Yavaşça

Çok ve az aynı şeyi temsil ediyor. Dengesizlik.

Yoğun tempolu çalıştığım günlerde kısa boşluklar yakaladığım zaman (erken bitmiş bir akşam toplantısı sonrası eve medeni bir saatte varmak veya bazen iki bazen sadece bir günden ibaret haftasonunu planlamak gibi) ne yapacağımı şaşırırdım. O ‘boş zamanı’ nasıl değerlendireceğimi tam olarak bilemezdim. Öncelikle buna alışık değildim, bu kasım gelişmemişti. Hemen bir şeyler sıkıştırıverirdim. Manikür randevusu, saç boyası, ertelenmiş telefon konuşmaları vs. Ya da peş peşe programlar doldururdum. Yapamadığım, yetişemediğim günler-saatler-zamanlar-sabahlar-geceler yığılınca ben de aynı mantıkta o kısıtlı zamana yığardım sinema-yemek-buluşma-spor-aile-ziyaret bıdı bıdı bir dolu şeyi. Boş zamanı böyle doldurmanın işteki sıkışıklıktan ne farkı vardı ki?

Profesyonel hayattan çıkıp da zamanın benim olduğu, istediğim gibi akıtıp sıraladığım, eleyip seçtiğim döngünün başlamasıyla bu mantık hemen değişmedi. Yoo yoo, başıma sihirli değnek falan değmedi. Hala çalışanlarla aynı saat dilimlerinden buluşuyor, aynı trafiği çekiyor, aynı yetişme derdinde sıkış tepiş zamanlara kendimi ittir kaktır sokuşlamaya çalışıyordum. Sonra bir an oldu, farkettim. Ben artık o düzende değildim. O dayatmalara (kendi zihinsel kalıplarım veya dışarıdan gelen güdümlerle) tabi olmamak elimdeydi. Kendim mesai zamanı dışındaki (misal haftaiçi gündüz vakti) saat dilimlerini değerlendirmeyi bilmediğim için hala mesai sonrası zamanları seçmekteydim. Hem tüm arkadaşlarım, sosyal çevrem sandığım gibi o dünyadan da ibaret değildi. Bunu farketmek için bakmam, bıraktığımı (sandığımı) gerçekten arkama alıp önüme dönmem yeterliydi. Ve tabii değişen bene izin verdikçe gideceklere de izin verebilmem, yerine yenisinin gelmesine alan açabilmem.

Zaman içinde o koca koca günler-saatler-haftaiçleri-haftasonları yine doldu. Ben yine bendim. Meşguliyetler kraliçesi. Aradaki fark şuydu. Elimdeki taslar, koluma taktığım sepetler doluyordu ve fakat boşalıyordu da. Bazen ilişkileri dolduruyordum bazen eğitimleri, bazen hayvanları doğayı bazen okumayı yazmayı. Ne kadar dolarsa o kadar boşaltmaya bakıyordum. Az ve çok arasında salınımla içimden dışarı doğru bir dengeyi gözetmem böyle başladı. Yavaş yavaş, ağır ağır, baka göre, dinleye işite.

İki ay geçti geçmesine, ama yazmakla yazmamak arasında gidip geldiğim ailemizin yeni bebeği, çok beklenmiş, pek sabredilmiş, nice didinilmiş, zorluklarla doğurulup hayata geçirilmiş, o doğumla birlikte güzel bir yükseliş yakalanmış, beraberinde de bambaşka bir düzen, tempo ve zaman akışına geçmiş bulunduğumuz restoranımızın dahlinde çalışma hayatımı ve sonrasını çok ama çok düşünüyorum. Binanın kendisinden tut, içindeki sisteme dek ajansı, işleyişini, diyalogları ve diyalogsuzlukları birebir dejavu gibi yaşıyorum. İşte o zaman da Coffee’yle yaptığım sabah yürüyüşü bir ‘yapılacaklar’ listesinde olmasına rağmen birden o tanımdan çıkıp beraber yakalanmış boş alan ve zamana dönüşüveriyor. Bir nefese bakıyor. On dakikada çıkar-tut-işet-döndür hızından, kendi ritmine, beraber yürüdüğümüz, havayı kokladığımız, güneşi tenimizde hissettiğimiz, yoldaki diğer köpeklerle muhabbetlendiğimiz, mahalleye bugünkü gözümüzle şöyle bir bakıp sonbaharın pastırma yazı kıvamını farkettiğimiz yavaşlığa iniveriyor. İkimiz de nefesi hatırlıyoruz. Belki de daha çok onun sayesinde ben.

Yokuşu inerken dizlerim geçmişimdeki tüm sporculuğa, atletikliğe, yakın zamandaki yoginiliğe rağmen cızırdıyor vızırdanıyor, artık bunları zorlamayacaksın incitmeyeceksin üstelemeyeceksin ampüllerini tek tek yakıyor. Coffee’nin umrunda mı? Kendi yaşıyla iki katıma varan ihtiyar oğlum yokuş aşağı başka hayvanların kokusu ve heyecanıyla çekiyor da çekiyor. O heyecan ve yokuş aşağı iniş beni nedense yirmili yaşlarıma götürüveriyor. Geceleri hızla aktığım, seri vitesli araba kullandığım, özgürlüğümün tadını çıkardığım, tüm bunlar için Allah’a huzur, minnet ve sevgiyle şükrettiğim gecelerde geziyorum. Otuzlarım şöyle bir gözümün önünden geçiyor, kariyer ve hayat merdivenlerini tırmanıştaki zorluklarla yanyana başarılar, unvanlar, takılan apoletler vs vs. Hepsi kırka dek bir hedefe doğru koşuyor. Koşuyor koşuyor koşuyor. Yürümeye kırklarda başlıyorum sanki. Coffee’yle yürümek bana bunları hatırlatıyor işte. Koşmadan önce yürümeyi.

Kırk yaşıma vardığımda hissettiğim korku ve endişenin sebebinin sanki sonrası yokmuş, her şey bitiyormuş, yaşlılık o zaman başlıyormuş gibi bir zihinsel kodlamadan kaynaklandığını çok geçmeden anlıyorum. Bu minvalde kırkbirime daha yumuşak bir kabulleniş, hatta tatlı bir coşkuyla giriyorum. Çünkü daha yapacak çok şey var! Misal artık ellilerden korkmuyorum. Yanı başımdaki yakın arkadaşlarım elliye giriyor, hatta devirip de geçiyor, onlara bayılıyorum. Altmışlardaki tazeliği rahatlıkla görebiliyorum. Duygusal tazeliği. Yetmişlerini aşan annem babam ve ahbaplarından olgunluk, yaşanmışlık, sevgi, şefkat, sorumluluk ekseninde tüm on yılları kare kare, plan plan gözlemliyorum. Hayalkırıklıkları, hakikatler ve değişmezlikleriyle..Seksenlerse gerçek özgürlük, bağımsızlık, aydınlanma, uyanma vaat ediyor, ötesini henüz bilemiyorum. Şimdilik bu kadarı bile rahatlatıyor. Her şey zamanında, her şey yerli yerinde, her şey doğal akışında..

Sanırım beş sene oldu, bir yoga ve yazı kampına gitmiştim. Yaptığımız seri sonrası bir başlık altında çalakalem yazıyorduk, buradan o kampa selam olsun. Bu yazı da işte böyle çıktı, Coffee’yle yürüyüş esnası ve hemen sonrasında, araya sadece bir bardak su alarak. Konu başlığını ancak yazıdan sonra anlayabiliyorum. Yavaşlayarak.

Çok ve az aynı şeyi temsil ediyor. Dengesizlik. Hızlı ve yavaş da. İstikrarsızlık. Bugün Ay Boğa’da. Belki tüm bu yazdıklarım kendi tempomda kendi zamanımı yeniden hatırlamam için. Yavaşça.

Yavaşça

Doğrulayım

Yavaşça

Durulayım

Çok şey istemem

İhtiyacım var

Bir tebessüme

Akarsam parmaklarından

Kokunu yudumlarsam

Sesinle

Uyanırsam

Belki dersin nasılsın

İyiyim

Bilirsin

Hatrımı sorarsan

Yeter

Mandala2

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: