Yazmadım çünkü başka şeyler yazmak istedim. Başka şeyler de yazamadım çünkü hasta olmakla olmamak arasında gidip geldim. Hasta oldum olmasına, iyileştim, sandım, şimdi yine olayazdım. Ben bu yazdan hiçbir şey anlamadım. Havalar bir kırk derece tropik nem iklimi misali, bir onbeş derece Game of Thrones kış geldi tufanı modeli olunca bu zavallı beden ne yapsın? Tutturamıyorum bir türlü iklimin zamanını. Benim için hala winter is here.

Öte yandan her böyle hasta olmayayazınca bir durup bunun beden dışı bir sebebi var mı diye düşünüyorum. İş hayatında hastalanmaya o kadar sıkıcı ve geçiştirilecek detay muamelesi yapıyordum ki ancak nakavt edip yatırınca ciddiyetini anlıyordum. O ritimden çıkıp hayat temposunu düşürünce hastalık sebeplerimin her zaman yorgunluktan, soğuk algınlığından, salgından veya sağlıksızca tüketilenlerden olmadığını anladım. Hastalık deyince illa paçavra edip savuran bir şiddet düşünmemeli. Bedendeki o kırıklık, hıtırdayan lanet boğaz, yanan gözler, acıyan ten, saç dibi, kıl tüy bile ipuçlarını yakalamak için yeterli.

Yukarıda saydığım hastalığa iten etmenler çoğunlukla vardı, ama her seferinde sağlıksızlığın merkezinde değillerdi. İçimden şöyle şeyler geçtiğini hatırlıyorum: Keşke bir şey olsa da şu program iptal olsa, yarın kar yağsa da iş güç tatil olsa, birtakım dış güçler kontrolü ele geçirse de beni kurtarsa…

Şimdi dönüp bakınca kimi zaman hayır diyememek, kimi zaman karşındakini kırmamak, kimi zaman bedenimin, psikolojimin veya duygusal ihtiyaçlarımın artık kaldırmadığını kabul etmeyip onların sorumluluğunu almamaktan kaynaklı oldukça içsel sebeplerden hastalandığımı farkediyorum. Ben hayır demediğim için hayır diyen ve mecbur bırakan beden. İnsan kendini ciddiye almak yerine ötekini, berikini, işini, ailesini, eşini, dostunu vesairini öne çekmekten kendini bir güzel hasta ediyor. İki kere kendini, hiç kere diğerini. Sen kendini seçince seçmediğin öteki hasta oluyor mu? Düşünmeli.

Bazen çok konuşmak da hasta edebiliyor insanı. Ya da çok dinlemek. İkisi de tek yönlü ve aşırı yükleme içeriyor. Dedikodu. Olumsuz duygular, düşünceler, insanlar ekseninde vakit geçirmek de sağlığı etkileyebiliyor. Sosyal medyada, basında felaket tellalığı yapan haberlerle yaşamak. Ona buna saymak, azmettirmek, fişteklemek. Ya da tam tersine fazla yalnız kalmak, dünyadan yaşamdan iletişimden kopmak. Bu noktada nasıl yahu diyebilir insan. Evet, inziva hayatı insanı bir yandan korumaya alıyor, öte yandan aşırı hassaslaştırabiliyor. Gerçeklikten kopabiliyorsun. Bunun için dağa çıkmaya, mağaraya kapanmaya gerek yok. Şehrin merkezinde de gayet mümkün. Bağışıklığını yitiriyorsun bu deli dünyaya karşı. E çünkü dünya delirmiş, memleket yeni bir dünya, hatta kendi başına bir gezegen olma yolunda şahlanıp ayaklanmışken akıl, ruh ve beden sağlığını bir ve bütün tutabilmek o kadar sıkı kişisel çaba gerektiriyor ki…Şut ve gol, şah ve mat, hangisini beğenirsen, hepsi kesintisiz çalışıyor. Kesilen sen oluyorsun, sütten etten bedenden.

Dolunayı doldurduk, ayla tutulduk, üstüne de bir güzel dut yemiş bülbül olduk. Kış görünümlü yaz hal ve vaziyeti bu. Uzun taytlar, soket çoraplar, hadi battaniye değil ama pike altı kanepeye iki seksen uzanmalar.

Bolca nem, çokça rüzgar, bir tutam evet, bir tutam hayır. Ben ettim, sen etme, oh yeah, oh yeah..

 

Çirkin bir insan gördüğün zaman bu çirkinlik seni yanıltmasın; biraz daha derine in ve orada güzel bir insanın saklı olduğunu göreceksin. Çirkinlik seni yanıltmasın. Çirkinlik senin yorumundadır. Yaşam güzeldir, hakikat güzeldir, varoluş güzeldir – çirkinlik bilmez.

Çakra Kitabı, Enerji ve Sübtil Bedenin İyileştirici Gücü, Osho

MaviCicek

2 thoughts

  1. Bak bir de endişe var insanı bir güzel hasta eden. Belirsizlik de bazılarına iyi gelmiyor biliyorsun. Işte kendini dinlemeyi bilirsen hem öğreniyor hem de iyilesiyorsun, her anlamda…

    Beğen

  2. Ah tabii, olmaz mı? Hem de bu kadar ‘bilme’ odaklı bir dünyada. Benimki biraz ben ve öteki ekseninde, kendini değil diğerini merkeze koyma odaklı bir analojiydi – ister iş, ister eş/sevgili, ister ana-baba, ister çoluk çocuk, ister eş dost, her ne ise. Endişeyi merkeze koyarsan aynı keskinlikte çalışır tabii, hemi de tıkır tıkır. Nefis de hasta eder..

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s