Bayram Sözü

Uğrayacağıma söz vermiştim. Bu satırlar o söz için.

Bugün Bey’le evden çıkıp köye yürüdük, meydana varmadan aşağı ağaçlıklı yola saptık. Evden çıkıp tam tur çember çizerek eve döndüğümüz üç yüz altmış derecelik bir rota.

Ağaçlıklı yol buranın -bana göre- medeni görünümlü tek caddesi. Sebebi iki sıra boyunca uzanan ağaçlar. Sadece bu. Şimdi köyden bozma şehir görünümlü kasabalara dönmüş bu İstanbul kırsalının ağaçlıklı yolu İBB damgalı, yol çizgili, asfaltlı arabalı, minübüslü otobüs duraklı bir şehiriçi sınırına dahil olmuşken, çocukluğumun ağaçlıklı yolu hep yoldu da toprakla asfalt arası delik deşik köy yoluydu işte. Ama yolun iki yanındaki ağaçlar hep ağaçtı, oradalardı, yeşil, uzun, güzel.

“Bayram Sözü” okumaya devam et

Bayram Radyosu

Sönmeye yüz tutmuş ateşin yanındayım. Köz halindeki odun son bir gayret aniden parlayıp alev alıyor. Tekrar gürül gürül, bacaya giden boşlukta gümbürdüyor. Süpernova etkisi. Parlayıp sönecek şimdi.

O odunun harlanması gibi bana da ateş basıyor, üstümdeki hırkayı çıkarıyorum. Birazdan ateşim sönecek ve gece serinliğiyle yeniden o hırkaya davranacağım, biliyorum.

Dışarıda kurbağalar korosu hep birlikte uyumlu uyumsuz bağırıp susuyor. Konuşkan buzdolabını duyuyorum. Ona rağmen ev sessiz. Bey karşı köşede kitap okuyor. Mutfakta genleyen bir tahta parçası ve boşlukta bir ‘çat’ sesi çınlıyor. Az önce serbest bırakılan bahçenin bekçi köpeği koşar adım gelip balkondaki koltukları şilteleri kokluyor. Biraz Coffee biraz biz. Coffee yatalı iki saat olmuş. O bir dede. Onu ellerimizle yatağına götürüp erkenden yatırmazsak söyleniyor.

“Bayram Radyosu” okumaya devam et

Boğa

Kısa uğrayıp çıkacağım.

Her sene baharda çiçeklerimi elden geçiririm. Kimilerini tazeleyip yeniler, topraklarını havalandırır, desteklerim. Bitki besini alıp iyi sulardan içirir, içini dışını bir güzel sularım. Kış için içeri aldıklarımı balkona çıkarır, arka balkona -güneşli olduğu için- geçirdiğim diğerlerini ön balkona taşırım.

“Boğa” okumaya devam et

Geçer

Dandan dandan dandan da dandan

Susmuyor susmuyor durmuyor sabah davulu.

Dandan dandan dandan da dandan

Ne kadar olmuştur? Yarım saati var, şahidim. Duydum, uyandım, bekledim, baktım devam ediyor, tuvalete kalktım. 03.05. Geri geldim, su içtim, yattım, gözümü kapadım, oh sessizlik -mi- derken başladı, durmuyor devam ediyor.

“Geçer” okumaya devam et

Boş

İşte geldim buradayım, ben bu işte ustayım.

Geceyarısı yattım, bir buçukta kalktım. Neden? Çünkü yine bir dolunay gecesi uykucuğum kaçtı. Yani aslında yattım sayılmaz. Yatayazdım hacıyatmaz.

Anlamıyorum. On bir civarı içim geçiyor, misler gibi yatıyorum. Kafamı yastığa koymamla gözüm kapanıyor, iç gözüm açılıyor. Kalp çarpıntısı ve yatakta bir cin. Yahu şimdi buradaydın, nereye kayboldun uykucuğum? Bak tatlı tatlı, cicimli bicimli konuşuyorum, hala yoksun. Yanımdaki iki horhorcuysa anında öteki tarafta, birbirleriyle frekans yarıştırıyorlar. Obuayla kum tepsisinin düeti. Yo hayır, uyuyamama sebebim değiller, ama topuklayıp kaçan uykucuğumu bir de onlar kovalıyorlar düdüklü tencereler.

“Boş” okumaya devam et
%d blogcu bunu beğendi: