Koyver

En azından deniyorum. Ama mumla, ama seanslarla, ama ayı güneşi bulduğumda yüzümü çıkarıp, ama mis kokulu taze bir demet çiçeği bir vazo suya daldırıp.

Pamuk ipliğine bağlı moral bir iniyor bir çıkıyor. Pamuk ipliğinin kaldırma gücü ne olabilir? Hiç küçümsememeli. Yeri geldiğinde çok keskin, net bir silah, yeri geldiğinde gözle görünmeyen bir kurtarma halatı.

Bir arkadaşım bu akşam gittiği konserden birkaç video yolluyor. Konserde olmak. Nasıl bir şeydi? Duralıyorum. Son gidiş Eylül 2019. Nils Frahm. İzlemedik, inledik o konserde, inledik. Orası şimdi unutulmuş, alışkanlıktan çıkmış uzak bir diyar, bir hayal. Hep birlikte avazın çıktığı kadar, ağzın burnun açık, elele kolkola sarmaş dolaş tek bir vücut olarak şarkı söylemek, sallanmak, dansetmek. Artık her şeyimiz altı inçlik küçük ekranlara sığdı, canlı hayatlar canlı yayınlar orada dönüyor. Sonra bırak şu telefonu elinden bırakabilirsen. Fırlatıp atmak istediğim oluyor. Ve ya çalınır, bozulur ve dımdızlak ortada kalırsam diye ürküp titrediğim. Hayatım o telefonda.

Üste üste iki kitap bitiriyorum. Bir tanesini bir günde hızla ve biraz söylenerek -böyle kafandaki diskurları, gözlemleri, ilgi alanlarını ve elindeki bilgileri döküp zaman, mekan ve insanlara yaymak romansa ben de yazarım, kitabın ne olduğunu yazmayacağım-, diğerini heyecanlanıp, imrenip, yükselerek -yazmak bu demek, zihnin sokaklarında dolaşmak, adım atmak, durmak, oturmak, kalkmak, yürümek, koşmak, düşmek, yine kalkmak, yine, yine… bunu yazabilirim, Elden Düşme Dünya Wilhelm Genazino- ve içimden demek ki kötü roman da iyi roman kadar yazma isteğini kamçılıyor diye geçirerek tamamlıyorum. Beğenmediğimin yazma isteği uyandırdığına ilk defa şahidim. Ama o istek de pamuk ipliğinin eser miktardaki gücüyle salınıp sönüyor. Ne kitap okumak ne yazı yazmak. Elim gitmiyor. Üstümdeyse hep o sıkıntı, o baskı. Geçmesini bekleyip dizi ya da film açıyorum.

Neyse ki peşpeşe dizi bölümleriyle kendimi uyuşturmaktan nitelikli birkaç filme sıçrayabiliyorum. Mubi’de Never Gonna Snow Again ve Moonrise Kingdom. Bir de internetten bulduğumuz The Worst Person In The World (Oslo August 31’in yönetmeni Joachim Trier’den, üçlemenin sonuncusu). Üstüne gaza gelip bir akşam yalnızken light olsun, müzik olsun, hadi biraz da Hollywood gişe filmi olsun diye Neşflik’ten (bence neşflik, neksflis, nekşflişk falan hepsinin telifini alsınlar) A Star Is Born’u da açıyorum. Yahu Lady Gaga kardeşim, tamam gırtlak bacak kol gücü falan kullanıyor söylüyorsun ama oyun kısmı, ı-ıh, olmeyor. Hem filmde her şey ne çabuk, ne hızlı, ne şipşak olup bitiveriyor. Birden bir ‘star’ ve patlama. Bum!

Barbara Streisand ve Kris Kristofferson’lı eski versiyonu çocuk zamanlarımda seyrettiğimi hatırlıyorum. Böyle boş muydu? Bizim dönem mi boş? Annemle babam aklıma geliyor. Gençken heyecanla bizimkilere yeniden çevrilmiş eski filmlerin vizyona girdiğini söylediğimi, bir gaz gitmeyi teklif ettiğimi, bizimkilerin de tok ve hafif ukala bir tonda, biz daha iyisini gördük, şu şu zamanda şu şu oynamış şu yönetmişti, diyerek geri çevirdiklerini hatırlıyorum. Armut dibine mi düştü?

İnsan dışa dönmek istiyor. İçeri ve içimize kaçmaktan tohuma kaçmaya yüz tutacak bünye şu ara daha fazla okumayı içine alamıyor. Vırvır konuşmak, insan yüzü görmek, yüzünü göstermek ya da önünde akıp giden görüntülere kapılıp gitmek istiyor. Kapıl git bacım, koyver git.

Şu ekranı kapayıp çıkmadan yenilerden bir müzik koyuyorum. Pamuk ipliklerini birbirine bağlayıp Eywa gücünde bir kurtarma halatına çevirme niyetiyle koyverip gidiyorum.

Deniyorum en azından, deniyorum.

halbuki Coffee koyveriyor mu? sürekli yakın markaj

2 Replies to “Koyver”

  1. “Bir Yıldız Doğuyor” muhteşem bir filmdi, ne kadar çok ağlamıştım. Ne de olsa ben de anne-baba kuşağından sayılırım. Hatta Bir de Sezen Aksu versiyonu var, bilmem izledin mi? Bulut Aras’la “Minik Serçe”, “Biliyorsun” şarkısı da bu film içindi, onda da ağlamıştım itiraf edeyim ‘Made by 1978, birkaç aylık evliydim sanırım 🙂
    Hepimiz pamuk ipliğine bağlandık, dayanır mı, kopar mı belirsiz, yine de karartmayalım enseyi. Çok sevgiler…

    Beğen

  2. @Leylak Dalı Ben de çocuk halimle çok etkilendiğimi anımsıyorum ama detaylar uçmuş. O film bir yıldızlaşma hikayesi kadar büyük aşk hikayesiydi. Yenisinde o duygu yok, adı var. Bir daha açıp Barbara’yla Kris’i seyredeyim bari, buna vesile olsun.
    Pamuk ipliklerini bir bir birleştirelim. Benden de Sevgiler🌼

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: