An Meselesi

Odanın kapısını açıp dışarı çıktım. Adımlarımı saydım.

Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, on bir, on iki, on üç, on dört, on beş, on altı, on yedi, on sekiz, on dokuz, yirmi, yirmi bir, yirmi iki…

Deniz kıyısındayım.

Az önce yataktaydım. Saat altı buçuktu ve güneş daha doğmamıştı. Üstümde geceliğim, sabah serinine karşı kapüşonlu hırkam, çiy yapmış şezlonglara attığım havlum, tam uyanmamış çapaklı gözlerim ve ben bedenimi deniz kıyısına taşıdık.

Hiçbir yüke zora girmeden, olduğum gibi kalkıp suya varmak birden şaşırttı. Bu kadar yakındı işte. Bu kadar kolay. İçimi yalayıp geçen o tuhaf pırpırı hissettim. Hafiflik miydi? Güzeldi. Güzeldim.

Doğuya yüzümü dönüp güneşin doğuşunu bekledim. Göl gibi denizin arada bir kıyıyı seven fışfışlarıyla uzakta, ta karşı adanın açıklarında kürek çeken dörtlünün tamtumları nasıl da ahenkliydi. Yeniay meditasyonu için naif bir orkestrasyon. Puhuu hu diye ötenler de sabahın solistleri.

Bıyıklı bir adam denizin yaladığı ıslak kumların üstünde yürüyordu. Kafamı kaldırıp günaydın demek için yüzüne baktım. Ya da hafifçe gülümsemek. O da bana baktı. Elinde telefon, kaşları çatık önümden yürüdü geçti. Geçtiği yerde çatık bir boşluk kaldı. Dönüp tepenin ardında ışığını artıran güneşi bekledim. İçimden gülümsedim ve günaydın dedim. Günaydın çatık kaşlı, mutsuz insanlar ülkesi. O ülkenin insanlarından ben çattığım kaşlarımı gevşettim. Gevşedim.

Az ötede kırk günlük bebeği kucağında taze baba sahile indi. Ona denizi ve kumu gösterdi. Bak dedi kucağındaki minik canı hoplatırken, bak gördün mü, deniz. Kırk günü dün duymuştum. Kırkı çıktı geldik demişti telefondakine. Bu sabah onu böyle bebeğiyle görmesem sevmezdim, odasından bara çay kahve siparişi için seslenip dururken.

Sevip sevmemenin an meselesi olduğunu düşündüm. İşte yarım saattir yükselmesini beklediğim güneş birden çıkıverdi tepenin ardından. Denizdeki teknelerin, yandaki ılgının, yerdeki kumun, adaların, kıyıların, denizin, göğün rengi değişti hemen. Her haliyle sevmeyi düşündüm hepsini her şeyi. Bu iyi geldi, bugün şimdi güneşle daha çok.

Şezlongdan kalktım, havlumu toplayıp anahtarımı aldım. Adımlarımı saydım.

Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, on bir, on iki, on üç, on dört, on beş, on altı, on yedi, on sekiz, on dokuz, yirmi, yirmi bir, yirmi iki…

Odamın kapısını açıp içeri girdim.

7 Eylül 2021, 07.00, Bodrum

4 Replies to “An Meselesi”

  1. hemen arkanızdan sizi izliyor gibi okudum… sonra kalktığınızda “beni fark ettiniz” ve birbirimize gülümsedik. bir yerden tanıyorum diye düşündüm; sizin de öyle düşündüğünüzü hissederek. sonra kendimi buz gibi suya bıraktım…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: