Deneyim Konuşuyor

Yumuşak sınır

Yin yogada çok kullanılıyor. Pozun içine girdiğimizde o son sınır değil, onun bir gerisindeki yumuşak sınırda kalmak.

Dün seneyi kapama ve yeni yıla yeni niyetlerle girme ekseninde katıldığım Yin Yoga ve Ses Banyosu atölyesinde şunu farkettim.

O yumuşak sınırda kalabildiğin zaman sınır zaten yumuşuyor, açılıyor. Yumuşakça sınırla, sınırları yumuşat. Böyle bir geçişkenlik. Bu sınırsızlaşmak değil. Aksine ihtiyacın olan bedeninin, çatının, kalıbının içinde akabilmek, oynayabilmek, hareket kabiliyeti kazanmak. Sınırlar bizi koruyor, yeter ki onlara saygı ve sevgiyle dokunabilelim, gerektiğinde orada bekleyebilelim.

Şifa sürecinde adap yoktur

Bu da bir başka not. Kendimiz için iyi bir şey yapmak, sağlıklanmak, şifalanmak için beden ve nefesimizle çalıştığımız bu gibi egzersizlerde yine de ve yine de etrafı rahatsız etmemek, çekinmek, bastırmak, geçiştirmek ve daha bir sürü sebeple kendimizi tam olarak bırakıp kendimiz olamıyor, ihtiyacımıza sahip çıkıp onun sorumluluğunu alamayabiliyoruz. Hele kendi başımıza değil de, pek tanımadığımız bir grupla bu çalışmayı yapıyorsak. Yüksek sesle nefes alıp vermek, ses çıkarmak, kendi sesimizi duymak, hımlamak, o poz bize o anda iyi gelmiyorsa ondan çıkmak, sırf hoca dedi diye orada kalmamak, yapılması gerekene ya da bize söylenene değil de ihtiyacımıza odaklanmak…

Atölye hocamız bize bu serbestiyi sağlamak için sözlerinin ve gösterdiklerinin rehberliğiyle alan açarken kimse buna tam da cesaret edemedi sanki. Ne zaman ki ‘hadi şimdi hep birlikte ses çıkararak nefes veriyoruz’ dedi, söz dinledik ve haaaaa diye ağzımız açık o nefesleri verdik. ‘Çocukken hepimize sesini fazla çıkarma uyarısı yapılmış belli ki’ diye ekleyince gülüp gevşedik. Yoga matının üstü hayat ve kişisel deneyimlerin birebir yansıması. Yeter ki buradan bakalım.

İç gözün gördükleri

Son dinlenme pozu savasana’da yatarken gözleri kapıyoruz. Üstüne bir de lavantalı göz yastığı koyduk mu doğrudan üçüncü boyut ötesine geçiş. Şakası bir yana bazen gözlerim kapalıyken bile çok şey görüyorum ve sanki gözlerimi bir türlü kapayamıyorum gibi hissediyorum. Bu belki zihnin gözü oluyor, belki bilinçaltıyla bilinç arasındaki sınırın geçişkenliği. Buzdağının altıyla üstünü ayıran o ince sınır. Yüzey. İç gözü bir böyle deneyimliyorum.

Bir de tamamıyla karanlık, gözüm kapalı olsa bile sürekli ve sürekli içeriden içeriden gözlerimi açtığım ve tamamen karanlığa kapıldığım bir hal var. Korkutucu geliyor. Hiçbir şey yok. Sadece yokluk ve karanlık. Ve öte yandan duyduklarım, kokusunu aldıklarım, etrafımda fiziksel olarak dokunup hissetmesem de varlığını, enerjisini, titreşimini hissettiğim, tenimde duyumsadığım, içinde bulunduğum ortak alanda taşıdığım kendime ait olan ve olmayanları algılamamda müthiş bir açılma, hatta sıçrama oluyor. Bunun kendi içinde cazip bir dualitesi var. Ürkütücü (doğuştan gören gözlerin birden körlükle yüzyüze kalması) ve hayret verici (bambaşka şeyler görebilme yetisini hissetmesi). Bazen savasana’da kalırken zihnim çok aktif oluyor ve sanki o kapalı gözlere kendimi bırakışta ufkum ve dimağım açılıyor. Kapanışın getirdiği açılış. Bu da bir dualite.

Gökler ey gökler

Güneş ve Satürn Oğlak’ta, Ay ikisinin karşısında Yengeç’te ilerlerken bu iki kutupsallık, sınırlar-ihtiyaçlar, dış gözü kapamak-iç gözü açmak yerine oturuyor. Merkür ve Jüpiter de Yay’da kavuşumdayken deneyim işte böyle konuşuyor.

Aletya

One Reply to “Deneyim Konuşuyor”

  1. Geri bildirim: Nezaketle – MINDMILLS

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s