Devam

Çarşamba

O Salı’dan beri onbeş gün geçti. Kabuklarımızın çoğu kurudu, soyuldu, düştü. İç kabuklarımızın daha vakti olabilir. Kediden bile ürker hale geldim. Coffee’yleyken tabii. Hoş, Nişantaşı’ndaki kedili parktan geçerken Coffee’nin üstüne koşup karnına tüm tırnaklarıyla yapışan bir bebe kediyi dün gibi hatırlıyorum. Korkum boşuna değil.

Öte yandan yaşadıklarımızı uzun uzadıya yazınca sistemimden uzaya fırlatıp attım sanki. Seyrettiğim bir film, gördüğüm bir rüya, başka hayatlardan aktarılmış bir geçmiş zaman masalı gibi anlamsızlaştı o görüntüler. Hisler değil. Onlar duruyor suyun altında, görünmeyen yerlerde.

Herkese ilgisi, şefkati, empatisi, desteği için çok teşekkür ederim. Hepsini aldım, kalbime koydum, Coffee’ye de aktardım. Devam ediyoruz. İyiyiz.

Evde çokça yalnız vakit geçirsem de ne zamandır kendimle yalnız kalmadığımı farkettim. Bugün yeniay. Birkaç tane yeniay meditasyon ve kişisel gelişim çalışmasına denk geldim. Çalışmalar özellikle dokundu diyemem, ama ben kendime ne zamandır içsel olarak temas etmediğimi hissettim. Çokça fiziksel harhurdan sonra ancak hassas yumuşak dokunuşlara varış.

İstedim ki, şimdi gelsin biri bana tatlı tatlı ne yapmam gerektiğini söylesin, meditasyon yaptırsın, rehberlik etsin, şöyle bir içe doğru yola çıkalım, zihin bulutlarından hızlı yavaş neler akıp da geçiyor bakalım, seyirci kalalım, olalım, otururken hareket edelim, hareket ederken duralım, görelim, akıtalım geleni gideni, akmalarını seyre dalalım, bulutlar kuşlar güneş ay yıldızlar, gece gündüz rüzgar, hepsi hepsi deli deli dönüp dururken biz sadece duralım. Duralım.

Limon çiçeği yeğenim bir buçuk yaşındayken ‘n’apıyorsun?’ diye sorduğumuzda ‘duruyorum’ diyordu.

Ben de onu diyorum. Duruyorum.

Perşembe

Saat akşam yediye geliyor. Sonunda deli esen rüzgar dindi, yağmur boşaldı bitti, hava yumuşadı, Coffee’yle balkondayız. Sanki Haziran başı. Ortalık sessiz, sakin. Birazdan kapıcımız tavukları bahçeye salar ve gıtgıtgıdaak diye kanat çırpıp uçmayan kanatlılar pata küte bayır aşağı koşarken bizim oğlan da ayağımın altından başlar. Heğv. Höğv. Hüğv.

Bugün evde maskeli çalıştım. Temizlik vardı, ama sebebi bu değil. Yardımcımızın evine iki gün önce baskın şeklinde akrabaları gelip kalmışlar. Gerildim. Üstelik pire dertli başımın ikinci ilaçlaması için evi bir gece kapatıp haftasonu annemlerde kalma planım vardı. Dubleli gerildim memleketin dubleli yolları gibi böyle iç beton bloklarını dikine dikine dike dike. Dili geçmiş zaman ondan. Annemlerde kalmaktan vazgeçtim. Ama evde iş var, desteğe ihtiyaç var. Taktık maskeleri, giriştik domestize meselelere.

Yine de içim sıkışık. Karantina günlerinin başındaki zamanların psikolojisi gaz olup göğe yükselmişken yeniden yerküremize doğru inişe geçtiğinin tedirginliğindeyim. Bir dejavu. Fransızlar nasıl diyolla? Deja – vü. Biz bunu zaten gördüydük mirim.

Pıtır pıtır covidlenenlerin haberleri düşmeye başladı yine. Ve o alışmış da rahatlamış hallerden birden sopa yutmuş gibi bir gerginliğe gerisin geri geriledim.

Sonra attım Coffee’ye arabaya, indik Japon Parkı’na. Arabayı parkedip inmeden birtakım genç oğlanları parkta konuşlanmış gördüm. Acaba köpekliler mi diye geçirdim. Köpeklilerse nasıl bir köpektir? Büyük müdür? Siyah mıdır? Sırnaşık mıdır? Yoksa dalanlardan mı? Hiç hoşuma gitmedi bu düşündüklerim.

Coffee’yle arabadan indik, parka girdik, oğlanlardan ters tarafa yürüdük. Kalbim kütküt, beynim zokzonk. Yüzümdeki maske, gözümdeki güneş gözlüğü, karşıdan batan akşam güneşi. Hava mı sıcak, nefesim mi? Belki de kurgulayan zihnim.

Ağdalı bir erkek sesinin şarkı söylediğini duydum. Bir mikrofon, bir gitar., bir melodi. Batan güneş yönüne baktım. Oğlanların sık saçlı esmer başları güneş ışınlarını böldü. Onlardı. Üçlü bir grup şarkı söyleyip amatör bir klip çekiyorlardı. Hani benim siyah köpekli olduklarından korktuklarım.

O tarafa doğru yürüdük. Grubun dördüncüsü bankta oturmuş telefonda konuşuyordu. Okulu karşı taraftyamış, Göztepe’de. Acaba Marmara Üniversitesi mi diye geçirdim. Coffee’yle yanından yürürken irkildi, arkasına doğru kaçamak bir bakış attı. Kim kimden korkup tedirgin oluyor belli değildi.

Eve döndüğümüzde apartmanın bahçesinde alt komşuya rastladık. Isırır mı, diye sordu beş senenin değişmez klasik sorusunu yineleyerek. Tipine bakın, bu yumuşacık şey ısırır mı, dedim. Tipine bakıp karar vermiyceeenn, dedi hemen üsteleyerek. Tabii haklısınız, şaka ediyorum, dedim. Bizimkisi görüntüsüyle eş. Ne ısırır ne şaşırtır, merak etmeyin. Köpeğe yaklaşımımız bu, ısırır mı. Isırır anacım, bağzı köpekler ısırır! Biliyorum da konuşuyorum. Ben artık ben değilim, kendi kendimi şaşırtıyorum.

Bu gece tercümanlık yaptığım ingilizce astroloji eğitiminin son dersi. Bir saat sonra ekran karşısına oturup yine köprüleri kuracağım. Zaman geçip gidiyor işte. Bazı şeylerse duruyor öyle. Belki zaman alacak belki yavaştan akacak.

Tavuklar akşam turuna başlıyor, Coffee ayağımın altına iyice yerleşiyor, pinot noir damarlarımda yavaş yavaş dolaşıyor.

2 Replies to “Devam”

  1. Afiyet olsun, ben de bira bardağımı kaldırdım sana şu an.Yaklaşan sonbahar ve kış beni fena halde korkutuyor, griple birlikte gelecek üstümüze, çok fena tırsıyorum. Bugün doğru mu bilmem tedbirler kapsamında 65 yaş ve üstüne kasıma kadar yurtiçi, yurtdışı seyahat yasağı geldi diye okudum bir yerde, bende sorun yok da koca hapis olursa fena. Evime gidemeyip Ankara’da mecburi kalış durumu da sözkonusu-ki şimdiden özledim. Oraya git torunu özle, buraya gel evi özle durumları benimki. Vaziyet hiç parlak değil kısacası. Bu arada geçen hafta eczaneye ilaç almaya giden kardeşimin kocasını bitişikteki tekel dükkanının köpeği bacağından hart diye ısırdı durup dururken. Sevdi mi, kızdı mı bilemedik 🙂 Allahtan pantolonu tam delememiş, sadece morartmış, bir iki diş izi. Aşı kartını görünce de kuduz aşısından vazgeçti. Neredeyse on gün olacak, henüz kudurmadığına göre sorun yok demek ki :)))) Köpek bu, ne düşündüğünü bilemeyiz de sahibinin yavşak yavşak gülüp dalga geçmesi biraz asap bozdu, köpeğe sıkıntı olmasın diye şikayetçi de olmadı, neyse önemli bir şey çıkmadı da bir de onunla uğraşmadık şu pandemi zamanı.
    Bu arada acaba bir kitapçı yazısı gelir mi diye meraktayım 🙂 Sevgiler sana ve Coffee’ye…

    Beğen

  2. @Leylak Dalı A aa çok geçmiş olsun. Köpekler de delirdi sonunda, hay allah. Sahibine ne desem bilemedim. Köpeklilere doğal olarak ayrı çekiliyorum, ama her köpek sahibine de bayıldığımı söyleyemeyeceğim!
    Of bu 65 üstü yasaklar beni de üzüyor, geriyor, annemleri düşünüyorum Neyse ki bizimkileri sağ salim şehre döndürdük. Ama eve tıkılmak için değil tabii. Sevimsiz hadiseler..
    Sizin kitapçı yazınıza bir uğrayayım, en azından oraya bir notlar bir şeyler düşerim. 🙂 Sevgiler benden de..Ve sağlığınıza..

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: