Ederlezi

Hıdırellez’e çok var, ama Mars artık Koç’ta olunca o ham, dürtüsel, hızlı mı hızlı ateş alma hali insanın içini nasıl da hareketlendiriyor. Uyu uyuyabilirsen. Ederlezi ederlezi.

Önce aşağıdaki çalma tuşuna basalım. Bastınız mı? Devam o zaman.

Uyumak sorumsuzluk mu? Bu nasıl bir soru? Tamamen zihinsel. Çünkü bütün yorgunluğuma, tükenmişliğime, ihtiyacıma rağmen bırakamıyorum kendimi o uyuma haline. Aklımda sürekli yapılacaklar, yazılacaklar, okunacaklar, lar lar ve lar lar. Uyumak istediğimi, uzanıp yatma ihtiyacımı bile meditasyona oturarak, yine bir şey ‘yaparak’ buldum desem?

Yine o yapmalar sarmalına girdim. Ve zihnimi o kadar doldurdum ki taşanlar gözyaşı olup akıyor gözlerimden. Safi yorgunluktan değil, aşırı uyarılmaktan. Zihne çok şey topladım, kalbimde ve boğazımda çok yoğunlaştım, havaya çok yükseldim, bir türlü inemiyorum. Uyumak işte bu. Yere inmek.

Yine de sağolsun meditasyonum minderim. Meditasyonu da ‘yapamadım’ bu aşırı uyarılmış halimde ya, yine de orada kaldım ve nasıl kalamadığıma baktım. Kalamadığımla kalmak nasıl? Çarpıntılı ve tuhaf. Zorlamadım. Bekledim. Sadece bekledim. Kafamda bir sürü o bu şu dolanırken oturmak değil, yatmak istediğimi böyle anladım. Gözlerimi kapayıp nefesimle kalmak değil, yatıp uyumak istiyordum!

Tam da haftasonu Gestalt’ın Binbir Yüzü eğitiminin son modülünde içimizdeki çeşitli rolleri portrelerken sorumsuz birinin kimliğine nasıl girersiniz diye sorulmuş, ben de oradaki puf kanepeye uyuma niyetiyle uzanmış, ağzım kocaman açık, tavana tavana esnemiş, sırtımı başımı kaşıyıp bir sağa bir sola dönenmiştim.

Ya işte.

Bu aralar geceleri de iyi uyuyamıyorum. Coffee sürekli sabaha karşı vızırdanıp uyandırıyor. Yok çıkalım, yok yiyelim, yok beni sevin. Uyku arası şefkat ve nezaket de zor oluyor vesselam. Şışt pışt sus bakayım desem çarpıntı tutuyor, umursamayıp bıraksam oğlan gıygıy da gıygıy kapı gıcırtısı gibi volümü gittikçe yükseltiyor. Uykularım bölük pörçük. Uyanınca tekrar uykuya dalmak saatlerimi alabiliyor, ha uyudum ha uyuyamadım derken stres basıyor. Merhaba. Ben uykusuzluğa dayanamayıp asabileşenlerden. Nasıl da ihtiyacım var…

Üstüne bugün ne oldu dersiniz? Facebook’ta bir arkadaşım boşluksuz doldurulmuş bulmaca gibi bir fotoğraf paylaşmış. İçinde sürgit kelimeler. Göz hangi üç kelimeyi seçerse bu seneki günahlarımız onlar olacakmış. Benim gözüm ilk neyi seçti? Tembellik! Ahhh. Bunu şimdi gözüme gözüme sokmayacaktın ey Oğlak’taki Güneş Tutulması!

Velhasıl meditasyon minderinde uzanıp yatma ihtiyacımı keşfedince yanıma aldığım battaniyeyi hemencecik yere serdim, üstüne savasana pozisyonunda uzandım. Yere uzanınca anında uyumlanan tüylü oğlum da yatay pozisyona geçme ihtiyacı duydu – o da kendi minderindeydi-. Ve lakin kafasını ayağımın üstüne koydu, yerleşti, ağırlaştı, anında uykuya daldı. Biraz L, biraz T şeklinde yerde bir yirmi dakika kadar uyuduk. Hem ayak bileğimin artık ağrımasından hem de gelip kendi sırnaşan oğlana aşkımın kabarmasından kalkıp onunla yanyana olacak şekilde yere tekrar yattım. Önce bir afalladı. Şımardı. Patileriyle kafasını sıkıştırmalar, başını boynuma sokmalar falan. Hadi sarılıp yatalım. Yok. Sıkılır beyim. N’oldu? Sen beni sıkıştırırken iyiydi. Kalkıp tekrar minderine gitti. Ben de koltuğuma geçtim, defterime yazmaya başladım. Bu dökülenler oradan.

Sorumluluk – sorumsuzluk ekseninde dün Oğlak’taki Güneş Tutulması’nı yazamadım, suçluluk ve sıkıntı, (bu bir sorumsuzluk mu?), ama şu yerdeki battaniyemin üstünde bir yirmi dakika içimin geçmesiyle kalabildim ya (peki bu bir sorumluluk mu?), sanki yirmi dakika değil de üç dört saat uyumuşum gibi bir dinginlik, huzur ve enerjiyle kalktım. Güney Ay Düğümü Oğlak, Kuzey Ay Düğümü Yengeç, hatırla.

Sonra bu dinlenmişlikle elime senenin ilk – belki de tek – altıyüz sayfadan uzun kitabını aldım. Chimamanda Ngozi Adichie’den Amerikana. Çalışma odamdan Princeton Amerika’ya, oradan Lagos Nijerya’ya havalandım. Ne de olsa yirmi dakika uyuyup yere inmiştim, pilim dolunca tekrar uzaya çıkabilirdim. Arada çalıştığım Japon masaj terapisti bana ‘senin ayakların gökyüzüne köklenmiş’ demişti. Tam kalbinden vurmak dediğim…

Ve zihnimde haritalar yeniden dönmeye başladı. Jüpiter Yay’da, Nijerya Batı Afrika’da, Mars Koç’ta, ederlezi ederlezi. Parça bittiyse bir daha.

Bu sene Hıdırellez’de dilek tutacağım.

 

 

4 Replies to “Ederlezi”

  1. Evet suçluluk duymaya iten bir tembellik ve programlanamama hali halbuki yılında başı tam tersi olmalıyım diye kendime soylenmeler ve yazının tatlı dokunuşu💕 hatta önceden okudugum letafet yazına gözüm ilişince tekrar bana kendime nazik olmam gerektiğini hatırlatması hepsi tümü bana iyi geldi 🙏🏽 Hıdrelleze dogru gidiyor zaman topraga güzel niyetleri şimdiden bırakmaya başlamalıyız der gibisin … yüreğine sağlık 🙏🏽❤️

    Liked by 1 kişi

  2. Amerikano’yu merak ediyorum, umarım bu sene okumayı başaracağım. Bazen bizim kediler de gece yarısı mızıldanıp elleşmek koklaşmak istiyor, durumunu anlıyorum. O kadar da tatlılar ki dayanılmıyor… sonuçta uykular piç oluyor tabii 🙈🙈

    Liked by 1 kişi

  3. Çok teşekkür ederim. 🙂🙏🏼Arada kendime şunu hatırlatmak istiyorum: tembellik etmeye de hakkım var. Neden hep o suçluluk? Hıdırellez’in güzelliğine o zaman🌷

    Beğen

  4. Ah hiç dayanılmıyorlar tabii. İyi ki varlar, iyi ki…🙂🐶🐱Az önce dayanamayıp Goodreads’e kitap bitmeden yorum girdim. Adichie’nin gözlemlerini, dolaysız, olduğu gibi aktarımını, cesaretini ve nezaketi bırakmayan nüktedanlığını etkileyici buldum. Okudukça iştahlanıyorum. Arada Ted konuşmalarını dinliyorum. 5 sene olmuş kendime bu yazar ve romanı okumak için işaretleyeli. Umarım sen de vakit yaratırsın.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s