Hal

Bu geceki meditasyon halleri:

Dışarıdaki fırtına aynı bir denizin dalgalarını kıyıya vurması şiddetinde. Yüzüne yüzüne çarpıyor, tokatlıyor, titretiyor. Rüzgardaki yaprak sesleriyle denizdeki dalga seslerinin böylesine benzediğini ilk defa mı farkediyorum? Şaşkınlık.

.

Fıstık yeşili duvarlarda çiçekler açıyor. Menekşeler, manolyalar, akasyalar, zambaklar. Duvarların bu rengi çirkin olmalı. Cart fıstık yeşili. Ama değil. Fıstık yeşili duvarlar tavanlara ulaşıyor, çiçekler yukarı sarmaşık gibi tırmanıyor. Hiçbiri gerçek değil, yağlı boya resim. Ve öylesine canlı. Yaşayan bir animasyon. Yaratıcılık.

.

İkidir başıma geliyor. Nefesle gidip gelirken uykuya dalıyor, rüyalar görüyorum. Meditasyon rehberinin sesiyle kendime geldiğimde kalbim sıkışıyor, hemen ardından çarpıntılanıyor. Bu nasıl bir suçluluk duygusu? Uyuyakalma suçluluğunu neden taşıyorum? Çalışırken kaçırdığım aile akşamlarının hatrına mı, genç yaşta yüklendiğim yorgunluk ve kaldıramama halinin anısına mı? Suçluluğu yakalamak gülümsetiyor, ama kalbim kıskaçlar arasında acıyor. Allahtan nefesim sıkışmıyor, batmıyor, yakmıyor. İnsan uyuyakalmaktan korkmalı mı? Kendime kendimi uykuya bırakma egzersizi yazıyorum. Suçsuzluk.

.

‘Kendinizi yargılamadan’ ifadesini duyar duymaz göğsüme, ciğerime, sol ön bedenime bir bıçak saplanıyor. Elektrik çarpması gibi. İçimden ciyaklayan bir ayy. Adeta şeytan dürtmesi. Kendini yargılamadan sevgi ve şefkat göstermek, tüm duyguları geldikleri gibi görmek, geçip gitmesine bakabilmek. Söze dökmenin deneyimin içini boşaltıcılığı karşısında sözsüz gözlemin sınırsız ululuğu. Bunları yazıp ifade etmek küçültücü ve sınırlandırıcı mı? Ancak kendim kadar. Yargı yok. Neyse o. Yargısızlık.

.

Coffee yine yanımda. Meditasyon öncesi sırt üstü kanepe şovundan sonra derin derin uyuyor. Nefesi bacağımı ısıtıyor, uykusu kalbimi. Bu can gerçekten bir köpek mi? Sanki beni duydu, iki patisiyle gerinip onları bacağımın altına yerleştiriyor. O bana, ben kanepeye yerleşik. Meditasyon bitiyor, ben kalıyorum. Yerleşiklik.

.

Mum ışığı bu sefer çok sönük yanıyor. İçimdeki karanlık tüneli aydınlatmaya çabalayan titrek bir alev gibi. Ama sönmüyor, yanıyor. Ona güveniyorum. İçimdeki minik alevin ışığına. Aydınlık.

Vitray

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: