Günlerden Cuma: Çernobil

Bugün Cuma. Ayın onüçü.

Bizim kültürümüzde kötücül bir ‘Friday the 13th’ durumu yok, anca okuduğumuz fantastik romanlar, izlediğimiz gerilim filmlerinde. Ve lakin dönem fantastik mi distopik mi tartışılır.

Düşünüyorum da felaket zamanlarında yaşamak, kurmaca olarak hayal edilmiş de yazılmışı okumaktan daha bir fantastik gibi geliyor. Gerçeklik algımız mı bükülüyor nedir? Gerçek Oğlak, büyük bükücü Plüto, ama sadece değil. Oğlak’taki Satürn’ün Jüpiter’e el verip büyük bükücü Plüto’yu muhafazadan genleşmeye giden yolda başrole itmesi, bir de Mars’ın bu üçlüye savaş, sertlik, kakıçlar, sopalarla eklenmesi?

Ama bugün astroloji yazmak istemiyorum.

Normal şartlarda dün itibarıyla Slovenya Soca Vadisi’nde olacaktık. Temiz hava, bol güneş, güzel yemek, nefis doğa derken biletlerimizi yaktık. Helali hoş olsun. Sağlık için yaptığımız her türlü mecburi harcama gibi düşündüm bu yanan meblağı. Hastalığı iyileştirmek için değil, hastalanmamak için o parayı helal etmek.

Geçen haftalarda daha salgın bu kadar delirmemişken gider miyiz gitmez miyiz gelgiti içinde içimde kıvrılan sıkıntı, isteksizlik, memleketin güneydoğu ötesinde patlayanlar, kuzeybatı sınırında tıkananlar derken ne seyahati ne keyfi noktasında gitmeme safhasına gelmiştim. Kararı almamızla rahatladım. Duruma teslimiyetin özgürleştiriciliği.

Bilmeden bilmek denilen bir içgörüyle Nobel Ödüllü Svetlana Aleksiyeviç’in Çernobil Duası Geleceğin Tarihi kitabını okumaya başlamıştım. Felaket zamanına dair yaşanmışlığın belgesi.

26 Nisan 1986’da Çernobil’de patlayan nükleer reaktörün ne demek olduğunu, devletin tepkisini, insanların anlamasını/anlamamasını ve kesinkez ölümcül sonuçları olan bu olayın akla dimağa sığmaz korkunçluğunu okurken hazmetmeye çalışıyorum, olmuyor. Okumakta değil, yutmakta zorlanıyorum. Kitabı bir an önce bitirmek isterken bir iki gün üst üste elim gitmiyor, uzun geliyor. Tüm bunların yaşandığını, üstünden otuzdört yıl geçtiğini, halbuki etkisi yüzyıllarca sürecek reaktif madde niteliğindeki toprakları, insanları, coğrafyaları düşününce dörtyüzaltmış sayfa ne ki diyorum. Mantık ve kalp kötü fena çarpışıyor, bırakıyorum. Bugünlük. O yaşanmışlığa borcum diyerek ‘korona tatili’nde mutlaka bitireceğim.

Sovyet Rusyası’ndaki köylülerin, askerlerin, sağlık sektöründe çalışanların, biliminsanlarının, bu büyük devletin altındaki farklı etnik grupların en büyük korkusu savaş. Savaşı biliyor, savaştan korkuyorlar. Aman savaş olmasın da her türlü felaketi atlatırız, her şeye razıyız diyorlar -özellikle 2. Dünya Savaşı’nı görmüşler. O zaman insanlardaki nükleere dair korku kodlaması da ancak ‘nükleer savaş’ çatısı altında mümkün oluyor. Çünkü korku eşittir savaş. Nükleer savaş kötü, nükleer reaktör iyi. Hani iyi ikiz kötü ikiz, doppelganger hikayesi gibi.

Halbuki tarif edilenlerin, yaşananların, gelen emirlerin, köy boşaltmaların, yollarda dolaşan askeri araç ve tankların (ve onların içlerindeki, yine köylüler gibi, tam olarak bilgilendirilmeyen askerlerin, emir kullarının) da savaştan farklı hareket etmediklerini görüyoruz. İnsanlarsa bu yaşananları nereye koyacağını bilemiyor, hayatlarına normalmiş gibi devam etmek istiyor, neden bu güzel toprakları, bu sürülmüş tarlaları, bu harika ürün vermiş ağaçları bırakmaları gerektiğini anlayamıyor, hayvanlarını geride bırakmak istemiyorlar (çünkü insan mı hayvan mı ayrımında hala öncelik ve üstünlük insanda, hayvanın adı yok, onu kurtarmaya da hiçbir hazırlık değer önem yok).

İşte bu büyük felaket sıradan insan için bir türlü kategorize edilemiyor, bilinemiyor, anlamlandırılamıyor. Yetmez, devlet, ordu, bilim bile yaşananların boyutunu kavrayıp ortaya koyamıyor. Bir dolu kahramanlık kisvesi altında kurban hikayesi, bastırma, üstünü örtme, bir suçlu bulup ilan etme, ipini çekme. Halbuki en büyük ceza koskoca bir rejimin bitmesi, büyük cumhuriyetler birliğinin çökmesi. Bu kitabı okuyana kadar bunu hiç böyle düşünmemiştim. Sonun başlangıcı. Nokta.

Çernobil yakınlarındaki herkes felsefe yapmaya başladı. Filozof oldu herkes. İbadethaneler yine insanlarla doldu…İnançlı insanlarla ve kısa süre önce ateist olmuşlarla…Fizik ve matematiğin cevaplayamadığı sorulara yanıtlar arıyorlardı. Üçboyutlu dünya paramparça oldu ve o zamandan beri materyalizmin Kutsal Kitabı üzerine yemin edebilecek cesarette bir kişiye dahi rastlamadım. Sonsuzluk alenen alev aldı. Filozof ve yazarlar sessizliğe gömüldü, kültür ve geleneğin tanıdık izlerinden yollarını ayırdılar. O ilk günlerde çok ilgi çeken şey, biliminsanlarıyla, resmi görevlilerle ya da yüksek rütbeli askerlerle değil, ihtiyar köylülerle konuşmaktı. Tolstoysuz ve Dostoyevskisiz, internetsiz yaşıyorlardı ama bir şekilde zihinleri yeni dünyanın haritasını kavrıyordu. Bilinçleri çökmemişti. Belki de Hiroşima gibi askeri nitelikteki bir nükleer vakayla hepimiz baş edebilirdik çünkü bizi o türde bir şeye hazırlamışlardı. Ancak bu felaket, sivil bir nükleer tesiste meydana gelmişti ve bizler, o dönemin insanları olarak, Sovyet nükleer santrallerinin dünyadaki en güvenilir santraller olduğuna, Kızıl Meydan’a bile inşa edilmelerinde sakınca bulunmadığına, tam da bize öğretildiği gibi inanıyorduk. Askeri nükleer enerji, Hiroşima ve Nagazaki demekti; barışçıl nükleer enerji ise her evi aydınlatan birer ampul demekti. Askeri nükleer enerji ile barışçıl nükleer enerjinin birbirinin ikizi olduğunu henüz kimse aklından geçirmemişti. Suç ortağı olduklarını kimse tahmin etmemişti. Aklımız başımıza geldi, bütün dünyanın aklı başına geldi, ama ancak Çernobil’den sonra. Belaruslular bugün, tıpkı birer canlı ‘karakutu’ gibi bilgi kaydediyor gelecek için. Herkes için.

Çernobil Duası Geleceğin Tarihi, Svetlana Aleksiyeviç (İkizler)

Özellikle Çin ve İtalya’dan gelen haberlerle seyrettiğimiz görüntülerin çıkmamış bir savaşın arkasını toplamaya çalışan çaresiz insanlar, hekimler, askerlerden farkı var mı?

Tabii yaşananların sebebi bambaşka, ama toplu felakete devletlerin, toplumların ve bireylerin yaklaşımı noktasında bayağı paralellik var. Hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam edenler ve salgının yayılmasına sebep olanlarla aşırı panikle marketlere, stoklamaya, kendini kurtarmaya davranan ve bunu yaparken gerçekten ihtiyacı olacakları yokluk içinde bırakanlar.

Dün mahallemiz ve çevresinde yollar kalabalık ve trafikliydi. Ben de markete uğrayıp alışveriş yaptım. Çekirdek ailemizin erzak desteğini geçen hafta edeplice halletmiştik. Dünkü daha çok günlük tazeler ve Coffee’ye mama malzemesi almak babındaydı. Delirmiş kitleler yoktu, ama marketin içindeki raflar her zaman bildiğim düzende değildi. Kolonya kalmamıştı, akşama bir ihtimal gelecekti. Su reyonlarında damacanalar tek tüktü, plastik ambalajları yerlerdeydi. İçeride iki ayrı kanaldan spiker ve kameraman vardı. Allahtan bana bir şey sormadılar, pek demeç verecek halde değildim. Eczaneye uğradım. C vitamini, ağrı kesici, gribal enfeksiyon önleyici, pastil, çinkolu efervesan, metabolizma güçlendirici aldım. Propolisimiz var, Kasım’dan beri arı sütü kaşıklıyoruz. Bu kadarı kafi. Gerisi daha hassas temizlik, hijyen, dikkat.

Bugün tüm ahali evdeyiz. Evde temizlik bitmek üzere. Bey ise iki gündür nane, dinleniyor. Ama biliyorum, duramaz, kalkar gider birazdan. Coffee’ye bir nevi bayram, herkes yamacında. Hayat ona güzel. Taze mi taze yemeği pişirildi, kaplara kondu. Bunun son derece ayırdında, yemek saatinden bir saat önce geldi türkülerine başladı. Hmmm, hhrrr, hmmmhhh. Birazdan düdüklü tencereye bağlar.

Seyahat dolayısıyla seanslara iki hafta ara vermiştim. Şimdi mecburi ‘korona tatili’yle nasıl yaparız, erteler miyiz, görüntülü görüşmeye mi döneriz teatilerine gerek kalmadan evde kitap okumak, sesli kitap dinlemek, dışarıyı duyarken kendimi dinlemek, bedenimi zinde ve sağlıklı tutmak, iyi uyumak, iyi beslenmek, biraz yürümek, biraz güneşe çıkmak arası bakalım şu dönem nasıl gidecek.

Belki gün be gün yazarım, belki gün aşırı. Yazmaya yazmaya ekran karşısına geçmeyi erteliyordum. Artık yazdım ya, belki yarın yine görüşürüz.

Sizin günleriniz nasıl geçiyor?

Sağlıkla kalın, müziği salın.

CernobilDuasi

 

10 Replies to “Günlerden Cuma: Çernobil”

  1. Kafka yayınevi çok ilginç kitaplar basıyor, peki çeviri dili nasıl? Çünkü son zamanlarda Inkılağ YKY bile sanki çeviride üzmeye başladı..
    Biz nasılız: karantinadayız çoluk çocuk ev hapsi. Nası olalım 🙂
    Bu arada uçak biletleri uluslararası çoğu havayolunu kapsar şekilde iptal sonucu para iadesi ya da değişim hakkı vardı, umarım kullanmışsındır 🙂

    Beğen

  2. Senin kaç blogun, kaç rumuzun var? 🙂 Neyse ki ses tonundan tanıyorum. 😉
    Kitabın çevirisi gayet iyi, hiç sekmiyor. Bayağı bayağı içine işliyor. Karantinada için kaldırır mı bilmem, ama ben (hazım zorluğu çeksem de) iyi ki okuyorum diyorum.
    Size Allah kolaylık versin. Kolay olmasa gerek. Hele kalabalık bir aile, hep birlikte, uzun süre evde. Bizimki de bir nevi peri mi pre mi belli olmayan karantina önlemi tadında. Umarım gerçeğine gerek kalmaz. Şimdiden bir sürü iptaller, ertelemeler. Bu önlemler yarayacaksa varsın olsun.
    THY ancak gidilen destinasyonla ilgili bir kısıtlama, yasaklama vs varsa o dediğini yapıyor. Slovenya’da böyle bir durum yok (tu, şu an bilmiyorum). Yine de bayağı çabaladım, ama astarı yüzünden pahalıya geliyordu, ucuz promo bilet olunca yakmak en akıllısı oldu. O yüzden helali hoş. Sağol.

    Beğen

  3. Bu dönemi evde geçirmek en iyisi. Süresi belirsiz tedirgin bir kar tatili gibi. Biz de evdeyiz, gerçi bizim evde oluşumuzun sebebi başka ama denk geldi. Rus halkının kendine has mistik bir kavrayışı var. Sanırım çernobil o hafızayı aktive etmiştir.

    Beğen

  4. Belirsizlik kısmı tedirgin edici hakikaten. Biz arada bir yerde olduğumuz için -hem vaka sayısı hem açık karantina tadı- daha da bulanıyor sanki mesele, kafa karışıyor.
    Bu kitapla Belarusları tanımak, Slav ırkının kaderci ve adanmış, inanan yanlarıyla tanışmak şaşırtıcı oldu. Olay korkunç ama insanların tepkileri (yönetenler ve yönetilenler beraber) çoğu yerde kan dondurucu. İdrakı çok zor ve çok insani.

    Beğen

  5. Ay rumuz kısmı karıştı, kişilik bölünmesi yaşıyorum 40 yaşıma girdiğimden beri.. Boşver 😀 3 blog evet, 3 kişiliğe ait. Şahane di mi… Valla bana da saçma geliyor ama o kadar farklılar ki, birleştiremiyorum da. Kalsın böyle, dağınık.. Ama sana buradan seslenicem artık, bu hesapla takip ediyorum çünkü.. Çok sevgiler.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: