Değdi

Üstüne uranüs mavisi bir döpiyes giymiş, anneannemin evine gelmiş. Saçlarını kısacık kestirmiş. Biraz siyasi, erkeksi, ama havalı. Kızıl hem saçı, mars sıcağı. Boynunda güneş sarısı ipek fuları. Değişmiş. İçeri giriyor topuklu ayakkabılarıyla. Asansör bozulmuş, meğer ta dördüncü kata o topuklarla tırmanmış. Yüzünde koca bir gülümseme. Mutlu. Niyeyse. Beni görmek istemiş. İyi de niye anneannemin evi? Anneannem aramızdan ayrılalı geçmiş kaç yıl, o apartman yıkılıp yerine yenisi dikileliyse birkaç yıl daha. Deşmese o yaraları.

Çay demlenmiş, tepside servis edilecek. Evde çayın kokusu, ısısı. Biraz da rengi. Turuncu sıcağı. Demli içmeyiz biz çayları. Midemiz kaldırmaz, acır. Hayatın demi yeterince koyu, acı.

Halbuki bunun hali bir başka. Uzaylı. Ne işi var burada? Elinde koca bir çanta, torbalar. Hediye mi onlar? Topladığı ganimetler. Kimbilir kimlerden neler neler. Öpmeye gelmiş beni iki yanağımdan. Ben mi çağırmışım? Belki rüyamda. Oradayız o zaman. Rüyamda.

Elimizde ince belliler, yanyana oturmuş salonu gözlerken tüllerden içeri süzülen gün ışığı aramıza giriyor. Gözümüz kamaşıyor, bakamıyoruz birbirimize. Güneş değil bu, değil, Medusa’nın keskin gözleri. Donup kalıyoruz o anda film karesi gibi. Anın içinde, bedenimizin içinde, salonun içindeyiz. Ve dışındayız benliğimizin, birbirimizin, döneniyoruz ikimizin etrafında, çember içinde, salonda, tavanda, kristal avizelerde. Medusa burada, kristallerde, ışıklarda, gölgelerde, yerde, gökte. Biz neredeyiz? İnce belli çay bardaklarının içinde ısınmaya, don halinden dön haline girmeye çalışıyoruz, olmuyor işte. Olduramıyor ne çay ne avize ne döpiyes ne saç mutluluk görünümlü kaskatı taşı. Taş işte taş, nesi sıcak nesi mutlu? Sadece taş. Don ve kal.

Kafalarımız birbirinden ayrılıyor. Rolling film. Dedikodu mu yaptık o ara? Kulaktan kulağa bir fısıltı? Söz yok, safi bakış. Sarılmış mıydık yoksa? Tüten barış çubuğu? Değil. Yandaki kadının sigarası. Torbaları da sarıymış, kucağında, plastik biri, karton öteki. Çayını dökmese bari, iki koca torba, bir bavul gibi çanta üzerinden çayını hüpletip karıştırırken göğüs hizasında. Yolcu mu yoksa?

Ayyy!

Ah yandın mı?

Gülüyor. Nesi komik? Yandım işte. Tüllerin arasından ışık süzülüyor. Güneş açmış, ılık, tatlı. Sıcak çayından bir yudum alıp bırakıyor tabağına. Camdan dışarı bakıyoruz yanyana, anneanne evinde çay servis edilir, tepsiler etrafımızda dönenip dururken. Asansör bozuk. O topuklarla çıkışın bir de inişi var. Tam dört kat. Değdi mi şimdi? Hay venüsün delisi.

BathTime
Bath Time / Muhterif – Uçhisar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: