Diyaloglar: Barınak ve Bu

Coffee’yle sabah yürüyüşü. Çıkmaz sokağa dönen köşedeki meyve ağacı neyi var neyi yoksa dökmüş, yerler ezilmiş çürümüş yemişlerden likör gibi kokuyor. Başında bir kadın, ağacın dalından koparıp koparıp şapır şupur yiyor. Coffee kadına hamle yapmaya yeltenirken hafif bir kayışı çekme hareketiyle uygun adım geçiyoruz. Arkadan kadının sesi yetişiyor.

  • Bir şey sorabilir miyim?

Dönüp bakıyoruz.

  • Buyrun?
  • Biz de küçük bir tane almak istiyoruz da. Nereden bulabiliriz?

Önce bana bir kal geliyor, ama hangi kısmına olduğunu o anda idrak edemiyorum.

  • Küçük derken?
  • İşte, bunun gibi

Bu, Coffee. Aha bu der gibi bir el hareketi. Kadın elindeki yemişleri ağzına atarken soruyor. Gözlüklü gözlerine güneş giriyor, ama istifi yerinde, dik bakıyor.

  • Barınaklara gidebilirsiniz. Biz barınaktan sahiplendik.
  • Barınaklar…Öyle gidince veriyorlar mı?

İkinci bir kal. Bende sessizlik. Coffee bir şeylerden hoşlanmıyor. Kayışını çekiyor, gitmek istiyor. İtişip çekişiyoruz.

  • Gidin, gönüllülerle görüşün, orada vakit geçirin. Seveceğiniz, size arkadaşlık edecek birini arayın. Hemen alıp çıkma gözüyle bakmayın.

Şimdi de kadında sessizlik. Yemişler ağza atılmaya devam ediyor.

  • Buraya yakın nerede var? Kilyos’ta mı?
  • Bilmiyorum. Biz Tuzla’dan sahiplendik. Yedikule’de de uzun zaman geçirdik.
  • Hıı

O avuçtaki yemişler bitmek bilmiyor. Kadın yemişlerle tespih mi çekiyor? Gözler hala güneşe karşı kısık. Merak yanımdaki ‘bu’na mı ‘bana’ mı anlaşılmıyor.

  • Bir ayımızı verdik, dolaştık, tanıştık. Ataşehir’de de var, Kadıköy tarafında da. Siz de bir bakın.

Eldeki yemişler tükenmediğine göre yerdeki kadar likörlük malzeme toplanmış. Hadi reçel olsun. Tamam göz hakkı möz hakkı anladık da babanın bahçesiymiş gibi indirip indirip karşında teklifsiz müdanasız şapırdanması bir sevimsiz oluyor.

  • Afiyet olsun. Az yiyin de akşama reçellik kalsın!

Demiyorum tabii. Hepsi o ‘bu’ gıcıklığından. Güneş gözlüklerimin altından tatlı tatlı gülümsüyorum.

  • Peki teşekkürler.

En medeni halimizle ayrılıyoruz. Coffee tüm vücuduyla tam tur hoplayarak önüne dönüyor. Dört ayak aynı anda havalanıp yere iniyor, kulakları dalgalanıp iki yanına düşüyor. Ne de olsa bir springer. Bir spring, iki spring, üçüncü de giding.

CofSokakta
Evet, o kağıt orada olmasaydı iyiydi, gündelik gerçeğimiz..

2 Replies to “Diyaloglar: Barınak ve Bu”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s