Çabasız

Çabasız çaba ne demek?

Bu sabahki meditasyonun sorularından biri bu. Daha az şeyle daha çok şey yapmak.

Birden evdeki eşyalar üstüme üşüşüyor. Daha az olabilir mi tartıyorum. Bizden daha kalabalık, çok parçalı, dolu dolu evleri mekanları düşünüyorum. İçim sıkışıyor, hemen zihnimden silip gönderiyorum. Minimalist, geniş mekanları getiriyorum gözümün önüne, sadece boşluk hissini değil, ruhu ve sıcaklığı da beraberinde taşıyanları özellikle. Bir bitki, bir tül, bir gün ışığı, bir zarif rüzgar zili. Şimdi balkon kapısındaki tüle vurmuş hafif güneş ışığı o dingin yumuşaklığı veriyor. Halbuki dışarıda çöp kamyonu. Sabah yedi servisinde ağır metalik tangırdamalar gürültülü motor ve teker sürtmesiyle çarpışıyor. Çünkü burası büyükşehir. Çok şeylerimizi tüketip attığımız çöplerimizi topluyor bağıra bağıra, siz yerken iyiydi biz mi susacağız arkanızı temizlerken der gibi.

Çabasız anıma dönüyorum.

Çok çalışmanın, çok meşgul olmanın yüceltildiği düzende daha az çalışarak daha çok şey katabilmenin yolları var mı soru ipine asıyorum. Gelişimin duygusal derinleşme, duygusal gelişimden geçtiği içime düşüyor. Sanki ilk defa aklıma düşmüş gibi. Düşenler ve kalanlar. Kalıyorum bu tespitle. Benden yaşlarca genç kişisel olarak çalıştığım olgun, derin ya da bunun çabasında bazı rehberler aklıma geliyor. Hemen arkasından da aynı yaşlarda başka tanıdıklar. Biri çocuk diğeri bilge gibi duruyor. Meslekler edin, paralar kazan, zirveye tırman, çoluk çocuk tombalak üre kalabalıklaş, bu dikine gidiş yeterli oluyor mu? İşte belki medeniyeti oluşturup yaşatan insanın gelişimden anladığı noktaya bir iz düşüyor. Beton harcını keşfedip toki toki binalar dikmek, dubleli yollar yapmak…bu mu? Aklıma hep erkekler düşüyor bunları imgelerken, bir üç beş. Zaten oturup da duygusal derinlikle konuşabildiğim de bir üç beş. Belki bile değil. Ama aklıma düşenler onlar değil, beton blok yığınlarını oluşturanlar, öyle olanlar, toki gibi dikilip ruhsuz susuz kart kurt bıyık sakal saçanlar. Çok çaba istiyor işte bunu aşmak, karşı koymak, direnmek, evrilmek, sağlıkla kalabilmek.

Çabasızlık çok çaba istiyor.

Belki şu sızlığı atsam rahatlayacağım. Çabaysa çaba canım. Nedir öyle az çok, ölç tart? Çabasızlığa sinirleniyorum. Çabasız olamadığım için ateşin içimde yılan gibi kıvrılıp yükseldiğini hissediyorum. İşte şimdi dilimden o ateş püskürecek kaçın. Pıhhh. Çok çabalarıma hiç çaba göstermiyorum muamelesi yapanları bir güzel sokasım geliyor. Dilim belki zehirlidir belki şifalı. Bu görgü, bu eğitim anca deneyimle ediniliyor.

Çabasızca yazarken birden çarpıntılanıyor, sözü bırakıyorum. İşte demin tülün üstüne düşen güneş ağaçların arkasına kaçmış, değip geçtiği noktanın gölgesini bırakmış, yokluğunu gösteriyor. Azıcık bir temasla ne çok şey.

Güneşin çabasızlığına imreniyorum.

tüle düşen güneşimiz yok, dün gece güneş gibi doğan dolunay verelim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s