Sana

Kim için yazıyorsun diye sordu.

Kendim için dedim. Otomatik. O kadar saf bir dürtü ki.

Eksik kaldı.

Ve sana yazıyorum. İsmin e hali. Artık böyle demiyorlarmış okullarda. Doğrusu neydi hatırlamıyorum. Sana hali deyiveriyorum.

Ama önce bana hali var. O hep var. Senden önce var. Önce ben geliyorum, sonra sen. Kendim için yazmasam sana yazamam. Ama sen olmasan da ben olamam. Olurum da mana bulamam. O zaman sana bana hali de var demek ki. Sevmekle sevişmek arasındaki fark gibi bir işteşlik. İşteşlik diyorlar mı hala peki? Bilmiyorum. Bilmiyorum demeyi erdem sayıyorum. Bildiklerimin yanında kooocaman bir bil-me-me. Ya da Bey’in yeğeni barut efendinin tabiriyle komacan. Seviyoruz da tütüyoruz, barut ondan.

İşte, doğrudan sana konuşuyorum. Karşıma oturmuş, dinliyorsun. Dinliyor musun? Bugün Ay Terazi’de. Duygusal güvenliği birebir ilişkide, dengede buluyoruz. Bunu dedim ya, sana yazdığımı okudukça daha iyi hissediyor musun? Ben hissediyorum -da yetmez, karşılıklılık olacak. Terazi bu, kantar dengede kalacak. Ben dedim diye değil, kendi dengesini bulduğu için. İdeal dengesini bulana dek de hep o dengesizlik. Ay ay, bir yukarı bir aşağı, dengesizlik nasıl da mide bulantısı. Tuttu işte yine beni, virajları bulantısız kusmasız alamayan çocuk içimdeki.

Mesela bugün mandala kitabımdan bir sayfa boyadım. Kendim için. Meditasyon için. İçimdeki çocuk için. Renklerle beslenmek için. Ama sana göstermek istiyorum. Bak. Bitti galiba. Bitmese de artık bir anlam taşıyor sanki. Yok mu? Öyle mi? Sadece bunun için boyama kalemi aldım dün. Yazma amacı dışında en son ne zaman renkli kalem almıştım? Hatırlayamadım. Hatırlamıyorum demeyi de erdem sayar mıyım? Mısın? Bilmiyorum. Hah, erdem geldi. Dedim ya, bilmiyorum demeyi seviyorum. Ama tabii ki ‘biliyorum’u daha çok. Seni kandırmaya çalışıyorum. Kandın mı? Masada karşında oturmuş bekliyorum.

Arka planda Bat for Lashes çalıyor. Önceki yazımda koymuştum. Belki yine koyarım. Belki koymam. Bir de The National. Son keşiflerim bunlar. İndir tuşuna bas, çalma listene ekle, kulaklıkları tak, yühüü yühüü söyle. Yühhüü yühhü Bat abladan Deep Sea Diver’mış, kenara not edile.

Bir de Lila ve Lenu var, Elena Ferrante’nin Napoli Romanları’ndan. Birinci cilt bitti, başka şeyler okuyorum. Bir baktım Lila ve Lenu’yu, Napoli sokaklarını, Ischia adasını, Solaraları, Sorrenteleri, deli Melinaları düşünüyorum. Neyi niye erteliyorum? Hemen gidip ikinci cildi ediniyor, artık yirmi yaşına gelmiş kızları okuyorum, yanına da geçen ay bir gün geçirdiğimiz Napoli’deki kendimi koyarak. Yanına da yumurta ister misiniz? Bu da benim yeğenim Afo. Başka ne isterdiniz? Kibarlıktan kırılıyor, iki buçuk yaşında yemek servisi yapıyor. Sonuç? Nap-poli is bet-ter than Mi-lan-no!

Elena’yı da kendim için okuyorum, yola da kendim için gidiyorum, ama hep gelip sana anlatıyorum bak, sana.

Formülü yok, doğrusu yanlışı yok, geldiği gibi geçiyor.

Onu diyorum.

Sana yazıyorum. Kendimdeki sana.

Mandala

NapoliRomanlari2

Napoli

 

2 Replies to “Sana”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s