Bayram Kapısı

Run for your life!*

Böyle bağırırarak uyandım. Galiba Amerika’daydım, uyardığım kadın zenciydi, camların ardında bir ofisteydi, birbirine bitişik iki camın arasındaki incecik aralığa dudaklarımı yapıştırıp böyle seslendim ona.

Run for your life.

Ona değil de kendime diyordum sanki. Karışık odalardan, kalabalık insanlardan, nereden kimin çıktığı belli olmayan perdelerden, üste çıkarken yerin dibine inen merdivenlerden geçiyordum.

İşte bayram kapısı böyle kapandı, şehir kapısı açıldı.

Kaç gündür deliksiz, stressiz, misler gibi, odun ateşine sığına sığına, tatlı mı tatlı uyuduğum uyku gitti, sabahın beşinde uyandığım, gerisin geri uykuya düştüğüm, bir dolu rüya görüp sonunda altın vuruş bir kabusla yataktan fırladığım bölük pörçük uykuma geri döndüm. Nasıl sıkıcı.

Çünkü şehre dönüşle hemen yapılacak edilecekler, işler güçler, görevler -gerçek ve kafamdaki kurgusal- meli malılar zihnime üşüştü. Şu an yazarken bile içim sıkışık. Halbuki buz gibi günlerin ardından güneşli, ılıkça bir şehre dönmüşüz. Sabahın erkeninde düz ayak bahçeye salınmaya alışmış Coffee aynı düzenini ister hale gelmiş. Kalkıp beraber dışarı çıkmışız. Fındık bizi bahçede karşılamış, beraber otlanıp işlerini halletmişler. Onları izlerken henüz kendi gürültüsüne kavuşmamış sokaktan şehrin sessizliğini kuşların cıvıltısı eşliğinde dinlemişim, elimi alnıma siper etmiş yüzümü güneşe doğru kaldırmışım.

Yazdıkça zihnim açılıyor, nefeslerim genişliyor. Bu da bir şey.

Evden çıkmak demek ev toplamak demek. Neden böyle? İçimden annem çıkıyor. Onun kadar olamam ama genlerime annemle babamdan düşmüş ortak paydadaki toplu, düzenli ev modelinin temsilcisi o. Seyahate mi gideceğiz, ev topluyorum. Köyü bırakıp şehre mi döneceğiz, ev topluyorum. Ya da tersi de çalışıyor. Eve biri mi gelecek, ev topluyorum.

Ajansta çalışırken kafamı rahatlatan şeylerden bir tanesi bana angarya gibi görünen bu toplama işinin hayatımdan eksik olmasıydı sanırım. Zaten toplu düzenli hazır odalar vardı iş görecek. Müşteri toplantıya gelmeden önce toplantı odasının düzgün, sunum aletlerinin yerinde ve çalışır olduğunu kontrol eder, bir ikramda bulunacaksak onun organizasyonunu yine hallederdim ama hiçbiri ev toplamak gibi değildi tabii. Pandemiyle online seanslara geçmenin en rahatlatıcı yanlarından biri de bu oldu. Ev toplamamak. Odam düzenli ve bana konfor sağlayacak haldeyse -çünkü yazılı çalışmayı salondaki masaya yayılarak yapıp odamı düzenli tutuyor, sonra da bilgisayarımı alıp seans odama geçiyorum- evin gerisi toplu ya da değil önemli değil. Sürekli toplu -ve düzgün ve dört başı mamur ve her şeyi yerli yerinde ve dik ve ve ve ve- olmak da yorucu. Dağılıp dağıtmaya da ihtiyaç büyük.

Danışmanlık vermeye başladığım zaman oturacağım koltuğun danışandan danışmana geçmesiyle terapistimle bir müddet daha yeniden çalışmaya başlamış, kendi de evde danışan gördüğü için bu ev toplamakla ilgili fikrini sormuştum. Zamanla rahatlarsın demişti. Çünkü o zamanlar kendimi bu toplu olma haliyle ilgili hep sorguluyordum. Seans mı aktarıyorum ev mi topluyorum? Zamanla anladım ki bu toplama kısmı da yeni yaşam düzenimin -ofis hayatından çıkıp ev hayatına alışmak, içinde yeni bir iş düzeni kurmak- bir parçası. Hatta bakış açımı ‘bu da sürecin parçası’na getirdikçe bu bana zevk verir bile oldu.

Pandeminin yavaş yavaş yüz yüze görüşmeleri mümkün kılması, yeniden odama seans alabilir hale gelmemle o odaya gösterdiğim özen geri gelmeye başladı. Mesele sadece ev toplamaktan çoktan çıkmıştı. Bir taze kesme çiçeği vazodaki suya koymak, bir mum yakmak, hafif bir müziği arka planda çalmak, bitki çaylarımdan, kuruyemişlerimden ikram etmek, yanına bir tanecik çikolata iliştirmek…bunlar toplama işini güzelliğe çeviren, ortamı ısıtan, beni paylaşıma hazırlayanların o kadar kıymetli bir parçası haline geldi ki…

Yine de ev toplamayı romantik bir güzellemeye çevirmek niyetinde değilim. Her kadının ya da kendini böyle hisseden herkesin diyeyim biraz toplamama -temizlememe, düzeltmeme, üstlenmeme, yapmama- babında kendini salabilmesini canı gönülden dilerim. Öncelikle kendime. Sonra yine yapmalar etmeler toplayıp düzenlemelerde buluşuruz.

Gideyim, kendi hayatıma koşayım.

Yarınki seansım, günlük yazışmalarım, doktor randevularım, market alışverişi, çanta boşaltma, çamaşır yıkama, allah ne verdiyse bir yerden tutup başlayayım.

Bayram kapısı kapandıysa bir başkası açılır.

Bugünün Hıdırellez olduğunu da şuraya kondurayım.

* To run for one’s life can havliyle kaçmak anlamında. Sanki hayatına kasteden biri ya da bir şey var ve hayatta kalmak için koşabildiğin en hızlı şekilde koşuyor, kaçıyorsun. Rüyamdaki kadına kaç kurtar canını diyordum.

bahçedeki mantar kapıları açılmış

2 Replies to “Bayram Kapısı”

  1. O ne guzel mantar oyle.Hep bana Alice ve mantarin uzerinde nargile icen tirtili (William Baba miydi adi?) hatirlatir dogadaki haliyle mantarlar.Sihirli sanki…

    Beğen

  2. @Muzo O kadar soğuk, yağmur ve ıslaklık üstüne güneş açınca coştular. Minik minik oluyordu da bunlar yeni türemiş. Güzel fotoğraf verdiler. 🙂

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: