturdu. Kahvesi elinde, dirsekleri göğsünde geniş koltuğa yerleşti. Gözlerini yanındakine doğru devirdi. Daha önce aralarında konuştukları belliydi, bedenleri hala dedikodumun şeklindeydi. Omuzlar yapışık, dudaklar büzük, başlar birbirine doğru eğik.

Eee, dedim, gidiyor musun yani? Ne zamandı? Haftaya mı? “Aramızda” öğesini okumaya devam et

Yaşamak

Kaldığım yerden devam ettim. Boyadım. Çiçek yapraklarını hardal sarısıyla kontürledim, insan figürüne etten candan gül pembesi ten rengi verdim. Ağaç pozunu seçmişim, farkında değilim. Bana en sevdiğin yoga pozuna gir, kal desen işte bunu yaparım. Hem de sol ayağımın üstünde. Tam böyle. “Yaşamak” öğesini okumaya devam et

Lotus

Meditatif boyama sanatlarında bugün. İşte günün siftahı. İçim içime sığmıyor. “Lotus” öğesini okumaya devam et

It Gonna Come

When in doubt, write on” demiş Warren Adler.

İç dünyam sürekli bir arifede sanki. Beş aydır uykudaki Satürn’ün dış dünyaya ağır ağır dönüşünü iliklerime kadar hissediyorum. Arife dönemi diyorum demesine de geç kalmışlık hissiyle de kavruluyorum. “İnsan kendine hep geç kalır, seçilmiş kişiler dışında” demişti hocam bir zaman. “It Gonna Come” öğesini okumaya devam et

Pazar ve Ben

İçimden yükseliyor, hemen yapmak istiyorum. Eş zamanlı ve anında ağırdan alıp kendimi dizginliyorum. Bilmeseydim yapar mıydım? Kesin. Dürtüsel istek yüksek. Sanki geri tutan korku. Bilmeyince üstüne gitmek doğrusu. Halbuki bilince, başka hesaplar kitaplar, rasyonel bilişsel zekalar bilek güreşine tutuşuyor. Ignorance is bliss. Aforizmaları sevmeyip sevmeyip kullanıveriyorum.
“Pazar ve Ben” öğesini okumaya devam et