Şifa olsun, namaste.”

İnternet sitesindeki hoca dersi kapadı. Hemen ardından akşam ezanı okunmaya başladı. Sanki o şifalı namasteyi beklemiş de başlamış gibiydi. Ellerim göğsümde, kalbimin üstünde kenetli, gözlerim kapalı, matımda bağdaş pozisyonunda oturmaya devam ettim. Ezanı dinledim. Sabahtan beri cenaze mi 15 Temmuz anması mı olduğunu kestiremediğim ama içimdeki bütün dalgaları köpürten peşpeşe duaların travması üstüne şimdi bu bambaşka bir şeydi. Gerçekten şifalıydı.

Bu sabah odamdaki sabit danışman koltuğumu dışarı, salona attım. Bu vesileyle salonda kendime pencere kenarında bir okuma köşesi daha yaptım. Ama niyetim o köşeden ziyade odamda tıkadığım alanı boşaltıp yeniden açmaktı. Oh Allahım, ortam nasıl da nefes aldı. Durmadım, hemen matımı yere yaydım. Bu yer bu matı çok özlemişti. Bu beden de bu odada bu zemini. O kadar ki Coffee bunu hissetti, matımı görmesiyle yanına kıvrılıverdi. Normalde yoga yaparken kapımı kapayıp kendisini dışarıda bıraksam da -ve o ne kadar kapıya pati atıp beni içeride yoklarken kızsam da- bu sefer, bilerek, tahammül etmeyi seçerek onu içeride bıraktım. Bilakis kalmasını istedim.

Düzeneğimi hazırladım, pratiğime başladım. Yerde, Coffee’nin kokusuna çok yakındım. Kaşınıp sırtını dişlerken saçtığı tüylerine de. Biraz boğazdan gıcıklandım, ama olsun, buna tamamdım. Mat üstüne yatar oturur, kalkar eğilirken Coffee’nin sessiz ve meraklı bakışlarını ara ara izledim. Ne yerinden kalkıp beni kokladı ne gelip benim yerime yattı. Hemen yanı başımda, sanki ne yaptığıma hakim ve sakin, üç beş kaşıntı ve silkelenme sonrası uykuya daldı.

Sırt üstü yattığım bazı pozlarda sol bacağım arada patisine değdi. Her zamanki gibi tüyleri yumuşacıktı. Rüyasındaysa bacakları titrek. Birbirimize temas içinde ama rahatsız etmeden, arada değerek ama kendi alanımızda kalarak, o uyuyarak ben mat üstünde akarak serimizi tamamladık. Savasana’da sanki ikimiz de derin uykudaydık. Nefeslerimiz gerçekten bir mi olmuştu, bu benim içten arzum muydu?

Ezan bitti, ellerimi de gözlerimi de açtım. Laptopu kucağıma alıp mat üstünde klavyeye davrandım. O dışarı çıkardığım koltuğu kışın şuraya sabit olarak koymamla başkasına alan açarken kendi alanımı kıstığımı anladım. O buraya geldiğinden beri mabedim odamda yoga yapamamıştım. Üstüne matımı içeride bir köşeye kaldırıp kendimi bu vicdan azabından kurtarmıştım. Halbuki şu evdeki, odamdaki, mabedimdeki pratiğin benim için nefes ve bedenden çok daha önce, en başta ve sadece kendimle buluşmam demek olduğunu atlamıştım.

İşte, noktasız virgülsüz bugünkü akış sonrası çalakalem yazdım. Merhaba mabedimdeki ben. Yeniden buradayım. Hem de Coffee’nin selamıyla.

(Bu Dolunay bana bir şeyler oldu, neredeyse her gün yazacak performanstayım. Durdurun beni!)

CofMatta

 

One thought

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s