8 Mart

Kadınlar Günü’ydü ve ben o gün elimde bir kadın yazarın kitabını tutmak, günü hemcinsimin temsiliyetiyle onurlandırmak istiyordum. Hem tanrıça arketipleri üstüne bir seminere, Taksim’e gidiyordum. Meydana çıkan tüm metro çıkışları kapalıydı, sadece Gezi Parkı tarafına tek bir çıkış vardı. Tüm meydan polis bariyerleriyle çevrilmişti. Yine de akın akın kadınlar, genç kızlar, insanlar yürüyor, devam ediyorlardı.

Ben meydana bakan bir apartmanda tanrıçaların tarih ve mitolojisini dinlerken ara ara deli siren sesleri yükseliyor, konuşmacının sesini bastırıyordu. Ne atılan gaz bombasını ne de çember içinde sıkıştırılan kadınları görüyordum. Ama tarihten günümüze dinlediğim anaerkillikten ataerkilliğe geçişin paralelliğini duymayıp görmediklerimde bile okuyordum.

Kafamda bütün bunlar çıkışta metroda Mine Söğüt’ün Gergedan Büyük Küfür Kitabını açtım. Daha baştan okuduğum birkaç öykü yüzüme tokat gibi çarptı. Kadınlık, insanlık, (güzel) hayvanlık nerede ha nerede derken lanet, bela, küfür, kıyamet saydım. Saydıklarımız saymadıklarımız. Acı acı, derin derin. Kişisel olarak yaşasak da yaşamasak da kollektif olarak maruz kaldığımız.

İçimdeki gergedanı gördüm. Ve şöyle bir şey deyiverdim: oh be.

Coffee bundan ne anladı bilmiyorum, gelip ayağımın yamacına yapışıverdi. Her zamanki sınırımız, sıfıra sıfır.
.

Sen.

Ablamın cesedi.

Küt diye içeri düşeceksin.

Bu kaçıncı.

Annem talaş böreğini elindeki çatal ve bıçakla küçük küçük kesiyor. Her parçayı uzun uzun seyrediyor. Ağzına attığı her lokmayı uzun uzun çiğniyor. Sanki zamana karşı bir şey yapmak ister gibi. Zamanı durdurmak, geriye sarmak, yok etmek, kaybetmek, zehirlemek, öldürmek, çürütmek, yemek ister gibi.

Babam, başı öne eğik, rakı şişesinin kapağıyla oynuyor.

“Onu neden dinlemedin Melek?”

Aklından geçen cümle bu. Ama hiçbir zaman söyleyemeyecek. O hep başını öne eğecek. Rakı içecek. Şişenin kapağıyla oynayacak. Söylemek istediği hiçbir şeyi hiçbir zaman hiç kimseye söyleyemeyecek.

Anneme hiç söyleyemeyecek.

Güneş çoktan batmış. Televizyonu açmışız. Sesini kısmışız. Spikerin dudaklarını okusak, biz şu an sofrada otururken ve talaş böreği yerken dünyada ne korkunç şeyler olup bittiğini öğrenebiliriz.

Ama dönüp televizyona bakmıyoruz bile.

Sana da bakmıyoruz. Bırakıyoruz öyle, çürü. Üzerinde kareli bir gömlek. Altında kot pantolon. Göğsünde girmediğin bir savaşın madalyası iki mahcup meme. Kalçalarında sıkıntılı bir kasılma. Çenende titrek bir sitem. Kasıklarında buz gibi bir ateş.

Öyle çürü.

Gergedan Büyük Küfür Kitabı, Mine Söğüt

GergedanGergedanKofi

2 Replies to “8 Mart”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s