Yetişir

“Şunu söylemem gerek” diyor, “Hepsini bildin. Hem de rekor sürede. Bunu beklemiyordum. Gerçekten beklemiyordum. İçinde var bu. Görünmeye çalıştığın biri gibi değilsin.”

“Kim gibi görünmeye çalışıyormuşum?” diyor Doppler.

“Hiçbir şey bilmeyen biri gibi gösteriyorsun kendini. Ama biliyorsun. Olmadığın biri gibi görünmeye çalışıyorsun. Bu da felaketin olacak. İnan bana. Buna defalarca şahit oldum. Kendinden kaçmaya çalışıyorsun. Ama olmaz. Bu imkansız. Her zaman kendine yetişirsin; bugün bunun gerçekleşmek üzere olduğunun işaretlerini görüyorum.”

Volvo Kamyonlar, Erlend Loe

Her zaman kendine yetişirsin.

Anna Delvey ise tam tersini yapmış. Her şeyi biliyor, herkesi tanıyor, Avrupa’dan New York’a gelen Alman bir mirasyedi gibi davranıyor. Daha yirmilerinin başında ve kurtlar sofrasındaki benim diyenleri (bankacılar, yatırımcılar, yüksek sosyete, galeri sahipleri, modacılar, fotoğrafçılar, medyacılar, girişimciler, NY’un yabancılara kapalı crème de la crème elitlerini) avcunun içine alıyor, büyük bir dolandırıcılığa girişiyor. Ne paralar dönüyor, ne kafalar koparılıyor, olacak şey değil diye diye insanın ağzı açık kalıyor. Milyon dolarları kapmaya yakın o da kendine yetişiyor ve suçlandığı on iki davanın onundan suçlu bulunarak hapse giriyor.

Bu gerçek hikayeyi Netflix Inventing Anna isimli mini bir dizi yapmış. Bey’le aramızda ‘Shondaa, paralar ondaa’ dediğimiz Shonda Rhimes’ın (Grey’s Anatomy, Private Practice, How to Get Away with Murder gibi bir dolu dizinin yaratıcısı. Bir nevi prodüksiyon titanı gibi bir şey. Çok iyi bir TED konuşması da vardı kendini anlattığı, ilgilenene linkliyorum) yapımcılığıyla bu dudak uçuklatan dolandırma hikayesi Amerika’yı Amerika yapan ama daha çok New York’un ne demek olduğunu gözler önüne seren, herkesin para, statü ve ‘bir şey olmak’ için o büyük pastadan bir parça istediği düzeni nefis çiziyor.

Bey salonda ben çalışma odamda ayrı gayrı takılmaya devam ediyoruz. Neredeyse bir haftadır salona girmiyorum (girişindeki konsola bıraktığım yemek tabaklarını, çay kahve fincanlarını, birimizin bırakıp diğerimizin aldığı usbleri saymıyorum). Ara ara salona bakan antredeki sandalyeye oturuyor, Bey’e nasılsın iyi misin ziyaretine gidiyorum.

Komşu komşu. Huu. Oğlun geldi mi? Geldi. Ne getirdi? Kuyruk pati. Kime kime? Sana bana. Daha kime? Karşının kedisi çirkin Şakir’e.

Oğlum haklı. Hem çirkin hem sevimsiz. Bir de meraklı. İçeri dalacak namussuz. Kapı önünde bekliyor, mau da mau. Ne işin var senin köpekli evin içinde? Coffee sokak kapısı önünde kilit. Sarkık kulaklar dikeliyor, beyaz kaşlar tek şeritte birleşiyor, sağ pati kapıyla kirişin birleştiği yeri tarıyor. Vof.

O da kendine yetişiyor. İnsan gibi davranmanın alemi yok. Birtakım sesler söylenmeler bakışlar ve havlamalarla bize kendini insan gibi yutturuyor. Hadi fareyi sıçanı anladık, biz de kovuyor kovalıyoruz, orada Coffee’den farkımız yok. Ama nerede bir kedi, bir tavuk, bir ördek var, zurna orada zırt diyor. Heü höü höv. Oğlum, canım.

Bey’le ben de kendimize yetişecek miyiz?

Fotosentezle mitoz bölünme arası çeşitli yaşam formlarını deniyoruz. Bir haftayı üstün başarıyla tamamlamak üzereyiz. Hele benim hashtag hala geçerli ve işe yararken. #dirennegatif

Bizim restorana geldiğinde kendisiyle tatlıyı ya da mezeleri paylaşmak isteyenlere ‘bana yetişir’ diyen komik arkadaşım aklıma geliyor.

Şimdi bu negatif meselesi bana olduğu kadar Bey’e de yetişir mi?

Hadi yavrum kemik, zarları yuvarlıyorum.

kısa bir ‘Coffee’ molası ve kedi Şakir, tavuk, horoz, karga nöbeti
söyleyin bakalım diziciler, bu Radiohead parçasını yakın zamanda nerede dinledik? bilenlerle orada buluşuruz.

4 Replies to “Yetişir”

  1. Ben yazana kadar her şey yoluna girmiştir diye düşünüyorum. Bitmiş gitmiştir umarım. Benim eşim covid ilk çıktığı zamanlarda geçirdi. Aşı yok, hastalık nasıl seyredecek bilen yok. Genç o bişi olmaz hafif atlatır diye düşündü herkes. Ama öyle olmadı. Çift taraflı zatürreye döndü. Hayatımın en kötü günleriydi o günler. Tam anlamıyla 14 gün aynı evde ayrı odalarda ve ona, bize ne olacağını bilmeden yaşadık. Ben psikolojik olarak olduğunu düşünüyorum, bütün semptomları gösterdim. Ama hep negatif çıktım, oğlum da. Türkiye’de olsa hastaneye yatması gerekirdi dedi bir Türk doktor. Kumar oynamışsınız dedi aylar sonraki kontrolde. Panama’da sadece telefonda görüntülü konuşma ile iletişim kurabildik doktorla. Sokağa çıkma yasağı var, herkes covidlilerden korkuyor, çılgın gibi önlemler vs. Aman Allahım şimdi yazarken bile ne acayip günler yaşamışız diyorum. Bitsin gitsin artık şu illet. Zaten artık biz neye üzüleceğiz, savaşa mı, hastalığa mı, iklim krizine mi, ekonomiye mi ! Yeni bir dünya istiyorum, tertemiz sıfırdan. Bu kez elbirliğiyle her şeyi doğru yapalım 🙂 Çok geçmiş olsun size. Uzattım epey ama sizin durumunuzu çok iyi anladığımı söylemek istedim. Sevgilerimle.

    Beğen

  2. @konserve ruhlar Yazı hayata ve dünyaya yetişemiyor sanki. Bu ülkede hep bu hız ve kaosta yaşıyoruz ya, dünya da farklı değil artık.
    Çok teşekkürler, biz iyiyiz artık. Normal hayatımıza döndük şükür. Sizlere de çok çok geçmiş olsun. Yolun başında aşısız ve çok bilinmeyenle başka zor olmuştur, fiziksel kısmı ayrı psikolojisi ayrı. İnsan dertleşmek istiyor, birbirimizi anlıyoruz. 🙂 Dünyanın neresinde olursak olalım yalnız değiliz, olmayalım, kalmayalım, yine de yazalım yazışalım. Çok sevgiler…

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: