Nezaketle

Bugün yumuşak bir yerden yazmak istiyorum.

Seneyi yumuşak ve nazik kapatma ihtiyacı; hırpalayıp sarsan olayları şefkatle sarıp sarmalama niyeti; Balık’taki Chiron-Mars kavuşumuyla geçmişin yaralarını sevgi ve teslimiyetle şifalandırma isteği; Terazi’deki Ay’ın gökyüzündeki eksik elementi -hava- tamamlaması; nazik, hoşgörülü, dengeli bir ilişkinin bugün duygusal olarak iyi ve güvende hissettirmesi… Çok sebebim var sarılmak, sevmek, gülümsemek, teşekkür etmek, dokunmak, tutmak, bırakmak ve daha ne çok için…

Üç sene evvel katıldığım meditasyon festivalinde seçtiğimiz sözcüklerin de titreşimleri olduğundan bahsetmiştik. Farkında olmadan, otomatik olarak kullandığımız bazı nötr ifadeler bile o kadar kendimiz ve karşımızdakiyle temasımızı etkiliyor ki. Bir şeyi bu sayede içimize alıyor, dışarı itiyor veya o sınırda kalıyoruz. Dil değişince temas da değişiyor, temas değişince ilişki de, ilişki değişince çevre de, çevre değişince mutluluk, tatmin, haz ve içimizde taşıdığımız hayat kaynağının dengesi de, ilk temas ve ilişki kendimizle olan diyerek.

İşte burada da tüm bu teması, veriş ve alışı (bazen sadece tek yönlü verişi de) seçtiğim sözcükler ve kullandığım dil belirliyorsa ben de yumuşak, nazik ve zarif olanlarına uzanıyorum. Anadilime eşlikçi yumuşak Türkçe akustik parçalar koyuyor, hoparlörden tatlı bir tınıyla yükselenlere kulaklarımı açıyorum.

Geçen sene hem Boğaziçi Üniversitesi’nde tamamladığım Psikoloji modülleri hem de halen devam eden Gestalt’ın Binbir Yüzü eğitimlerinde bir birey olarak çevremizden ne kadar etkilendiğimiz (beyin ve üzerindeki çevresel faktörlerin etkisi), çevresel faktörlerin yeri geldiğinde gen faktörünün ötesine geçecek derecede belirleyici olduğu, bir birey olarak yetiştiğimiz ve şu an içinde bulunduğumuz çevreden (algı, düşünceler, duygular, yargı ve değer sistemi vs) ayrı değerlendirilemeyeceğimiz üstüne dersler gördüm görüyorum. Bütün bu zihinsel öğrenim sürecinde kendimi hep şunu sorarken buluyorum: Kendime nazik miyim? Sana nazik miyim? İlişkilerimde nazik miyim? Çevreme nazik miyim? Doğaya ve hayvanlara nazik miyim? Bütün bu saydığım ve daha sayamadığım bir çoğu insan, ilişki, öğreti, çevre, düzen bana nazik mi?

Bunu naif, beklentili, idealist bir köşeden değil, gerçekliğine inanarak ve o kimliği, isteği, ihtiyacı giyerek yazıyorum. Sert, kaba, hırçın, yüksek sesli, her yönden bağıran, kahkahası bile şiddet içeren dünya düzeninde olabildiğince yumuşak, zarif, dengeli, alçak sesli, biraz mırıl mırıl biraz fısıl fısıl, gülümseyen ve gülümseten, gülen ve güldüren bir kendime ve diğerine verişe hazırım. Alış kısmının beklentisi ve muhasebesinde değilim. Biliyorum. Olması için değil; beklentisizce, içtenlikle verince, nezaket, sevgi ve şefkat doğal olarak çıkınca gelecek olan zaten geliyor.

Tam da bu niyeti karşılayan yılbaşı hediyeleri aldım farklı farklı arkadaşlarımdan. Halbuki bu sene ben eli boş gitmiştim. Öte yandan eli boş gitmek ne demek? Belki de sen tüm varlığınla gittiğin, karşılıklı oturup sohbet ettiğin, gözünün içine bakıp hüzünlendiğin, karnın çatlayana dek doyasıya güldüğün saatlerini paylaşabiliyorsan pek de eli boş gitmemişsindir, bilmem ki? Eli boş ve dolu olmanın kriteri nedir?

Hediyelerden biri 2019 Güzel Kelimeler Takvimi (hediye eden de bir Terazi, zarif insan vesselam). Her ayın özel bir kartı, her kartın bir sözcüğü var. Ocak ayınınki letafet. Açıklaması güzellik, incelik, hoşluk. Dilimize Arapça’dan geçmiş. İyilik ve hoşluk manasındaki lütuf kelimesinden türetilmiştir diyor. Takvimin karton ayaklarını çıkarıp kartı üstüne yerleştirdim, Ocak’a bakıyorum. Nezaket niyetime letafet bir cevap mı? Sözcüğü gözlerimle okşuyorum. Sonra yanımda uyuyan Coffee’ye gözlerimi çeviriyorum. Nezaketi çevremde en nazikçe alıp veren canlı o mu? Uykusunun içinde ona sıkı sıkı sarılıyorum.

Derinlik sarhoşluğu dedikleri şey ilişkilerde ve varoluş arayışında da varmış. Sürekli derinlere dalmak, oralarda yüzmek insanı daha da dibe çeker, yüzeyi unuttururmuş. Yüzey illa yüzeysellik değilmiş. Işıkmış, temasmış, sınırmış, görünenmiş, görünmekmiş, geçişkenliğin diğer kapısıymış. Yeraltını keşfetmişken artık sürekli yeryüzünde kalmak mümkün değil, ama terazi de tam bunun için sürekli salınımda. Bir o yana bir bu yana. O geçişkenliği savrularak değil de birinden ötekine süzülerek yaşamak mümkün mü? Bu sözcükler sizde nasıl titreşiyor? Savrulmak-süzülmek?

 

Yapamadıklarım, üzüldüklerim, kızdıklarımı geride bırakıyorum. Yapabildiklerim, sevindiklerim, kabullendiklerim için mutluyum. Mesela şu iki ayrı okuma ‘challenge’ındaki hedeflerime ulaştım, hatta geçtim. Bu sene toplam 45 kitap okudum. Listesi burada. Ağırlıklı edebiyat ve yabancı (çeviri) kurmaca roman. Gözüme çarpanlar arasında 3 tane şiir, 1 psikoloji, 1 astroloji kitabı, 1 spiritüel, 2 tane orijinal dilinden okuduğum ingilizce ve 15 tane de kadın yazar tarafından yazılmış kitap var. Kendime okuma hedefi koymama hedefim hala geçerli. Öte yandan daha çok ingilizce, kadın yazar ve kurmaca dışı okuma isteği içimde döneniyor. En azından kadın yazarla başlamış (Valeria Luiselli) kadın yazarla bitirmişim (Tezer Özlü). Belki kendime bu konuda da nazik olabilirim, okumalıyımlarımla değil de okuma ihtiyacında olduklarım ve istediklerimle. Lakin kapanışı Tezer Özlü’yle yapmak sıkışık ve hüzünlü oldu. Yaşamı ‘gitmek’ ve ‘gitmek’ üstünden tanımladığı Yaşamın Ucuna Yolculuk’la ben de bu yıldan gitmek ve gitmek istedim. Belki de bu son boşuna değildir.

Gelişigüzel geçip gidilecek bir varoluş değil insan varoluşu. Biçimlendirilecek, değiştirilecek, sınırsızlaştırılacak bir HER ŞEY. Kalıplardan kaçmak için gidiyorum. Gitmekten yılmayacağım. Kentlere gitmek, kocalara gitmek, geri dönmek, ülkelere gitmek, tımarhaneye gitmek, gene gitmek, gene gelmek, hiçbir şey yıldırmayacak beni. Yaşamı, GİTMEK olarak algılıyorum.

Yaşamın Ucuna Yolculuk, Tezer Özlü

Belki komik olacak ama aslında değil. Geçen hafta hayatımda ilk defa katıldığım bir apartman toplantısında hiç tanımadığım kırk kişilik bir grubun gözleminde ve bunun bir apartman toplantısı olduğunun alarmı ve gerginliği içindeyken insanların birbiriyle ne kadar nezaket, hoşgörü ve anlayış dilinden konuştuklarını, barışçıl bir havada bu ortamı yönettiklerini hayretler içinde izledim. İçtenlikle, inanamaz şekilde hayret ettim. Kendimi de içine katarak medeni bir diyalog, gerginleşmeyen bir tartışma ortamı içeren, hatta bağırıp çağırıp içinde bir terk veya saldırı (sözlü veya diğer) olmayan bu tip mecburi sosyalleşmelere maruz kalmayalı o kadar oldu ki. Ya da acaba hiç oldu mu? Üstelik toplantıda yönetime bir nevi darbe yapıldı, değiştirme ve başkasına iş verme kararı alındı. İşte nezaketi çok yakında bu toplantıda da hatırladım. Ve yanına hayreti koydum. Hayret etmek ne kadar uyandırıcı, kalıplar dışına çıkarıcı, taze kan pompalayıcı ve umut verici. Hayret ettiğim ve beni yaralayan şeyler de yaşadım geçen sene, ama geri dönüp bakınca bana bir kılıftan çıkıp gitme babında inanılmaz aydınlanmalar verdi. Sonuç hala aynı. Uyandırıcı, kalıp dışına çıkarıcı, taze kan pompalayıcı ve umut verici. Yeninin umudu.

Artık toparlama vakti. Yumuşak yer niyetiyle geçen yazımda bahsettiğim yumuşak sınırı da eritmeye başladım belki.

Bir kapı kapanır bir yenisi açılırken hepimizin kendimize ve diğerine nezaket, letafet, sevgi ve şefkat ekseninde dokunduğumuz bir yıl olmasını diliyorum. Kitaplar, müzikler, gökler, denizler, dostluklar, sarıp sarmalanacak canlar ve canımız her ne çekiyorsa bütün onlar hayatımızda yerlerini yollarını umutla bulsunlar.

İyi seneler, iyi seneler.

Sevgi ve nezaketle…

Letafet

6 Replies to “Nezaketle”

  1. Ses tonun parmak ucuna kalkınca bale tadında bir yazı olmuş, kordobale adına ben de sana iyi seneler diliyorum ⚘

    Beğen

  2. Çok güzel yazmışsın yine. Okuduğun kitapların tamamını merak ettik biz tabii! Ben hemen bizimle paylaştığın müzikleri aradım, buldum. Şimdi kulağımda. Ayfer Tunç’un çok sevdiğim bir apartman toplantısı öyküsü vardır. Ömür Diyorlar Buna adlı kitabında. Letafet Grace’in tam Türkçesi diye duymuştum ben bi zamanlar. Gravity and Grace yogası için Türkçe bir isim arıyorduk. Cazibe ve Letafet üzerinde duruyordum. 🙂 Bu güzel yazılar için teşekkür ederiz. Dilin temasını bize hatırlattığın için ve yüzeyin ışıltısı. Bazen insan derinlerde bulduğu şeylerin yüzeyde zaten yüzüp durduğunu görünce şaşıp kalıyor. Ve senin dediğin gibi hayret güzel duygu. Yenileyen, taze… Yüzünün bol bol güldüğü bir yıl diliyorum sana. Senin yazılarınla dünya daha iyi bir yer…

    Beğen

  3. Ne güzel bir yorum bu. Sanki yazımdaki bazı niyetler karşılık bulmuş. Çok teşekkürler. 🙂 Okuduğum kitapların listesini Goodreads’de tutuyorum, yazıma linkini ekleyeyim en iyisi. Ayfer Tunç’u seviyorum. Ömür Diyorlar Buna’yı ise okumamıştım, bahsettiğin öyküyü bulacağım. Letafet de grace de teması ne güzel sözcükler değil mi? Paylaştığım müziklerin kulaklara ulaşmasına sevindim. Müzik sözlerin de ötesini taşıyan bir derya dünya…
    Ben de sana ışıl ışıl, tazeleyen, yenileyen bir yıl diliyorum. Biliyor musun, bu yıldan yeni yıla geçişi Kahvaltı Sofrası’yla yapıyorum. Sevgiler…

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s