Wohoh

Biri bana şunu desin, yazsın.

Hayatımın harika, çok iyi bir dönemindeyim, mutluyum, sağlıklıyım, yediğim önümde yemediğim arkamda, başka şey de istemem, sevdiklerimleyim, istediklerime sahibim, özgürüm, yaratıcılığımın doruğundayım, maddi manevi tamım, tamamım.

Desin biri bunu bana. Ona şükür, buna şükran, yetinmeye çalıştıklarımızla değil. Hakikaten mutlu olan yazsın. Sevaptır. Herkes nasiplensin.

Koşulsuz, yüksüz, sıkmasız, kasmasız en iyi gelen şey müzik bu ara. Bir şeylerin dikişi tutmuyor, uyku desen gitti gelmiyor. Gelse de kalmıyor, kaçıp gidiyor. Kaldık mı kendimizle başbaşa? Kendimizden kaçıp nereye gideceğiz?

Kulağımda kulaklıklar, bir açıyorum bir kısıyorum müziğin sesini. İçimden sessiz sessiz, çığlık çığlığa söyleyip başımı sallıyor, oturduğum yerde dansediyorum.

dımdımdımdı dımdımdımdı dımdımdımdı dımdımdım

Downton Abbey’i bitirdim. Yetmedi, üstüne filmini seyrettim. Aylardır birlikte yaşadığım ahbaplarım, komşularım, arkadaşlarım birden hayatımdan topluca çıkıp gittiler sanki. Zengin kalkışı ve boşluk. O kurallar, koşullar, bir teşkilat, bir ‘kurum’ olarak yaşamak, bütün hayatını o ‘kurum-sal’ çevreye, yapışa, oluşa adamak, hele zamanın kadınları olarak birbirlerine çay ziyaretine gidip gelmekten, giyinip kuşanıp hizmetçilerine saçlarını taratmaktan başka iş edin(e)memek meselesi başından sonuna içimi kasıp kavursa da dönemin bitip yenisine geçişi, ilişkilerin dinamikleri, dışarıdan görünen soğuk, kuralcı, en bir mavi kanlısından İngiliz dünyasının aile ekseninde derin bir sevgi, saygı ve bağ barındırması ve daha bir dolu o bu şu ile dizi geçen birkaç ayımı çok gerçek hislerle, yaşam amacıyla dolduruyor. Tuhaf. Kaç ciltlik roman gibi dizi. 2022 baharında yeni sezonun gelmesini heyecanla bekliyorum. Yıl 1930. Büyük kıtlığa adım adım. Hah! Buluşacağız Downtonım Abbeyim.

her ladyship & his lordship

Farklı dünyalar arasında savruluyorum. Misal Kasiyer kızımız Keiko Furukura var geçen hafta hayatıma hızla girip çıkan. İngiliz asilzadelerinin çalışanlara ve işçi kesime dudak büzmeleri, göz devirmelerinin üstüne tam zıt kutupta Japon toplumunda sisteme köleliği, makineleşmeyi anlatan, insan değil de bir nesne, bir uzuv, bir yapıtaşı, bir yapbozun parçası gibi sadece işlevini yerine getiren bir market çalışanının dünyasından bahseden Sayaka Murata’nın Kasiyer isimli kısa romanını benzer bir etkilenmeyle okuyup bitiriyorum. Yazıp yazabileceğim bu kadar. Hemen uzaya çıkmalı.

gerçek hayatta da kasiyerlik yapan Sayaka Murata baş kahraman Keiko gibi ‘özel durumlu’ mu acaba?

Çıkıyorum. The Expanse’in yeni sezonu Amazon Prime’da başlamış. İlk bölümden bayık, sevimsiz, vasat. Hayalkırıklığı varsa uzaya çıkmak da yetmiyor. Nereye gitsen içinde sen de varsın. Olsun. Uzay varsa hayal var, kırık mırık.

çok ağlaksın ama Holdencım, sanki biz şahaneymişiz gibi

Ama müzik öyle mi? Müzik seni nereye istersen oraya götürüyor. Bak şimdi hemen ikinci ritmi yolluyorum.

dam dararaa ram dararararaa ram dararaa ramm

Birden minik bir pistteyim. Ben sen biz beraber gözlerimizi kapayıp dansediyoruz. Burası güzel. Bak yazıyorum, senin için, benim için, bizim için. Müzik güzel, şarkı söylemek güzel, dansetmek güzel. Hele beraber. Okuyorsun, yazıyorum. Yazıyorsun, okuyorum. Dansediyoruz gözlerimiz kulaklarımız ellerimiz açık ve kapalı. Mutluluğu oynuyoruz sen ben biz, üçümüz birarada. Müziğe doyamayanlar buraya.

Tamam merkez, tamam.

woh oh woh oh ooh wohoh wohoh wohoh wooh ooh

4 Replies to “Wohoh”

  1. Ooo Downton Abbey’in yeni sezonu mu geleceğimiş, gece vakti bu haber iyi geldi, ben ebediyen bittiğini düşünüyordum, hatta tekrar mı izlesem ikircimindeydim. Zira diziyi izleyeli 3 yıl falan oldu, film de geçen yıldı. üstelik binbir zahmetle site değiştire değiştire, hazır ayağımıza gelecekmiş meğer 🙂
    Ben şu ara Yeşilçam takılıyorum enişte kontenjanından, yarına biter, sonra da şu Sandra Bullock filmini düşünüyorum.Eş yok, dost yok, yılbaşında boynu bükük, kitapla filmle avun dur işte. Uyku desen o bende de yok. Geçen dr komple bir magnezyum verdi,yatmadan iki saat önce iç diye, bir haftadır sadece bir gün uyumadım, acaba faydası oldu mu diye düşünüyorum.
    Haydi iyi geceler olsun…

    Beğen

  2. Şu sıra izlediğim caanım dizi “Anne with an E” bitince ve Yeşilçam’ı da izleyiverince, Downton Abbey’e başlamayı düşünüyorum. Umarım yenisi gelene kadar bitiririm. 🙂
    Şu sıra çok keyfim yerinde diyen var mı, olabilir mi merak ediyorum. Nasıl başarıyorsa, anlatsın bize de…

    Beğen

  3. @Ekmekcikiz Sizinle kitap ve film zevklerimiz uyuyor. Downton Abbey’den keyif alırsınız sanki. İzledikçe daha bir içine aldı ve sardı, öyle diyeyim. Şimdiden özledim hepsini.
    Keyif kısmını ben de bilemiyorum. Boşluğa attım soruyu, kimseye değerse…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: