İçimden

Sanırım en hızlı yazı yazdıran ateşin yakıtı öfke. Bir duruma, olaya, kişiye karşı hissedilen alevlenme insanın içinden fışkırdı mı çata çota klavyeyi dövdürürken sözcükleri de bir güzel eğip büküveriyor. Astrolojide ikisine de Mars deniyor. Öfke ve yaratıcılık. Yoo yoo, öfkeli değilim, ama o öfke hissinin bir yılan gibi içimde kıvrıldığına şahit olduğum bir şeyin içinden geçip gittim. Veee… ta taam! İşte geldim burdayım, ben bu işte ustayım. Bildiniz, replikçilerden eski reklamcıyım.

Misal yıllar yıllar geçiyor, zamanında kıl olduğunuz, bir türlü haz edemediğiniz, barış çubuğu tüttüremediğiniz, aman işte bu da böyle deyip geçemediğiniz bir tema, bir hal, bir tavır sanki hiç o yıllar zamanlar geçmemiş, ilişkilerdeki karşılıklılık veya sızlık değişmemiş, aynen oraya ışınlanmışsınız da aynı yer ve duruma kondurulmuşsunuz gibi bir duyguyla gelip kucağınıza oturuveriyor. Ayh, anında mide fesadı. Hiç de sevmiyorsunuz bu sıkışık kabız duygulanımı.

Gel gör ki, ama sadece belki, o zamanla bu zaman arasındaki farkı yakalayabiliyorsunuz. Duygu aynı duygu, sebep benzer sebep, kişi aynı kişi ya da değil, siz aynı sizsiniz ya da biraz öte biraz beri. Düğmeniz aynı yerde duruyor, gelip ona biri hasbelkader -ya da şiddet ve istekle- basıveriyor. Birden kırmızı ışıklar yanıyor, alarmlar ötüyor, nani nani, ambulans çağırın, kadın durduk yerde bayılıveriyor. Halbuki dışarıdaki görüntü mütebessim bir ifadeyle, sakin bir nefes alış veriş içinde, kafa sallayıp hıhılayan bir güzellikte olabiliyor. Elden gelen bir şey yok, elden gelen bir şey yok. Ya kalkıp gideceksin ya da burnundan nefes alıp verirken bir kulağından girip öbüründen çıkmasına izin vereceksin.

Akıl bedava olduğu için satması da aynı kolaylıkta süzülüveriyor. Süzülen koca sülün. Benim de en çok düğmelerimin ayarını bu akıl ahkam meselesi bozuyor. Daha çok da bilen kişiyle bilmiş kişi arasındaki ince çizgide. Bilmişliğe tahammül edemiyorum. Had meselesine hiç girmek istemiyorum çünkü karşımdaki adına ben utanıyorum, ama bir yandan -içimden, içimden- güzide kişiyi lime lime doğruyorum. Gözlerimden bıçaklar fırlıyor, kirpiklerimden oklar saplanıyor, bir cerrahın titizliğinde ince ince, yavaş yavaş, gereken hız ve çabayla çalışıyorum. Sabrımın taşma noktasında içimdeki kasabı salıyorum. Yok yok, sadece içimden, içimden.

Benim de içimde bir bilmiş var elbet, yok desem yalan olur, gölgemi ta karşımda görüyorum. İnsan ayırdında ya da umurunda olmadığı bir şeye bu kadar sinirlenmez ki canım? Ben de bana sorulmadan ona buna akıl veriyor muyum? Susmadan, durmadan ve duymadan sürekli anlatıp konuşuyor muyum? Yıllar geçiyor ve hiçbir şey ve hiç kimse değişmiyor işte dedirtiyor muyum? Saygısızlık uyandırıyor muyum? Karşımdakinin benden daha az bildiği ve benim aklımın ondan daha daha -üstün, bilgili, donanımlı, düşünmüş, tartmış, sorgulamış, çözmüş, bitirmiş, yapmış, olmuş- daha bir daha hissinde ısrar ediyor muyum? Varsa öyle bir durum, hepinizden özür diliyorum. Çünkü bu hal ve tavra hiç mi hiç saygı duymuyorum. Evet, itiraf ediyorum. En çok da saygı duymadıklarımdan önüme sunulan akıl fikir ahkam satmaya arıza çıkarıyorum. Ay yok yok, yine içimden, içimden.

İşte görüyorsunuz, benim içimdeki kibirli bilmiş de çıkmış, kuyruğu dik kıçı havada ahkam kesiyor. Önce saygı mirim, önce saygı. Geldi mi höttedenek Satürn? Çizdi mi sınırını, yerini, çepherini? Kaldın mı cücük gibi? Eh, Jüpiter Olimpos’un tepesi, ama o da bir yere kadar. Fazla uçtun mu, boylarsın Tartaros’un dibini.

Yok yok, şaka yapıyorum. Hepsi geçip gidiyor. İçimden, içimden.

Rüzgarlı Güzel diye bilinen Pachuca kasabasında doğmuşum; dört dişim varmış ve bedenim tepeden tırnağa incecik, simsiyah ayva tüyleriyle kaplıymış. Şikayetçi değilim; çünkü diğer amcamın, Euripides Lopez Sanchez’in dediği gibi çirkinlik insanın karakterini yontan bir şeydir. Babam beni görünce gerçek oğlunu yan odadaki çiçeği burnunda annenin çaldığını düşünmüş. Beni kendisine teslim eden hemşireye geri vermek için çeşitli yöntemlere -şantaj, gözdağı, bürokrasi- başvurmuş. Gelgelelim annem daha görür görmez beni kollarına alıvermiş: Kıpkırmızı, şiş ve minnacık bedenimle sudan çıkmış Çirkin Balık misali hastane yorganımın üstünde çırpınıp duruyormuşum. Annem her tür rezilliği yazgısı olarak görmeye alışıkmış meğer. Babam buna alışık değilmiş.

Hemşire, annemle babama ağzımda dört dişle doğmamın ülkemizde nadir görülen bir durum olduğunu, ama diğer ırklar arasında çok da sıradışı sayılmadığını açıklamış. Natal diş deniyormuş bunlara.

Hemen savunmaya geçen babam, “Hangi ırklar mesela?” diye sormuş.

“Kafkas ırkları bayım,” demiş hemşire.

“Ama bu çocuk zift gibi kara,” demiş babam.

“Genetik, Bay Sanchez, çok tanrılı bir bilimdir,” demiş kadın.

Dişlerimin Hikayesi, Valeria Luiselli

DisleriminHikayesi

4 Replies to “İçimden”

  1. Hep içinden gitme (bilirkişi konuşuyor 😂) arada koyvermek iyi geliyor, bırak aksın, tırmalasın bazen…

    Beğen

  2. Biriki söz öğrendim, ya da hatirladim,işe yarıyor kisilere kizdigim zaman Neslicim.Mesela
    “Sustuklarimi anlamayan, konustuklarimi da anlamiyacaktir.”
    “Insanlar değişmiyor, yıllar da gecse”.
    Bunlari düşünüp susuyor, başka konuya yöneliyorum. Tasirmamaya çalışıyorum.
    Psikologlarin bir sözü de çok yararlı
    “Kızgın olduğunuzda bir soz soylemeden once içinizden ona kadar sayın.Kizginlik gecmezse yirmiye kadar sayin” facebook ta yazmadan önce de öyle yapıyorum ..
    Bazen yüze kadar sayıyorum inan .Yürüyüşe çıkıyorum. Sonra da yazmamayi bas arıyorum.
    Ben de içimi döktüm biraz.Sevgiler

    Beğen

  3. Merhaba Leyla hanım. İç dökmenize sevindim. Yorumunuz için teşekkür ederim. 🙂 Bu saydıklarınızı ben de zaman zaman uyguluyorum. İnsanların değişmediğine inanmıyorum. Bu tamamen kendine dönmek ve çaba sarfetmekle alakalı. Ama kafamda şu net: Birbirimizin sınırları kadar birbirimizi anlayabilir, oraya girebilir veya onun dışında kalabiliriz. Buna öfke de dahil. Gerektiği yerde ifade edilmeli, bastırılmamalı. Yok saymak onu daha çok besler, ama öfkeyi ifade etmek köprüleri yıkmadan mümkün mü, ona bakmalı. Bazen de, dediğiniz gibi, sadece bir nefes, bir yürüyüş, anlık parlamaya ilaç gibi gelen anlık rahatlama. Sadece bu. Sevgiler..

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: