Finito

Balık döneminiz kutlu, Merkür retronuz hayırlı olsun.

Nasıl gidiyor geriye yolculuk?

Şuraya Balık dünyasından sesler bırakayım, dinleyerek gerisin geri yürüyelim.

Ajans hayatımın son yıllarında Finli bir markanın yöneticiliğini yapıyordum. O zamanın dünya devi, love brand sıralamalarının tepesi markanın şimdi ismi de cismi de yok. Var da…

Zaman çok hızlı akıyor, bizler de o hızda her şeyi tüketip bitiriyor, yokediyoruz.

Fin-ito.

Bu vesileyle Helsinki’ye eğitime de gittim, keskin aksanlı keskin renkli (zira o nasıl bir ciyak platin saçtı, o nasıl bir cırtlak laci gözdü, kuaförlerdeki saç boyalarının, optiklerdeki renkli kontakt lenslerin gerçeği varmış dediğim bir ırka bizzat şahittim) keskin mizaçlı Finlilerle de çalıştım. Bu yabancılı yerlili çalışma ekiplerinde en büyük eğlencelerimizden biri diğerlerinin İngilizce aksanını taklit edip konuşmaktı.

Şimdi buraya o okunuşları yazıp sözel olarak canlandırmaya kalksam Temel’in okuma yazmayı az bilen İdris’e yazdığı mektuptaki ‘bak İdris, sen zor okuyorsun diye yavaş yavaş yazıyorum, sen de yavaş yavaş okursun’ demesi gibi olur.

Velhasıl Finli kimliğim de oldu, Rus da. Eh tabii haliyle ardından gelen takma isimlerim. Dasha Masha anlayacağınız.

Bu ara 5 Hafta 5 Roman kursunda sürekli kötü ikiz, içimizdeki öteki, doppelganger temaları üstüne okuyunca benim ötekiler de kutuplara yakın yerlerden fırlayıveriyor. Dördü bitti, kaldı geriye biri. Ne demiştik? Merkür metro. Retroyla metro bence aynı şey, bir nevi yeraltından uzay.

Bu marka için önemli bir çoklu kampanya çalıştığımız bir dönem Fince bir folk parçası keşfettik. Hani çocukluğumuzda TRT çocuk korosu çıkar, cicili bicili elbiseleri pantolonlarıyla kızlı erkekli çocuklar hep bir ağızdan söylerlerlerdi bizim şarkıları türküleri.

Oy na ya oy na yaaa, ge liin ço cuk laa haar.

İşte alın onu, Fin kıyafetlerine Fin çocuklarına giydirin, hayal edin. Hmm, belki de çocuklara değil, büyüklere. Bilemedim. Ama kıyafetler ve şarkılar paralel, kesin bilgi.

Fakat parçanın insanı baş döndüren bir girdaba sokup fırlatması söz konusuydu. Bitmek bilmeyen bir nakarat, bilmece bulmaca gibi bir sarmal. İçine düşüp bırakamama, bırakamayıp çıldırma gibi bir dönmedolap. Neden dönmedolap? Çünkü Sputnik Sweetheart. Yeni okundu bitti, Myu gitti Sumeri geldi.

Şimdi o parçayı bulabilir miyim, bulursam bu kötülüğü size eder miyim, şeytan aldı götürdü satamadan getirdi der miyim, demem. Çünkü neden? Merkür’e bir-ki. Ben demesem de kendi gelir iner, yerini alır söyler.

Buyrun.

Şimdi dinleyince o kadar da kötü gelmedi. Belki ajans kafası dönmedolabın kendiydi.

Başta koyduğum parçayı geçenlerde Shazam’layıp geleneksel Fin ezgilerinden olduğunu farketmemle oradan oraya şuradan buraya zıplayarak geldik konduk Merkür’e.

Şimdi burada sözlerim yetmez, ama hatırlatın bir gün size Ersen ve Dadaşlar taklidi yapayım. Grubun ismini, hatta parçanın sözlerini bile hatırlayamadan sadece melodiyi mırıldanıp genzimden çıkardığım hırıltılı ses, iki elimin kıvrık parmakları, bükük bedenim ve halay mı rock mı belirsiz dansımla bir nevi sessiz sinemayla ev halkına Ersen ve Dadaşlar’ı söyledikleri parçayla (Tertip) anlatmayı becerdim.

Yok, onu koymayacağım artık. Metronuzu size bırakıyor, Merkür’e derin dalışa geçiyorum.

Fin-ito.

Helsinki 076Helsinki 157

Helsinki 165
Finli markanın 2008 model kamerasından Helsinki anca bu kadar. Niye açık açık markayı yazmıyorum? Sputnik Murakami’ye inat.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s