Yaratmak

“Yıllar sonra genç insanlar bana, nasıl yazar olunur, diye sormuşlardır. Cevabım her zaman sadece, yazarak, olmuştur. Yazmak deneyim gibidir. Hayatta bir şeyler deneyimlemezseniz, hayatı anlayamazsınız. Ve eğer yazmazsanız, neler yaratabileceğinizi bilemezsiniz.” *

On Sözcükte Çin, Yu Hua

“Yaratmak” okumaya devam et

Dipnot

ajdaa pekkan söylüyor uzaklarda. Az önce ağustos böcekleri ötüyor, kemençeli taban tepmeli karadeniz havaları yükseliyordu ajdaa yönünden. Eylül değil, gecikmiş düğün mevsimi.

mahalledeki apartman dairelerinin çoğu hala karanlık. Çocukların koşuşturmalı çığlıkları birbirine karışıyor üst sokaklarda halbuki. Bir kısım tam gelmiş, bir kısım hiç gelmemiş. Balkonda geç gelmiş bir yaz havası. Şehrin çoğu yakası cayır cayır yanarken bizim balkon ancak oturmalık.

“Dipnot” okumaya devam et

Çın

Saat beş. İşte ezan. Bilmediğim bir makamda, alışmadığım bir gazel havasında. Müezzin nereli? Bizi hangi zamana çağırıyor? Sanki uyanıın uyanıın yoksa şimdi kendimi minareden atacağım diye yakarıyor da yakarıyor. Kulaklarım çın çın çınlıyor. Kimse kulak delip geçen bu ses iğnelerini duyuyor mu? İğneler batıp batıp çıkmıyor, sok çıkar şipşak yapılıp beton gibi sıvanan aşılı kolların aksine. Eskiden huzur ve huşu hissettiren bu dil, bu vokal şu an evimin içine izinsiz inşa edilmiş zoraki mabed, kaldırdığım tanımadık cenazeler, sığınmak istemediğim duaları üstüme döşüyor. Sabah horozu ötüyor, ezan susuyor. Kulağımdaki çınçınlar sokağın ötesindeki büyük bayırdan aşağı inen önce birinci sonra ikinci aracın sesine karışıyor. Bir araba, bir minibüs. Mutlak sessizlik diye bir şey yok, susmuş gibi yapıyorum.

“Çın” okumaya devam et

Kelebek

Fransızcaya geri döneceğim.

Şimdi değil, bir zaman.

Bu vizyon için şimdi biraz müzik.

Konoba için vikipedi ‘electropop ve downtempo sularında yüzen üretimleriyle dinleyenlerini bolca dans ettirmeyi, onlara hayaller kurdurmayı ve rüya ile gerçeklik arasında kaybolma fırsatı vermeyi amaçlıyor’ demiş. Fransızca bana böyle hissettiriyor. Ya da Fransızca şarkılar mı? Belki de zihnimdeki kodlaması hayatımın önemli ve özel bir dönemine denk geldiği içindir. Hem karnımda minik kelebekler uçuşuyor hem kalbimde stresli kıskaçlar gıcırdıyordu. Böyleydi yirmi beş yaşında kendimi yeni bir dille ifade etmeye, o dilin sınırları içinde zamanı öğrenip anlamaya çalıştığım Fransızca halleri.

“Kelebek” okumaya devam et
%d blogcu bunu beğendi: