Kürkçü

Gittik geldik, kürkçü dükkanındayız. Geçen hafta cıbıl cıbıl yazlık dolaşır, denize girerken kış mevsimine geri döndük. Retronun bize anlatmaya çalıştığı bu mu? Öyle hemen yaza, coşkuya, maskeleri fırlatıp atmaya falan kalkışmayın, hop, durun orada.

Durduk.

Çorap, yağmurluk, pantolon, kapalı ayakkabı, yorgan, battaniye, maske, maske, maske.

Neyse ki bugün gök mavi, güneş ılık, hava kuru. Şehre döner dönmez girilen bunalımı silkeleyip atacak malzeme çıktı. Olduğu kadar. Restoranlar da açıldı şükür, ama dışarı masada üç, içeride iki kişi oturabiliyorsun. Masalar arası mesafe iki metre. Yine de hepimiz muhtacız o iki muhabbete, birbirimizin yüzüne ekransız bakmaya. Kavuştuk kavuşabildiklerimizle iki masa üç kişi hayırlı sezonlar niyetine, dükkan ful. Yarı kapasite ve bu kurallarla ful olmak ne demekse öyle.

Tatilden şehre dönmeyi severdim, şimdi sanki hep erken. Tam şöyle biraz gevşeyip tatile yerleşeceğiz, toplanıp dönüyoruz, yetmiyor. Hele bir de döndüğün yer kısıtlı kurallı tıkış tepiş bir halse.

Dışarıdaki sağlık savaşı bitse bile zihnimizdeki kapanma ne zaman bitecek, o kalıplar nasıl kırılacak merak ediyorum. Belki de zor olmaz, insan özgürlüğe çabuk alışıyor. Ama şu araf hali var ya, en zoru o geliyor. İki ara bir dere.

Tatilde Amin Maalouf Doğu’dan Uzakta’yı bitirdim. Yazarın seveni hayranı çoktur bilirim. Annem babam pek severler. Benim okumuşluğum tektir. Doğunun Limanları. Küba’ya köklerini, amcası mıydı, aramaya gider anlatıcı. Benimki biraz yazardan ziyade coğrafya gerçeğinden kaçıştır. Ve lakin geçen sene İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali (İTEF) konuğu olarak Zoom’da canlı yayında dinledim, pek içime işledi hitabeti. O zaman son kitabı hala buydu, edindim. Okuması anca şimdiyi buldu. Tatilde sürükleyip götürdü beni. Ne farklı ne benzer diye diye tamamladım. Aklımda kalan arka kapaktaki şu alıntı:

Geldim, gördüm, hayalkırıklığına uğradım.

Öte yandan Storytel’den Karl Ove Knausgaard’ın Karanlıkta Dans’ını (Kavgam serisi dördüncü kitap) İngilizce dinliyorum. Ortadoğu’nun kanlı canlı vahşi savaşlı halinden kaçıp kuzey Avrupa’nın steril, soğuk, kopuk dünyasında da mikro bir vahşet içimden teller koparıyor. Kedi sahibi ana oğuldan anne başka bir şehre taşınır, anlatıcımız öğretmenlik yapmak üzere kuzeye giderken o kedi hiçbiriyle birlikte gidemiyor. Neden bilmiyoruz. Bizde olsa ne olur? Ya sahiplendirilir ya sokağa bırakılır. Sokağa bırakmak marifet değil tabii, haşa, bizim sıkıntımız da başka, ama sokakta bile kedinin yaşam şansı olabilir. Nordik efendiler kediyi uyutuyorlar! Bu kitabın içime bir buzdağı oturmasına sebep olan spoilerını da vermiş oldum, geçmiş olsun. Yemişim sizin medeniyetinizi diyerek devam ediyorum.

Kitaplar böyle ama yokluğumda yeni yeni çıkan müzikler parçalar pek güzel. Seçmeyip hepsini peşpeşe yığasım var, girdik mi o challenge mallenge havasına listeler tamam. Ama yapmayacağım, korkmayın. Usul usul, ince ince, başka yazılara malzeme olması için arka planda demleyip ikram edeceğim.

Bugünlük bu kadar. Geldim, durdum, gidiyorum. Yine gelirim. Sağlıcakla…

şimdiden özledim Kekova

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s